Block title
Block content

On Birinci Lem'a, Altıncı Nükte'yi açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"ALTINCI NÜKTE"

"Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: كُلُّ بِدْعَةٍ ضَلاَلَةٌ وَكُلُّ ضَلاَلَةٍ فِى النَّارِ  Yani,  اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ sırrıyla, kavaid-i Şeriat-ı Garrâ ve desâtir-i Sünnet-i Seniyye tamam ve kemâlini bulduktan sonra, yeni icadlarla o düsturları beğenmemek veyahut -hâşâ ve kellâ- nâkıs görmek hissini veren bid’aları icad etmek dalâlettir, ateştir."(1)

 Bid’at, Peygamber Efendimiz (asm)'in  sünnetini beğenmeyip onun yerine başka bir yol, başka bir tarz, başka bir yaşam şekli ve alternatif bir çığır açmaktır ki, bu hem sünnete hem de bir çok ayetin hükmüne  aykırıdır. Bu nüktede ana tema bid’atın bu tehlikeli boyutudur.

O ayet ve hadislerden  bazıları şöyledir:

“Hiç şüphesiz Allah katında din İslâm’dır.” (Âl-i İmrân, 3/19)

“Bugün sizin için dininizi kemâle, üzerinizdeki nimetimi tamama erdirdim. Sizin için din olarak İslâm’dan razı oldum.” (Mâide, 5/3)

“Her kim din olarak İslâm’dan başkasını ararsa, ondan asla kabul edilmeyecek ve o, âhirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.” (Âl-i İmrân, 3/85)

Altıncı Nükte'nin başındaki hadis-i şerifte ise mealen şöyle buyuyruluyor:

"Her bid'at dalâlettir ve her dalâlet cehennem ateşindedir."(2)

Sünnet, İslam dininin ikinci temel rüknü ve esası olmasından dolayı, İslam kavramı içinde önemli bir yer tuttuğu için bu ayetlerin zımnındadır. Öyle ise bidate sapmak bu ayetlerin hükmüne aykırı hareket etmek anlamına da geliyor.

Bu zamanda Müslümanlar için en tehlikeli bid’atleri birkaç madde halinde şu şekilde sıralayabiliriz:

Birincisi, Ehl-i sünnetin yolunu ve usulünü reddedip Müslümanların istikametine zarar vermektir... Ayet ve hadisleri en sağlıklı ve sağlam anlamanın yolu Ehl-i sünnetin istikametli usulü ve çizgisidir. Bunun dışına çıkmak hem bid’at hem de tehlikeli bir sapmadır. Bugün "Bize Kur'an yeter, sünnet ve icma bize gerekmez." diyenler bu kapsama girerler.

İkincisi, İslam aleyhine olan fikri ideoloji ve doktrinlere bilerek veya bilmeyerek taraftar olmaktır. Maalesef günümüzde bir çok Müslüman akımlar, bu ideoloji ve doktrinlerin tesirinde ayet ve hadisleri yorumlamaya kalkışıyorlar ve Ehl-i sünnetin istikamet çizgisinden çıkıp ifrat ve tefrit akımların hakimiyetine teslim oluyorlar. İktisadi sınıflar noktasında bazıları komünizmin, bazıları da kapitalizmin tesirinde kalarak ya servet düşmanlığı yapıyorlar ya da servetperestlik esiri oluyorlar.

Üçüncüsü, bazı din ve ideolojilerin vasıta ve ritüellerini İslam toplumuna angaje etmektir. Yılbaşı kutlamak, Latin harflerini Kur’an harflerinin yerine ikame etmek, moda altında dinimizin özü ve ruhu ile uyuşmayan bir takım kıyafetleri zorunlu bir şeymiş gibi dikta etmek, ayrıca  şehvet ve çarpık cinsel dürtüleri tetiklemek için idol modeller türetmek, top modeller gibi bunların hepsi sinsi ve tehlikeli bidatler sınıfındandır. Halbuki bizim her alanda tek rehber ve modelimiz Allah Resulü (asm)'dir.

Dördüncüsü, doğrudan sünnetin keyfiyet ve kemiyetine müdahale edip şeklini ve asliyetini tahrif etmektir.  Sarığın yerine şapkanın konulması, ezanın Türkçe okunması, evliya kabrini ziyaret etmeyi hacca gitmeye mukabil tutmak,  türbelere ve kabirlere mum dikmek, ağaçlara ve türbe pencerelerine bez bağlamak, tuz serpmek ve benzer şeyler gibi batıl adetleri ibadet telakki etmektir.

