"O Şems-i Ezelînin tecellîsine mazhariyetle, kavânin-i hikmetine ve desâtir-i ilmiyesine ve nevâmis-i kudretine irtibat peydâ eder." cümlesindeki tabirleri izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Öyle de وَ ِللهِ الْمَثَلُ اْلاَعْلٰى eğer hadsiz eşya ve mahlûkat Vâhid-i Ehade verilse, o vakit o irtibatla herşey birer mazhar olur. O Şems-i Ezelînin tecellîsine mazhariyetle, kavânin-i hikmetine ve desâtir-i ilmiyesine ve nevâmis-i kudretine irtibat peydâ eder. O vakit, havl ve kuvvet-i İlâhiye ile her şeyi görür bir gözü ve her yere bakar bir yüzü ve her işe geçer bir sözü hükmünde bir cilve-i Rabbâniyeye mazhar olur."(1)

Kavânin-i hikmet; Allah'ın kâinatta yerleştirdiği âdetullah veya sünnetullah dediğimiz hikmet kanunlarıdır. Her şey Hakîm isminin kanunları çerçevesinde yaratıldığı için, eşya sayısız fayda ve hikmetlerle yaratılmaktadırlar.

Bitkiler âlemindeki sayısız ilim ve hikmetler botanik ilminde ve onun alt dalları olan morfoloji, fizyoloji, genetik gibi ilim dallarında hayretle izlenmiş ve kaydedilmiştir. Şimdi misalimizdeki çiçek kendinde görünen hikmetleri ancak Allah’ın ilim ve hikmetinin mazharları olan eşyanın ona hizmet etmeleriyle kazanmıştır. Kendisinin bu kanunlardan ve ilimlerden habersiz olduğu açıktır.

"İsm-i Hakîmin cilve-i âzamından olan hikmet-i âmme-i kâinat, iktisad ve israfsızlık üzerinde hareket ediyor, iktisadı emrediyor." (30. Lem’a)

Allah her şeyde en kısa, en hafif, en faydalı, en kolay ve en iktisadlı yolları ihtiyar ediyor. Bütün bunlara "hikmetle iş görmek" deniliyor. Allah, her vazifeyi görecek ayrı ayrı şeyler yerine, çok vazifeleri görecek bir şey yaratıyor.

Mesela Allah bir karaciğere dört yüz vazife takmak yerine, her vazife için ayrı bir karaciğer yaratsa idi, insanın dağ kadar bir bedeni olması gerekirdir. İnsan da iktisad ve kanaat üzerine yaşarsa hem Allah'ın kâinattaki İlâhî icraatına uygun hareket etmiş olur hem de hayatı rahat, huzurlu ve bereketli geçer. Kâinatta cari olan iktisad ve hikmete zıt hareket etmek, akıntıya karşı yüzmek gibidir; insanı yorar ve maksuduna ulaştırmaz.

Allah, bir ton elma vermek için bir ağaç yaratmak yerine, her bir elma için ayrı bir ağaç yaratmış olsa idi, daha kısa, daha hafif ve daha kolay bir yolu terk etmiş, hikmet ve iktisada zıt icraat yapmış olurdu.

Kâinatta, hikmetin ve iktisadın hükmettiğine ve israfın olmadığına her şey delildir.

Desâtir-i ilmiye; ilmin düsturları, kaideleri ve prensipleri demektir. Kâinatta her şey, ilim sıfatının ölçü ve prensipleri ile yaratılmışlar ve yaratılıyorlar. Bunun en büyük ispatı kâinatı inceleyen fen ilimleridir. Fizik, kimya, biyoloji, tıp, coğrafya ve astronomi gibi ilim dalları ilim sıfatının tecellilerini tetkik edip inceliyorlar. Kâinatta ilahî bir isim olan Alîm isminin prensipleri işliyor olmasaydı, bugün fen ilimleri diye bir şey olmazdı. İşte her şey ve her zerre zatında cahil iken, Allah'ın sonsuz ilmine âyine olması hasebiyle, harika işler görebiliyorlar.

Nevâmis-i kudret; kudretin kanunları demektir. Nevâmis kanunlar ve kaideler mânasına geliyor. Her şeyde hikmet ve ilim nasıl hükmediyorsa, aynı şekilde İlahî kudretin kanunları da işliyor. Meselâ; suyun kaldırma kuvveti ve yerçekimi, İlahî kudretin birer kanunlarıdırlar. İşte zatında hiçbir kuvvet ve kudreti olmayan bir zerre, Allah'a intisab ederek bütün kâinattaki kudret kanunlarına irtibat peyda ederek ona göre adım atıyor ve harika işler görüyor.

(1) bk. Mektubat, Yirminci Mektub'un Onuncu Kelimesine Zeyl.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...