"Kimin haddi var ki, sahabenin adalet ve sıdk ve ulviyet ve hakkaniyet hususundaki kuvvetlerine, metanetlerine, takvalarına yetişebilsin veya derecelerinden geçsin?" Kendilerini sahabelerle kıyaslayanlar var, bu ifadenin geçtiği paragrafı açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Halbuki, o zamandan sonra, git gide ve gele gele, sıdk ve kizb ortasındaki mesafe azala azala, omuz omuza geldi. Bir dükkânda ikisi beraber satılmaya başladığı gibi, ahlak-ı içtimaiye bozuldu. Propaganda-i siyaset, yalana fazla revaç verdi. Yalanın müthiş çirkinliği gizlenip, doğruluğun parlak güzelliği görünmemeye başladığı zamanda, kimin haddi var ki, sahabenin adalet ve sıdk ve ulviyet ve hakkaniyet hususundaki kuvvetlerine, metanetlerine, takvalarına yetişebilsin veya derecelerinden geçsin?"(1)

Sahabe asrında doğruluğun, imanın, güzelliğin, hakkaniyetin ve adaletin timsali ve modeli Hazret-i Peygamber (asm) idi. Küfrün, şirkin, yalanın ve sahtekârlığın timsali ise Ebu Cehil ve Müseylime gibi müşriklerdi.

Sahabeler ise, her iki modeli de bütün ayrıntıları ile müşahede eden, inceleyen, ölçen ve tartan seyircilerdi. Üstelik fıtratı bozulmamış, karakteri sağlam ve seciyeleri yerinde olan seyirciler.

Sonra sahabe, fıtratlarının gereği olarak doğruluğun, imanın, güzelliğin, hakkaniyetin ve adaletin timsali olan Hazret-i Peygamber (asm)'e sadakatle iman edip etrafında pervane oldular. Küfrün, şirkin, yalanın ve sahtekârlığın timsali olan Ebu Cehil, Müseylime ve onun gibi müşriklerden de yılandan, akrepten kaçar gibi kaçtılar.

Yani sahabe asrında yalan ile doğruluğun arası sera ile Süreyya kadar açık ve uzaktı. Böyle bir mesafe ve uzaklık insana, hakka ve doğruluğa taraftar olma konusunda büyük bir kolaylık ve avantaj sağlıyor.

Ama sonraki dönemlerde yalan ile doğruluğun arasındaki bu çok uzun mesafe giderek kapandı, yalan ile doğruluk omuz omuza geldi; hatta bazen yalan daha çok itibar görmeye başladı. Haliyle sahabenin elindeki avantaj daha sonraki insanların elinden kaydı gitti.

Sahabedeki manevi avantaj, insanlık tarihinde hiçbir ümmete hiçbir topluma nasip olmayan bir avantajdır. Çünkü bu avantaj Hazret-i Peygamber (asm)'e yani iki cihan güneşine dost ve arkadaş olma avantajıdır.

"Heyhat! Değil bunlar gibi insan suretindeki hayvanlar, belki hakiki insanlar ve hakiki insanların en kâmilleri olan evliyanın büyükleri, sahabenin küçüklerine karşı müsavat davasını kazanamadıkları, gayet kati bir surette Yirmi Yedinci Söz'de ispat edilmiştir."(2)

Dipnotlar:

1) bk. Sözler, Yirmi Yedinci Söz'ün Zeyli.

2) bk. age.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...