"Emanet" ne demektir? Risalelerde geçen vecih ve manaları nelerdir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Emanet; birisine koruması için teslim edilen şey.

Istılahta, emanet için birçok mânalar verilmiş. Bunlar içerisinde en meşhur olanları şunlar:

“Dinî tekliflerin tamamı”, “farzlar”, “İslâm’ın emirleri”, “İnsana ihsan edilen her nimet”, “arza halife olma kabiliyeti.”

Emanetin zıddı, hıyanet. Yâni, emaneti korumamak, onu kendi nefsinin arzu ettiği gibi harcamak.

Emanet, irade sahibine verilir. Kasaya koyduğumuz para için, “paramı kasaya emanet ettim” demeyiz.

  • Ağır Yük

“Biz, emaneti göklere, yere ve dağlara arzettik. Onlar onu yüklenmeğe yanaşmadılar, ondan korktular da onu insan yüklendi. O cidden çok zâlim, çok câhil bulunuyor.” (Ahzab Sûresi, 72)

Emanetle ilgili bu âyet-i kerimede emanetin göklere, yere ve dağlara “teklif” değil, “arz” edildiğinden bahsedilir. Teklif edilseydi reddetmeleri düşünülemezdi.

Arz etmekte bir başka mâna vardır. Hani bir padişah, huzuruna çağırdığı bir askerine bir vazife arz eder. Meselâ, ona “sen kâtiplik yapabilir misin?” diyebilir. O nefer, padişahından özür dileyerek, “Maalesef benim okuma yazmam yok; olsaydı emrinizi bin can ile yerine getirirdim.” der.

Bu teklif, “Bana bir su getir.” demeye benzemez. Suyu her nefer getirir, ama kâtipliği herkes yapamaz.

Emanetle ilgili âyette de Cenâb-ı Hak, göklerden, yerden ve dağdan bir vazife istemiş, onlara bir emanet arz etmiştir. Bu emanet Onuncu Söz’ün Onbirinci Hakikatinde şöyle ifade ediliyor:

“Hem hiç kabil midir ki, Hâkim-i Bilhak, Rahîm-i Mutlak, insana öyle bir istidat verip, yer ile gökler ve dağlar tahammülünden çekindiği emanet-i kübrâyı tahammül edip, yani küçücük, cüz’î ölçüleriyle, san’atçıklarıyla Hâlıkının muhit sıfatlarını, küllî şuûnâtını, nihayetsiz tecelliyâtını ölçerek bilip; …”

Demek oluyor ki; göklerde, yerde ve dağlarda “ilim, kudret, irade gibi sıfatlar, merhamet, gazap gibi şuunat” bulunmadığı için onlar kendi istidatlarını kullanarak Allah’ın sıfatlarını ve şuunatını bilme görevini yüklenememişlerdir.

Emanetin bu varlıklara arz edişinin keyfiyetini bilemeyiz. Bu arz edişin sonsuz hikmetleri konusunda sadece şunu söyleyebiliriz:

Bu âyet-i kerime ile insanın kâinatı çok gerilerde bırakan istidadı, yer, gök ve dağlardan daha yüksek olan ehemmiyeti beyan edilerek, insanoğluna bu büyük sermayeyi yerinde ve dikkatle koruması tavsiye edilmiş oluyor.

Aksi halde, kendisine verilen bu zengin istidadı yanlış yolda kullanmakla zalûm (çok zalim) olacağı ve bu mükemmel istidat ile cenneti bırakıp cehennemi satın alacağı için de cehûl (çok câhil) olacağı ders veriliyor.

Cenab-ı Hak bütün mevcudat içinde insanları seçmiş ve emin bir halife-i arz ve kendisinin mükerrem bir mahlûku olması için, göğün ve yerin yüklenmekten çekindiği "Emaneti Kübra"yı ona vermiştir.

Bu konu ile ilgili Risalelerde geçen yerleri hatırlamaya gayret edelim:

"Ey hikmet! Bu gördüğün insanlar, Sultan-ı Ezelî'nin kudretiyle yokluk karanlıklarından ziyadar varlık âlemine çıkarılan mahluklardır. Sultan-ı Ezelî, bütün mevcudatı içinde biz insanları seçmiş ve emanet-i kübrayı bize vermiştir." (İşaratü'l-İ'caz, Fatiha Suresi Tefsiri)

"Bütün mahlukat üstünde bir mertebeye çıktılar ki, yümn-ü iman ile emn ü emanet ile mücehhez emîn bir halife-i arz oldular." (Sözler, On Birinci Söz)

Emanetin müteaddit vecihleri, fertleri, dalları vardır. Biz Risale-i Nur'da geçen yerlerden iktibas suretinde hülasa olarak bahsedeceğiz.

