"Cam, su, hava, âlem-i misal, ruh, akıl, hayal, zaman ve saire gibi, tecellî-i timsal akislere mahal ve mazhar olan çok şeyler vardır..." Bu i'lemi açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem eyyühe’l-aziz! Cam, su, hava, âlem-i misal, ruh, akıl, hayal, zaman ve saire gibi, tecellî-i timsal akislere mahal ve mazhar olan çok şeyler vardır. Maddiyat-ı kesifenin timsalleri hem münfasıl, hem ölü hükmündedirler. Çünkü, asıllarına gayr oldukları gibi, asıllarının hâsiyetlerinden de mahrumdurlar. Nurânîlerin timsalleri ise, asıllarıyla muttasıl ve asıllarının hâsiyetlerine mâlik ve asıllarına gayr değillerdir. Binaenaleyh, Cenâb-ı Hak, şemsin hararetini hayat, ziyasını şuur, ziyadaki renkleri duygu gibi yapmış olsaydı, senin elindeki ayinede temessül eden şemsin timsali seninle konuşacaktı. Çünkü o, timsalinde oldukça harareti, ziyası, renkleri olurdu. Hararetiyle hayat bulurdu. Ziyasıyla şuurlu olurdu. Renkleriyle de duygulu olurdu. Böyle olduktan sonra, seninle konuşabilirdi. Bu sırra binaendir ki, Resul-i Ekrem (a.s.m.), kendisine okunan bütün salâvat-ı şerifeye bir anda vakıf olur."(1)

Bu İ’lem, On Altıncı Söz'ün çekirdeği olduğu için, en güzel açıklaması da yine On Altıncı Söz’dür. Burada sadece birkaç noktaya temas edeceğiz:

"Maddiyat-ı kesîfenin timsâlleri hem münfasıl, hem ölü hükmündedirler."

Katı cisimlerin aynalardaki akisleri münfasıldır ve hükmen ölüdürler.

Münfasıl kelimesi, aynadaki timsallerin o kesif cisimden mahiyet olarak ayrı oldukları, onun hususiyetlerini taşımadıkları mânasını ifade eder. Taşın aynadaki aksi sert olmadığı gibi, insanın aynadaki aksi de canlı değildir.

Muttasıl; bitişik demektir; güneşin ışığı aynaya giriyor, aralarında bir bağ var. Bizimle aynadaki suretimiz arasında hiçbir bağ yok. Biz aynadaki suretimize muttasıl değiliz, münfasılız; ondan ayrıyız.

“Asıllarına gayr olmaları”

Taşın aynadaki timsali taş değildir, insanın timsali de insan değildir. Aynadaki suretler asıllarına gayr olunca onların hiçbir sıfatını da taşımazlar.

Nuranîler böyle değildir. Güneşin timsalinin de ısısı, ışığı ve renkleri vardır. Yâni bu timsaller güneşin sıfatlarını kısmen taşıyabiliyor.

Güneş’in ışığı onun şuuru olsaydı, tecelli ettiği bütün aynaları birlikte bilir, hepsinden haberdar olurdu. Biriyle alâkadar olması diğerine teveccüh etmesine mâni olmazdı. Keza, güneşin renklerinden birisi onun konuşma sıfatı olsaydı, o bir tek güneş sayısız aynalardaki tecellilerinin tümüyle birlikte konuşabilirdi.

On Altıncı Söz’de Güneş'in yarı nuranî olduğu ifade edilir. Güneş'in maddesi onun bütün aynaların yanında bizzât bulunmasına mânidir, ancak ziyası, harareti, renkleri vasıtasıyla onlarla alâka kurar. Melekler böyle değildir, birçok yerde bir anda bizzât bulunabilirler.

Üstad Hazretleri Resûl-i Ekrem (asm) hakkında “mahiyeti nur, hüviyeti nuranî” ifadesini kullanır. Yarı nuranî olan Güneş bütün aynalardaki timsalleriyle bir anda ve beraber konuşabilince, elbette “Resûl-i Ekrem (asm) kendisine okunan bütün salâvat-ı şerifeye bir anda vâkıf olur.”

İn’ikas ve temessül; bir şeyin başka bir şeyde yansıması demektir.

Mesela, nuranî bir varlık olan Cebrail (as) temessül sırrı ile bir anda binlerce yerde zatı ile bulunabilir. Arştaki Cebrail (as) ile Dıhye adlı sahabe suretinde görünen Cebrail (as) aynıdır.

Resul-i Ekrem Efendimiz (asm)'in mübarek bedeni de ruhu gibi letafet ve nuraniyet kazandığı için, her âzası ile görüp işitiyordu, mi’raca da bedeni ile beraber yükseldi. Resulullah Efendimiz (asm.) temessül sırrı ile getirilen milyonlarca salavatı birden işitip hepsine aynı anda karşılık verebilir. Birisi diğerine mâni olmaz.

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Habbe.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

sami

Üstadın daha geniş diğer bir izahı için bakınız: On Altıncı Söz

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
baybarshan
Maaşallah...
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ramazan çalışan

Güneş'in yarı nuranî olduğu ifade edilir. Güneş'in maddesi onun bütün aynaların yanında bizzât bulunmasına mânidir, ancak ziyası, harareti, renkleri vasıtasıyla onlarla alâka kurar.

Denildikten sonra, fakat, 

Melekler böyle değildir, birçok yerde bir anda bizzât bulunabilirler. Deniliyor.

Cenab--ı Allah sonsuz nur iken, herşeyin yanında bizzat değil, ism ve sıfatları ile bulunduğu halde, nasıl oluyorda melekler bizzat bulunuyor?

Birinci soru bu. Diğeri ise,

Zaten aşağıdaki parağrafta, İn’ikas ve temessül tarifi yapılırken, "Mesela, nuranî bir varlık olan Cebrail (as) temessül sırrı ile bir anda binlerce yerde zatı ile bulunabilir." Deniliyyor

Demek ki, " temessül sırrı ile yansımak" güneşin zerrede yansımadından farklı bir şey.

 Burada ki ikinci soruda şu" Temessül sırrı ile bizzat her yerde bulunmayı örnekle açıklarmısınız?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Allah zaman ve mekandan münezzeh ve mukaddes olduğu için cisim ile ittisal edemez zat itibarı ile onun yanında bulunmaz ama melek mahluk olduğu için mahlatın yanında bulunabilir. 

Ruhun bedenin tamamına bir anda hükmetmesi temessül sırrı ile bizzat her yerde bulunmaya bir örnektir. 

 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ramazan çalışan

Üstad Hazretleri Resûl-i Ekrem (asm) hakkında “mahiyeti nur, hüviyeti nuranî” ifadesinde, mahiyeti deyince bedeni, hüviyetini deyince de, ahlakı, cesareti ve cömertliği gibi hüsusiyetlerinimi anlamalıyız?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Olabilir. 
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...