Block title
Block content

On Altıncı Söz, Birinci Şua'daki Temessül Bahsini Açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İn’ikas ve temessül; bir şeyin aynı ile başka bir şeyde yansıması demektir. Mesela bir mum etrafında halka şeklinde on adet ayna bulunsa, her bir aynada mum temessül eder. Yani aynı vasıfları ile o aynaların içinde bulunur. Bir tek mum  iken, on mum olur.

Temessülün yansımadan bir farkı, temessül yansıdığı yerde bütün vasıfları ile yansır. Yansımada ise sadece zahir görüntüsü olarak yansır.

Mesela o mum yerinde bir insan olsa, bu insan on aynanın hepsinde görünse, sadece birisi asıl olur, diğerleri görüntü olarak ayna içinde vardır. Yani insanın aynadaki yansımaları cansız ve ruhsuz olarak yansır, aslının yerini tutmaz.

Ama temessül etmiş olsa, bizzat asıl şahsı itibari ile o aynaların yanında ve içinde  bulunur. Bir insan iken, on insan olur. Her bir aynada tam manası ile tasarruf eder. Her aynanın içinde bizzat bulunur; birisi asıl iken diğerleri kopya olmaz, hepsi asıl olur.

Mesela Cebrail (as) temessül sırrı ile bir anda binlerce yerde aynı ve zatı ile bulunabilir. Yani bir Cebrail asıl olup da diğerleri kopyası ya da sureti anlamında değildir. Şuuru ile bütün vasıfları ile bir anda her yerde temessül edebilir. Yukardaki mum misalinde olduğu gibi, Cebrail (as) tek bir zatı ile bütün eşya aynalarında aynı ile temessül edebilir.

Arştaki Cebrail (as) ile insan huzuruna gelen Cebrail (as) arasında şöyle küçük bir fark vardır, oda şudur: Arş çok cami ve geniş bir ayna olduğu için, Cebrail (as) bütün haşmet ve azameti ile arşta temessül eder, insan ise küçük ve musaggar bir ayna olmasından arştaki gibi azametli ve haşmetli temessül etmiyor. İnsanın tahammül edeceği bir yansıma ile görünüyor. Lakin bu görünmede aynilik ve bizatihilik vardır. Yani arştaki hakiki, insan huzurundaki Cebrail kopyası ya da sahtesi demek değildir. Cebrail (as) tam nurani bir varlık olduğu için her temessül ettiği aynada bizzat zatı ile bulunur. Lakin ayna küçük veya büyük olduğu için, haşmet ve azamet de aynanın kabiliyetine göre oluyor.

 Bu temessül ve yansımanın asliyetinin ve vasıflarının aksetmesi  bakımından mertebeleri vardır. Risale-i Nur'da temessülün çok mertebelerinden üç tanesi beyan edilmiş.

"Birincisi: Kesif, maddî şeylerin akisleridir. O akisler hem gayrdır, ayn değil; hem mevattır, ölüdür. Hüviyet-i suriyesinden başka hiçbir hâsiyete mâlik değil. Mesela, ayineler mahzenine giren Said, ayineler vasıtası ile binler Said oluyor, ama hakiki ve hayatlı olan Said birdir, diğerleri ise meyyit ve suretten ibarettir."

"İkincisi maddi nuranilerin aksidir. Burada akis ne ayn ne de gayrdır diye ifade ediliyor. Yani aksettiği mahalde, akseden yarı nurani madde mahiyet ve vasıflarının büyük bir kısmını ve çok hasiyetlerini intikal ettirip, irsiyet ediyor ama birebir tam tutmuyor, ayniyete geçmiyor."

"Mesela, Allah’ın Nur ismine mazhar olan Güneşin parlak ve şeffaf olan şeylerdeki tecelli ve temessülü gibi... Güneş, azameti ve kibriyası ile beraber her şeye ziyası ve ziyasındaki yedi rengi ile aks edip tecelli ettiği vechi ile vahdaniyetini gösterir. O vahidiyet içinde yine ehadiyeti ile cüzi ve küçük bir cam parçası ya da su damlasında da aynı hasiyet ve aks ile tecellisini izhar ediyor. Ziyasındaki yedi rengi, yedi sıfatı olsa idi, yedi sıfatı yani görmek, işitmek, irade gibi sıfatlarla bütün ihatasında olan mevcudat ile bir nevi münasebet ve tecelli ile her şeyin yanında hazır ve nazır olacaktı. Yarı nurani olmasından, ekser sıfatları tecelli ettiği mahalde de ayniyet ile tutacaktı. Bu yüzden güneş tek ve yekta olmasına rağmen her yerde nuraniyet sırrı ile hazır ve nazır olur, bir işi diğer işine mani olmaz. Kesiflerdeki mekan ve zaman kaydı nuranilerde kaybolur ve asla bir sınırlama ve kayıt olmaz."

"
Üçüncüsü: Nuranî ruhların aksidir. Şu akis hem hayydır, hem ayndır. Fakat aynaların kabiliyeti nisbetinde tezahür ettiğinden, o ruhun mahiyet-i nefsü'l-emriyesini tamamen tutmuyor."

"Meselâ, Hazret-i Cebrâil Aleyhisselâm, Dıhye suretinde Huzur-u Nebevî (asm)'de bulunduğu bir anda, huzur-u İlâhîde, haşmetli kanatlarıyla Arş-ı Âzamın önünde secdeye gider, hem o anda hesapsız yerlerde bulunur, evâmir-i İlâhiyeyi tebliğ ederdi. Bir iş bir işe mâni olmazdı."
(1)

Özet olarak mahluk ve yaratılmış olan tam nurani şeyler böyle bir anda sayısız şeyleri yapmaya kadir olurlarsa, madde ve kayıttan münezzeh ve mukaddes olan Allah elbette bir ve yekta olmasına karşın, her şeyin yanında isim ve sıfatları ile hazır ve nazır olması, gayet basit ve kabul edilebilir bir şeydir. İşte bu manayı akla yaklaştırmak için Üstad Hazretleri temessül sırrını kullanıyor.

(1) bk. Sözler, On Altıncı Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

Anadolu
Allah razı ve yardımcnz olsun.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...