1. Emanetin en büyük vechi "ene" dir. Çünkü "ene" neredeyse bütün diğer vecihleri tazammun eder.

"Gök, zemin, dağ tahammülünden çekindiği ve korktuğu emanetin müteaddid vücuhundan bir ferdi, bir vechi, ene'dir." (Sözler, Otuzuncu Söz, Birinci Maksat)

2. Ruh, kalp, akıl, nefis ve ruhta ekili olan bütün manevî latifeler, istidatlar, azalar, duygular ve hissiyatlar...

"...Fâtır-ı Hakîm'in zevilhayatta ve cevher-i insaniyette vedia olarak koyduğu bütün cihazat-ı acibe ve techizat-ı hârikanın,.." (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

"Bir zaman bir padişah, raiyetinden iki adama, her birisine emaneten birer çiftlik verir ki; içinde fabrika, makine, at, silâh gibi her şey var..."

"Ve o çiftlikler, makineler, âletler, mizanlar ise, senin daire-i hayatın içindeki mâmelekin ve o mâmelekin içindeki cisim, ruh ve kalbin ve onlar içindeki göz ve dil, akıl ve hayal gibi zahirî ve bâtınî hâsselerindir." (Sözler, Altıncı Söz)

3. Bütün maddî ve manevî azalar, latifeler, istidat ve kabiliyetler...

"Hem insanın vücudu ve cesedi bile onun değildir. Çünkü kendisinin eser-i san'atı değildir. O vücudu yolda bulmuş, lakîta olarak temellük de etmiş değildir. Kıymeti olmayan şeylerden olduğu için yere atılmış da insan almış değildir. Ancak o vücud hâvi olduğu garib san'at, acib nakışların şehadetiyle, bir Sâni'-i Hakîm'in dest-i kudretinden çıkmış kıymetdar bir hane olup, insan o hanede emaneten oturur."

"...Senin hanen hükmünde bulunan cesedin bile emanettir. Mehasinin hep mevhubedir; seyyiatın meksûbedir." (Mesnevi-i Nuriye, Katre)

4. Cenab-ı Hakk’ın insana verdiği zaman ve hayat...

"Binaenaleyh Cenab-ı Hak her iki hayat levazımatını elde etmek için yirmi dört saatlik bir vakit vermiştir. Çoğunu aza, azını çoğa vermek suretiyle, yirmi üç saat kısa ve fâni olan dünya hayatına, hiç olmazsa bir saatı da beş namaza ve baki ve sonsuz uhrevi hayata sarfetmek lazımdır ki dünyada paşa, ahirette geda olmasın!" (Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale)

5. Mal, mülk ve nimetler...

"Ey insan! Senin elinde bulunan nefis ve malın senin mülkün değil, belki sana emanettir. O emanetin mâliki, her şeye kadîr, her şeyi bilir bir Rahîm-i Kerim'dir..." (Lem'alar, On Yedinci Lem'a)

"Mülk Allah'ındır. Sende emaneten duruyor. O emaneti ibka edip senin için muhafaza edecek. Sende kalırsa, meccanen zâil olur gider." (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)

6. Anne, baba ve akrabalar...

"Eğer rahmet-i Rahman istersen, o Rahman'ın vedialarına ve senin hanendeki emanetlerine rahmet et." (Mektubat, Yirmi Birinci Mektup)

7. Talim-i esma, ilim ve hakikat... Bu verilen ilim ile ihlasla amel etmek...

"Hazret-i Âdem'in melaikelere karşı kabiliyet-i hilafet için bir mu'cizesi olan talim-i esmadır ki, bir hâdise-i cüz'iyedir. Şöyle bir düstur-u küllînin ucudur ki: Nev'-i beşere câmiiyet-i istidad cihetiyle talim olunan hadsiz ulûm ve kâinatın enva'ına muhit pek çok fünun ve Hâlıkın şuunat ve evsafına şâmil kesretli maarifin talimidir ki; nev'-i beşere değil yalnız melaikelere, belki semavat ve arz ve dağlara karşı emanet-i kübrayı haml davasında bir rüçhaniyet vermiş ve heyet-i mecmuasıyla arzın bir halife-i manevisi olduğunu Kur'an ifham ettiği misillü; melaikelerin Âdem'e secdesiyle beraber, Şeytan'ın secde etmemesi olan hâdise-i cüz'iye-i gaybiye, pek geniş bir düstur-u külliye-i meşhudenin ucu olduğu gibi, pek büyük bir hakikatı ihsas ediyor." (Sözler, Yirminci Söz)

8. Emanetin bir farklı vechi de şuursuz mahlûkatın ibadet ve tesbihlerini şuur ve külli bir niyet ile Cenab-ı Hakk'a takdim etmektir.

