"O makama ve o makamın cüz’î bir nümunesine veya bir gölgesine girenler, kendilerini o makamla has münasebettar meşhur zatlar zannediyorlar..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Makamât-ı evliyadan bazı makamlarda Mehdî vazifesinin hususiyeti bulunduğu ve Kutb-u Âzama has bir nisbeti göründüğü ve Hazret-i Hızır'ın bir münasebet-i hassası olduğu gibi, bazı meşâhirle münasebettar bazı makamat var. Hatta o makamlara Makam-ı Hızır, Makam-ı Üveys, Makam-ı Mehdiyet tabir edilir."
"İşte bu sırra binaen, o makama ve o makamın cüz'î bir nümunesine veya bir gölgesine girenler, kendilerini o makamla has münasebettar meşhur zatlar zannediyorlar. Kendini Hızır telakki eder veya Mehdi itikat eder veya Kutb-u Âzam tahayyül eder. Eğer hubb-u caha talip enâniyeti yoksa, o halde mahkûm olmaz. Onun haddinden fazla dâvâları şatahat sayılır; onunla belki mesul olmaz. Eğer enâniyeti perde ardında hubb-u caha müteveccih ise, o zat enâniyete mağlup olup, şükrü bırakıp fahre girse, fahirden git gide gurura sukut eder. Ya divanelik derecesine sukut eder veyahut tarik-i haktan sapar. Çünkü büyük evliyayı kendi gibi telakki eder, haklarındaki hüsn-ü zannı kırılır. Zira, nefis ne kadar mağrur da olsa, kendisi, kendi kusurunu derk eder. O büyükleri de kendine kıyas edip kusurlu tevehhüm eder. Hatta, enbiyalar hakkında da hürmeti noksanlaşır." (Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Dokuzuncu Kısım.)
Kâinatta her şeye hak ettiği kıymetin verilmesi gerekir. Büyük, küçük olamaz; küçük de büyüğün yerini dolduramaz. Bu yüzden büyük büyüklüğü ile küçük de küçüklüğü ile kıymetlidir. Allah’ın eşyaya verdiği kıymeti ve takdiri aynı ile kabul etmek gerekir.
Damla denize işaret edebilir, ama "ben de denizim" diyemez. Bir asker askerlik münasebeti ile "ben ordunun bir mensubuyum" diyebilir, ama asla "ben orduyum" diyemez. Ordunun yapabileceği bir şeyi nefere dayandırmak ne kadar yanlış ise, nefere ait adi bir sıfatı orduya nisbet etmek de o kadar hakikati ters yüz etmektir.
Bir damla su, güneşin aksini üstünde gösterebilir, ama asla "Güneş'in o hakiki sıfatı bende de var." diyemez. Bu yüzden damlada görünen zayıf bir yansımaya bakarak; “Güneş bütün haşmet ve azameti ile buradadır.” demek, tam bir hatadır. Aynı şekilde Allah’ın azamet ve haşmetini adi bir şeyde aramak, göremeyince de inkâra sapmak tam bir zulümdür.
İnsanları zulme ve yalana götüren, bu muvazenenin nazara alınmamasıdır. Mesela, bazı dalkavuklar krala; "Sen şöyle aslansın böyle kaplansın, cihanın tek muktedir liderisin." deyip, onu olduğundan daha fazla gösterirler. Kral da onların o takdirine ayak uydurmak için ya zulme girer ya da sun’î bir gösterişe sapar. Hâlbuki kralın hakiki dostu ona hakiki vaziyetini anlatır, o da vaziyetini ona göre şekillendirir, zulme ve yalancı vaziyetlere düşmekten kurtulur. Firavun’un ilahlık iddiasında, dalkavuk veziri Haman’ın yalan ve tezviratının rolü çok büyüktür.
Bazı ehliyetsiz ve liyakatsız salikler, kendi cüz’î makamlarını büyük evliyaların külli makamı ile karıştırdığı için, kendinde bulunan pest ve adi hâlleri o büyük zatlarda da hayal etmeye başlıyorlar. Bu karıştırmaktan dolayı o büyük zatlara olan hürmet ve tazim azalıyor ve onlardan da pest ve adi hâllerin çıkabileceğine inanmaya başlıyorlar. Hatta bir noktadan sonra onların büyük makamlarını da inkâr edebiliyorlar. O büyük zatlarda at kişnemesi mesabesinde olan adi / basit hâlleri ve sıradan sözleri onlara yakıştırıyor.
Mesela, basit bir adam, -haşa- İmam-ı Rabbanî gibi âli bir zâtı kendi gibi basit görse, kendinden sâdır olan basit şeyleri ona vermekte bir beis görmez. Yani bir nevi at kişnemesi kıvamında olan basit şeyleri ona kolayca isnad edebilir.
Büyük evliyaların bazı hallerinin ve sıfatlarının sıradan bir evliyada da bulunması o evliyayı büyük evliya yapmaz. Onbaşı olan bir askerde de komutanlığın cüz’î bir sıfatı ve manası vardır, lakin "Ben de paşa gibi bir komutanım." diyemez, dese zulüm ve haksızlık etmiş olur.
Cüz’î numune ve gölge, onbaşıda bulunan komutanlığın bazı vasıfları ve hususiyetleridir. Mesela onbaşı, on askeri sevk ve idare ederken, binbaşı bin askeri sevk ve idare eder. Sevk ve idare etme noktasında onbaşı ile binbaşı arasında müşterek noktalar vardır. Hata olan husus ise, bu müşterek noktalardan hareketle onbaşının binbaşı tavrını takınmasıdır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü