"Onların kuvvetle iddia ettikleri iman, dine iman olmadığına işarettir." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Cenâb-ı Hakk'ın, imanın rükünleri içinde kutup sayılan bu iki rüknü tahsis etmesi, onların kuvvetle iddia ettikleri iman, dine iman olmadığına işarettir. Çünkü bu iki rüknün de muktezasına amel ve itikad etmemişlerdir." (İşaratü'l-İ'caz, Bakara Sûresi, 8. Ayetin Tefsiri)
Buradaki temel vurgu, kişinin dindar görünmesine veya "inandım" demesine rağmen, bu imanın İslâm'ın sınırları ve kuralları dahilinde olmamasıdır. Kişi kendi kafasına göre bir ilah veya sistem kurgulayabilir, ancak bu Allah’ın vahiyle bildirdiği din değildir.
İki rüknün tahsis edilmesi imanın temel direkleridir:
Allah’a İman: Sadece "Bir yaratıcı var." demek değildir; onun emir ve yasaklarına (dine) boyun eğmeyi gerektirir.
Ahirete İman: Dünya hayatının bir hesabı olduğunu kabul etmektir.
Eğer bir kişi "İnanıyorum." dediği halde bu iki rüknün muktezasına göre amel etmiyor ve itikadını buna göre şekillendirmiyorsa, onun imanı sadece dildedir. Bediüzzaman Hazretleri bu durumu, o kişilerin aslında Allah’ın vaz ettiği dine değil, kendi kurdukları bir felsefeye veya çıkara inandıkları şeklinde yorumlar.
Dine iman etmemek ifadesi şu iki noktada düğümlenir:
İtikad Boyutu: İmanın şartlarını, Allah’ın bildirdiği şekilde değil de kendi mantığına uydurarak kabul etmek veya işine geleni alıp gelmeyeni reddetmek...
Amel Boyutu: İnandığını iddia ettiği dinin hayatına hiçbir müdahalesine izin vermemek. Yani hayat tarzının, inandığını söylediği dinle hiçbir bağının olmaması...
Özetle dine iman etmemek; kişinin ismen Müslüman veya mümin görünmesine rağmen, dinin bir bütün olarak getirdiği hayat nizamını, sorumlulukları ve kutsal değerleri kalben tasdik edip hayatına yansıtmamasıdır. Bu, imanın bir hakikat değil, sadece bir etiket olarak kalması durumudur.
Bediüzzaman Hazretleri İşaratü'l-İ'caz tefsirinde bu noktada özellikle Ehl-i kitap (Yahudi ve Hristiyanlar) ve onların içindeki münafık meşrep kişilerin durumunu tahlil eder.
İddia ve Hakikat Çelişkisi: Ehl-i kitap, Allah’a ve ahirete inandığını iddia eder. Ancak Kur'an-ı Kerim, onların bu imanının "dine iman" (yani Allah'ın gönderdiği hakiki nizam ve son Peygamber'in tebliği) olmadığını söyler. Çünkü eğer hakikaten Allah'a ve ahirete tam manasıyla (Kur'an'ın tarif ettiği gibi) inansalardı, o imanın gereği olarak Hz. Muhammed'e (a.s.m.) de iman etmeleri gerekirdi.
Kutub Sayılan İki Rüknün Tahsisi: Allah'a iman ve ahirete iman hususunu Ehl-i kitap çok kuvvetle iddia eder. Fakat Bediüzzaman diyor ki; Cenab-ı Hak bu iki rüknü özellikle zikrederek aslında onların bu iddialarının altının boş olduğuna işaret ediyor. Yani şu mesaj veriliyor:
"Siz Allah'a ve ahirete inanıyoruz diyorsunuz ama, benim gönderdiğim son dini ve elçiyi reddederek aslında o inandığınız rükünlerin de içini boşaltıyorsunuz."
Sonuç olarak; buradaki muhatap öncelikle Ehl-i kitap'tır. Onların "İman ediyoruz." şeklindeki davalarının, İslam'ın getirdiği hakiki "din" kavramıyla örtüşmediği; sadece kendi tahrif edilmiş anlayışlarına dayandığı vurgulanmaktadır. Bu değerlendirme ise şu ayete tamamen uygun bir izah hükmündedir:
"قَالَتِ الْاَعْرَابُ اٰمَنَّاؕ قُلْ لَمْ تُؤْمِنُوا وَلٰكِنْ قُولُٓوا اَسْلَمْنَا وَلَمَّا يَدْخُلِ الْاٖيمَانُ فٖي قُلُوبِكُمْؕ وَاِنْ تُطٖيعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ لَا يَلِتْكُمْ مِنْ اَعْمَالِكُمْ شَيْـٔاًؕ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ"
Bedevîler, “İman ettik” dediler. Şunu söyle: “Henüz iman gönüllerinize yerleşmediğine göre, sadece boyun eğdiniz.” Bununla beraber Allah’a ve resulüne itaat ederseniz yaptığınız hiçbir şeyi boşa çıkarmaz; Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir. (Hucurat, 49/14)
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
"O imandan hissesi olmadığına delildir" Peki kasıt nedir? Medar-ı necat ve halas olan yani makbul iman. Hiç bir güzel şey yok ki imandan lemean etmesin. O elbette zayi olmayacak fakat amacına ulaşmak farklı. İnsanların büyük bir kısmı, ihtiyarıyla küfrü kabul ve tekâlif-i İlâhiyeyi reddetmişlerse de, teklifin bazı nevilerinden süzülen terbiyevî, ahlâkî vesaire güzel şeyleri aldıklarından, teklifin o nevilerini zımnen ve ıztıraren kabul etmiş bulunurlar. İşte bu itibarla, kâfirin her sıfatı ve her hali kâfir değildir.İ’lem Eyyühe’l-Azîz! Velilerin himmetleri, imdatları, mânevî fiilleriyle feyiz vermeleri hâlî veya fiilî bir duadır. Hâdî, Muğîs, Muîn ancak Allah’dır. Fakat insanda öyle bir lâtife, öyle bir halet vardır ki, o lâtife lisanıyla her ne sual edilirse, -velev ki fâsık da olsun- Cenâb-ı Hak o lâtifeye hürmeten o matlubu yerine getirir. O lâtife pek uzaktan bana göründü ise de, teşhis edemedim."