"O infilak ve inkılaptan sonra, git gide letaif uykuya ve havas o hakaik noktasında gaflete düşüp,.." Buradaki "inkılap ve infilak" ne olabilir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Halbuki, o infilak ve inkılaptan sonra, gitgide letâif uykuya ve havâs o hakaik noktasında gaflete düşüp, o kelimât-ı mübareke, meyveler gibi, gitgide ülfet perdesiyle letafetini ve taravetini kaybeder. Âdeta, sathîlik havasıyla kuruyor gibi, az bir yaşlık kalıyor ki, kuvvetli, tefekkürî bir ameliyatla ancak evvelki hâli iade edilebilir. İşte, bundandır ki, kırk dakikada bir sahabenin kazandığı fazilete ve makama kırk günde, hatta kırk senede başkası ancak yetişebilir."(1)

Buradaki "inkılab ve infilak", Allah Resulü (asm)'in Kur’an vasıtası ile kalp ve gönüllerde yapmış olduğu itikad ve iman inkılabıdır. Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) 23 sene gibi kısa bir zamanda 124 bin sahabe yetiştirdi, medeni milletlere medeniyette üstad eyledi. Kur’an vesilesi ile onları şirk ve küfür karanlığından kurtardı, hidayet nuruna kavuşturdu. Bu iftihar tablosu büyük inkılab ve infilaktır.

Hz. Peygambere (asm.) risalet vazifesi verilmeden evvel, beşeriyet zifirî bir ka­ranlık içindeydi. Bu öyle bir karanlıktı ki, onda ne iz ne de yol belliydi. Şirkin, küfrün, putperestliğin ve zul­mün bütün nevileri o asırda katmer katmer toplanmıştı. Fısk ve fücur alabildiğine kol geziyordu. Müşriklerin gözleri hasetle dolu, göğüsleri gayz ve kinle kabarmış idi.

Putperestliğin ve hurâfâtın her türlüsünün yaşandığı, bütün batıl itikatların hâkim olduğu, insanların kızlarını diri diri toprağa gömecek kadar vahşileştiği, kalblerin şefkat ve merhametten mahrum olarak kaskatı kesildiği ve kabilelerin durmadan birbirlerinin kanlarını döktüğü dehşetli bir asır yaşanıyordu.

Heyet-i içtimaiyeyi pek kalın cehalet tabakaları kaplamış, putperestlik ve hurafelik akıl ve kalblerin nurunu söndürmüş, zulüm, yağma, gaddarlık, içki, fuhuş, kumar ve her türlü çirkeflik o zamanki insanların müşterek eğlencesi ve yegâne vasıfları haline gelmişti.

İşte zifirî karanlığın dehşetinden ve katmerli zulümlerden ruhların boğulduğu, kalblerin katılaşıp taşlaştığı o dehşetli asırda, ebedî bir güneşe, nurlu bir sabaha ve ihtişamlı bir bahara şiddetle ihtiyaç olduğu bir dönemde, risâlet semasından tevhid güneşi gözleri kamaştıracak ve güneşi gölgede bırakacak bir nur, bir azamet ve bir şaşaa ile dünyaya tecelli etti.

Habib-i Kibriya Efendimiz (asm) Kur’an vasıtasıyla o koyu karanlığı güneş gibi aydınlattı; ulviyeti ve nuru gözleri kamaştırdı ve hidayeti kalblere yerleşti. Zeminiyle, semasıyla, yıldızlarıyla, Ay'ı ve Güneş'iyle yepyeni bir âlem teşekkül etti. Âlemin havası ve iklimi değişti. İnsanlar aradıklarını buldu ve hakiki insani­yete kavuştular. Hakiki Mâlik ve Mabûdları olan Allah’ı tanıdılar ve tevhid akidesine kavuştular. Akıl ve kalplerine Allah’ın varlığı ve birliği, muhabbet ve mehafeti nakşedildi. İnsanlar hidayet meşalesi olan İslâm dini sayesinde medeniyetin en yüksek mertebesine çıktılar. Bu bakımdan insanlığa en büyük, en sağlam ve en mükemmel medeniyeti hediye eden Hz. Peygamber (asm)'dir. O, en ulvi ve hakiki bir medeniyet olan İslam ile beşeriyeti maddi ve manevi terakkinin zirvesine çıkarmıştır.

“İşte bak, şu cezire-i vâsiada vahşi ve âdetlerine mutaassıp ve inatçı muhtelif akvamı, ne çabuk âdât ve ahlâk-ı seyyie-i vahşiyanelerini def’aten kal’ u ref’ ederek bütün ahlâk-ı hasene ile teçhiz edip bütün âleme muallim ve medeni ümeme üstad eyledi. Bak, değil zahirî bir tasallut, belki akılları, ruhları, kalpleri, nefisleri fetih ve teshir ediyor. Mahbub-u kulûb, muallim-i ukûl, mürebbi-i nüfus, sultan-ı ervah oldu."(2)

Sahabeler hem karanlığın hem de ışığın en zirve noktalarında bulundukları için, her iki tarafın da derece ve mertebelerini en taze ve en mükemmel bir şekilde gördüler ve öylece hissettiler. Nasıl hadiseyi taze yaşayan birisine sonradan vakıf olan birisi hissetme noktasından yetişemez ise, aynı şekilde sahabelere iman ve Kur’an’ı çok taze bir şekilde hissetme ve doyma noktasında sonraki mü’minler yetişemez.

Dipnotlar:

1) bk. Sözler, Yirmi Yedinci Söz'ün Zeyli.

2) bk. Sözler, On Dokuzuncu Söz, Yedinci Reşha.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...