Son olarak Risale-i Nur'dan bir paragraf ile bidat ve tehlikesine işaret edelim:

"Sünnet-i Seniyyenin merâtibi var.  Bir kısmı vâciptir, terk edilmez. O kısım, Şeriat-ı Garrâda tafsilâtıyla beyan edilmiş. Onlar muhkemattır, hiçbir cihette tebeddül etmez. Bir kısmı da nevâfil nev’indendir. Nevâfil kısmı da iki kısımdır:"

"Bir kısmı, ibadete tâbi Sünnet-i Seniyye kısımlarıdır. Onlar dahi şeriat kitaplarında beyan edilmiş; onların tağyiri bid’attır. Diğer kısmı, 'âdâb' tabir ediliyor ki, Siyer-i Seniyye kitaplarında zikredilmiş. Onlara muhalefete bid’a denilmez; fakat âdâb-ı Nebevîye bir nevi muhalefettir ve onların nurundan ve o hakikî edepten istifade etmemektir. Bu kısım ise, örf ve âdât, muamelât-ı fıtriyede Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın tevatürle malûm olan harekâtına ittibâ etmektir. Meselâ, söylemek âdâbını gösteren ve yemek ve içmek ve yatmak gibi hâlâtın âdâbının düsturlarını beyan eden ve muaşerete taallûk eden çok sünnet-i seniyyeler var. Bu nevi sünnetlere 'âdâb' tabir edilir. Fakat o âdâba ittibâ eden, âdâtını ibadete çevirir. O âdâbdan mühim bir feyiz alır. En küçük bir âdâbın mürââtı, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı tahattur ettiriyor, kalbe bir nur veriyor."

"Sünnet-i Seniyyenin içinde en mühimi, İslâmiyet alâmetleri olan ve şeâire de taallûk eden sünnetlerdir. Şeâir, adeta hukuk-u umumiye nev’inden, cemiyete ait bir ubudiyettir. Birisinin yapmasıyla o cemiyet umumen istifade ettiği gibi, onun terkiyle de umum cemaat mes’ul olur. Bu nevi şeâire riyâ giremez ve ilân edilir. Nafile nev’inden de olsa, şahsî farzlardan daha ehemmiyetlidir."(3)

Peygamber Efendimiz (asm)'in sünneti insan hayatının her tarafını kuşatmıştır. Sünnetin en büyük gaye ve amacı; her hususta Allah’ın razı olacağı davranışı sergilemek ve her şeyde Allah’ı hatırlatacak amellerde bulunmaktır. Yani ben gündelik ve sıradan işlerimde sünnete uygun hareket edersem, hem o işlerim ibadete dönüşür, hem de sürekli Allah’ı akılda ve hatırda tutmama sebep olur. Bu yüzden her halimizde sünnete tabi olmalıyız ya da olmaya gayret göstermeliyiz.

Peygamberimiz (asm)'in bütün davranış ve fiilleri, Allah’ın kontrolünde ve rızası dairesinde olduğu için, onun her hareket ve davranışı insanlığa bir model, bir rehberdir. İman edenler olarak bizim en büyük gayemiz; Allah’ın rızasını kazanmak ve onu sürekli hatırlamak olduğuna göre, Allah’ın rızasını kazanmanın ve onu sürekli hatırda tutmanın en kestirme ve güzel yolu, hayatımızı sünnete göre yaşamaktan geçiyor. Zincirleme olarak sünnet Peygamberimizi (asm), Peygamberimiz de Allah’ı hatırlatır ve böylece kalp sürekli Allah’a yönelir ve ona müteveccih olur.

ŞEAİR: Adetler, İslam işaretleri. İslama ait kaideler.

Allah'ı anmak, hamdetmek, ezan okumak, cenaze ve bayram namazı kılmak gibi;.. bunlara şeâir-i İslamiye denir. Şeair, adeta hukuki umumiye nevinden cemiyete ait bir ubudiyettir. Birinin yapmasıyla o cemiyet umumen istifade ettiği gibi, onun terkiyle de umum cemaat mesul olur.

Bu noktadan mevzuyu değerlendirdiğimizde, bunları yapmakta herhangi bir gösteriş söz konusu olamaz. Nafile nevinden de olsa tüm İslam alemini alakalandırdığından şahsi farzlardan daha fazla ehemmiyet arzetmektedir.

Çünkü umumun hukukunun yanında, şahsın hukuku o kadar kıymet ifade etmemektedir. Her ne kadar şahsi ubudiyetin Cenab-ı Hakk'ın katında ayrı bir ehemmiyeti olsa da umumun hakkı noktasından değerlendirdiğimizde, umumun hakkı ağır basmaktadır.

Dipnotlar:

(1) bk. Lem'alar, On Birinci Lem'a, Altıncı Nükte.
(2) bk. Müslim, Cum'a: 43; Ebû Dâvud, Sünnet: 5; Nesâî, Î'deyn: 22; İbn-i Mâce, Mukaddime: 6, 7; Dârimî, Mukaddime: 16, 23; Müsned, 3:310, 371, 4:126, 127.
(3) bk. Lem'alar, On Birinci Lem'a, Altıncı Nükte.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...