Onuncu Söz, Mukaddime, Birinci İşaret hakkında bilgi verir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Mukaddimenin Birinci İşaret'inde Cenâb-ı Hakk’ın varlığına dair üç delil sunulmuştur:

Birinci Delil: Bir kitabın kâtipsiz olması nasıl muhal ise, şu kâinat kitabının da kâtipsiz olması mümkün değildir. Hem bu kâinat öyle bir kitaptır ki, her sahifesi çok kitapları tazammun eder, her kelimesi içinde bir kitap vardır ve her harfinde bir kaside yazılmıştır.

· Kâinat bir kitap olduğunda, dünya bu kitabın bir babı olur.

· Bahar mevsimi ise bu babın bir sayfasıdır. Bu sayfada binlerce kitap yazılmıştır. (Her bir tür bir kitap sayılır.)

· Her bir tür, meselâ bir elma ağacı bu kitabın bir cümlesidir. Bu cümlede binlerce sayfa yazılmıştır.

· Bir türün tek bir ferdi, meselâ bir tek elma ağacı bu kitabın bir kelimesidir. Bu kelimede yüzlerce satır yazılmıştır.

· O ferdin bir uzvu, meselâ ağaçtaki bir elma bu kitabın bir harfidir. Bu harfte onlarca kelime yazılmıştır.

· Meyvenin çekirdeği ise bu kitabın noktasıdır. Bu öyle bir noktadır ki, koca kitabın bütün mânası bu noktada kaydedilmiştir.

İşte kâinat böyle muhteşem bir kitaptır. Böyle bir kitabın kâtipsiz olması elbette mümkün değildir.

İkinci Delil: Nasıl ki bir hane ustasız olamaz. Bahusus öyle bir hane ki, hârika sanatlarla, acayip nakışlarla, garip ziynetlerle tezyin edilmiş, hatta her bir taşında saray kadar sanat var ve o saray içinde her vakit hakiki menziller teşkil ediliyor, sonra yıkılıp yenisiyle değiştiriliyor; elbette bu sarayın ustasız olması mümkün değildir.

Aynen bunun gibi, şu kâinat sarayının da ustasız olması mümkün değildir. Bu kâinat öyle bir saraydır ki:

· Ay ve Güneş lambaları,
· Yıldızlar mumları,
· Zaman bir ip ve bir şerittir ki, o Sâni-i Zülcelâl her sene bir başka âlemi ona takıp gösterir.

İşte kâinat böyle muhteşem bir saraydır ve böyle bir sarayın ustasız olması elbette mümkün değildir.

Üçüncü Delil: Bu delilde ismin müsemmasız, sıfatın ise mevsufsuz olamayacağı hakikati anlatılmıştır.

Meselâ, kalem ile bir kâğıda “hikmetli bir cümle” yazdığımızı düşünelim. Şimdi bu cümleye bir kâtip arayacağız. Eğer biz kâtip olarak, onu yazan insanı inkâr eder ve "Bu cümleyi bu kalem yazdı." dersek, o zaman kâtipte bulunması gereken irade, ilim, kudret ve hayat gibi sıfatları kaleme vermek ve "Bu kalem âlimdir, irade sahibidir, kudret sahibidir, hayatı vardır..." gibi bir hezeyanı kabul etmek zorunda kalırız.

Aynen bunun gibi, kâinat kitabını kudret kalemiyle yazan Cenab-ı Hak kabul edilmezse, bu kitapta gözüken bütün isim ve sıfatları atomlara, sebeplere, tesadüfe, tabiata vermek âdeta onlara bir ulûhiyet isnad etmek gerekecektir. Bir Allah’ı aklına sığıştıramadığı için kabul etmeyen adam, zerreler ve atomlar adedince ilahları kabul etmek zorunda kalacaktır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...