"Onu tanıyan ve itaat eden, zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan, saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır." İzah eder misiniz?

"Onu tanıyan ve itaat eden, zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan, saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır." İzah eder misiniz?
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanın, maddî ve manevî olmak üzere iki ciheti vardır. Bedenimizdeki maddî âzalarımız zevk aldığı ve elem duyduğu gibi, kalp, ruh, akıl ve vicdan gibi manevî âzalarımız yani latifelerimiz de zevk alır ve elem duyar.

İnsan birçok bela ve musibetlere, eza ve cefalara maruz kaldığı ve birçok sıkıntı çektiği halde, kalben inşirah ve rahatlık içinde olabilir. Birçok büyük zat Allah için sıkıntı çekmekten, eza ve cefaya maruz kalmaktan lezzet duymuşlar. Mesela, bir evliya nefsini ıslah ve terbiye sadedinde yapmış olduğu riyazet ve çilede, bedeni müthiş bir sıkıntı ve elem içinde iken, gönül dünyası gayet inşirah ve rahat içinde olabiliyor. Büyük zatlar, Allah’ın sonsuz rahmetine tam itimad etmiş, nefislerinin hoşuna gitmeyen hâdiselerin güzel cihetlerine bakmış, her musibete sabırla karşılık vermiş, “Mülk sahibi mülkünde dilediği gibi tasarruf eder” diyerek O’nun takdirini “hüsn-ü rıza” ile karşılamışlardır.

Bu kulluk şuurunda ileri gitmiş büyük zatlar, “Lütfun da hoş, kahrın da hoş” makamına ermişlerdir. Onlar kendilerini kader kalemi önünde bir sayfa gibi görmüş, Allah’ın o sayfaya her yazdığını rıza ile karşılamışlardır.

Hakiki saadet ve huzur imandadır. İnsan bunun dışında itmi’nan ve huzur bulamaz. Allah’a iman ve itaat etmeyen bir insan, maddeten bolluk ve rahat içinde olabilir, ama hakiki mânada manevî huzur ve itmi’nanı asla bulamaz. “Onu unutan, saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır...”

Halbuki ruh, kalb, vicdan ve sair latifeler fani ve basit şeylerle mutmain olamıyorlar. Bunların ilacı; iman, ibadet, zikir, tevekkül ve tefekkürdür.

Kalbinde iman, ruhunda marifet, tavırlarında ahlak olan bir adamın bedeni sıkıntı ve kayıt altında olsa da yine mutludur ve huzurludur. Ama konfor ve rahat içinde olan bir adamın kalbinde küfür, ruhunda karanlık, davranışlarında ahlâksızlık hükmediyorsa, onun mutlu ve huzurlu olması pek mümkün değildir. Kendini sahipsiz ve ölümü hiçlik olarak gören bir insan; “bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder.”

"Onu hakikî tanımayan, sevmeyen, nihayetsiz şekavete, âlâma ve evhama mânen ve maddeten müptelâ olur." (20. Mektub)

Kendisini rahatsız eden hâdiselerden, hayatına son veren ölüme kadar her şeyi sahipsiz ve hikmetsiz telakki eden bir kimse nihayetsiz şekavete ve elemlere maruz kalır. Bunlardan kurtulmanın yolunu gaflette ve sefahette arar.

Dünyanın sıkıntıları ve elemleri mü’minler için de söz konusudur. Hatta bir hadis-i kudsîde belaların en şiddetlilerinin peygamberlere ve evliyaya.., isabet ettiği haber verilmektedir. Şu var ki, mü’min olan bir insan, bütün bela ve musibetleri bir imtihan vesilesi olarak görür, sabretmek ve şükretmek şartıyla bütün bu elem verici haller onun için ibadet hükmüne geçer.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 40.552
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...