"İnsan, hilafet ve emanetle mükerrem olsun, rububiyetin külliyat-ı şuununa şahid olarak kesret dairelerinde, vahdaniyet-i İlahiyenin dellâllığını ilân etmekle, ekser mevcudatın tesbihat ve ibadetlerine müdahale edip zabitlik ve müşahidlik derecesine çıksın da sonra kabre gidip, rahatla yatsın ve uyandırılmasın?" (Sözler, Onuncu Söz, Yedinci Hakikat)

"Fakat bu abdde bütün kâinata taalluk eden bir emanet beraberdir. Hem şu kâinatın rengini değiştirecek bir nur beraberdir. Hem saadet-i ebediyenin kapısını açacak bir anahtar beraber olduğu için, Cenab-ı Hak kendi zâtını bütün eşyayı işitir ve görür sıfatıyla tavsif eder. Ta o emanet, o nur, o anahtarın cihanşümul hikmetlerini göstersin." (bk. age., Otuz Birinci Söz)

9. Hizmet-i diniye, imaniye ve Kur'aniye...manevî yükler ve vazifeler...

"Ve madem bu müthiş zamanda ve dehşetli düşmanlar mukabilinde ve şiddetli tazyikat karşısında ve savletli bid'alar, dalaletler içerisinde bizler gayet az ve zaîf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumi ve kutsi bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur'aniye omuzumuza ihsan-ı İlahî tarafından konulmuş;.." (Lem'alar, Yirmi Birinci Lem'a / İhlas Risalesi)

Ayrıca emaneti kübrayı en güzel şekilde haml edip taşıyan ve bütün insanlara en güzel şekilde hüsnü misal olan, sıdk ve emanetle maruf peygamber ve onların reisi olan Hz. Muhammed (asm)'dır.

"Ve keza sıdk ve emanetle maruf Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm..." (İşaratü'l-İ'caz, Bakara Suresi 4. Ayetin Tefsiri)

Bize verilen bu emanetlerde en çok dikkat edilmesi gereken husus şudur:

Emaneti, sahibine satmak yani onun rızası ve isteği doğrultusunda kullanmaktır. Kesinlikle temellük nazarıyla bakmayıp sahiplenmemektir. Kendini malik görmemektir.

"Ve bu sayede قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَا daki مَنْ şümulüne dâhil olarak bihakkın emaneti îfa etmiş olur. Fakat kendisine müstakil nazarıyla bakmakla kendisini mâlik itikad ederse قَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَا nın şümulüne dâhil olmakla emanette hıyanet etmiş olur." (Mesnevi-i Nuriye, Şemme)

Bu hususa dikkat etmek her zaman kolay değildir. Çünkü Üstad Hazretleri "kırk sene ömrümde otuz sene tahsilimde dört kelime ile dört kelam öğrendim" dediği kelamdan birisi kendini her zaman malik görmemektir. Bu nazarda insanın çabası ve gayreti derecesindedir.

"Birinci Kelâm: اِنّ۪ى لَسْتُ مَالِك۪ى Ben kendime malik değilim. Ancak mâlikim kâinatın mâlikidir.
Fakat kendime mâlik nazarıyla bakıyorum ki, Mâlik-i Hakikî'nin sıfâtını ve sıfatların bir derece mahiyetini ve hududunu bileyim."

"Evet mevhum, mütenahî hududum ile Mâlik-i Hakikî'nin sıfatlarının bir cihette gayr-ı mütenahî hududunu bildim." (Mesnevi-i Nuriye, Katre)

Eğer emanetleri Allah yolunda kullanıldığında esma-i kudsiyeyi ilahiyenin gizli defineleri açılır, esmanın hazineleri izhar olur, hikmet-i âlemin tılsımını ve hilkat-i insanın muamması hall olur... rububiyetinin sıfât ve şuunatının hakikatlarını gösterir, tanıttırır... âlem-i vücubun künuzunu dahi açar...

"Rabian: Hamdin en meşhur manası, sıfât-ı kemaliyeyi izhar etmektir. Şöyle ki:

"Cenab-ı Hak insanı kâinata câmi' bir nüsha ve on sekiz bin âlemi hâvi şu büyük âlemin kitabına bir fihrist olarak yaratmıştır. Ve esma-i hüsnadan her birisinin tecelligâhı olan her bir âlemden bir örnek, bir numune, insanın cevherinde vedia bırakmıştır."

"Eğer insan maddi ve manevi her bir uzvunu Allah'ın emrettiği yere sarfetmekle, hamdin şubelerinden olan şükr-ü örfîyi îfa ve şeriata imtisal ederse, insanın cevherinde vedia bırakılan o örneklerin her birisi, kendi âlemine bir pencere olur. İnsan o pencereden, o âleme bakar. Ve o âleme tecelli eden sıfatla, o âlemden tezahür eden isme bir mir'at ve bir âyine olur. O vakit insan ruhuyla, cismiyle âlem-i şehadet ve âlem-i gayba bir hülâsa olur. Ve her iki âleme tecelli eden, insana da tecelli eder." (İşarat-ül İ'caz, 19)

Ya Rab! Kusurumuzu afvet, bizi kendine kul kabul et, emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl. Âmin...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...