Otuz İkinci Sözün, Birinci Mevkıfı’nın küçük bir zeylinde geçen; âyet-i kerîmenin ve Arabî ibarelerin mânalarını verir misiniz? Bir de "sükûnet içindeki sükûtu" izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Üstlerindeki göğe bakmazlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl tezyin ettik (süsledik)! …” (Kaf, 50/6)

Arabî ibarelerin mânaları “SÖZ Basım Yayın” tarafından neşredilen Sözler’de şu şekilde yer almıştır:

“Sonra göğün yüzüne bak, nasıl sükûnet içerisinde bir sessizlik, hikmet içerisinde bir hareket, haşmet içerisinde bir parıldama, zînet içerisinde bir tebessüm göreceksin. Bunlar intizam-ı hilkat, ittizân-ı san’at ile beraber olmaktadır. Kandilinin parlaması, lambasının ışık vermesi, yıldızlarının parıldamaları akıl sahiplerine sonsuz bir saltanatın varlığını ilân eder.”

"Yani, âyet-i kerime, nazar-ı dikkati, semânın ziynetli ve güzel yüzüne çeviriyor. Tâ, dikkat-i nazar ile, semânın yüzünde fevkalâde sükûnet içinde bir sükûtu görüp, bir Kadîr-i Mutlakın emir ve teshiriyle o vaziyeti aldığını anlasın..."

Sükûnet: “sakinlik, hareketsizlik, vakarlılık, ciddiyet” gibi manalara geliyor. Sükût ise, susma, sessizlik demektir. Buna göre, “fevkalâde sükûnet içinde bir sükût” ifadesi, semâdaki o büyük cirimlerin İlâhî kudrete tam boyun eğmiş olarak, görevlerini hiç ses çıkarmadan vakar ve ciddiyetle yerine getirdiklerini ifade ediyor. Nitekim bir sonraki cümle bunun güzel bir izahıdır:

“...Yoksa, eğer başıboş olsa idiler, birbiri içinde o dehşetli hadsiz ecrâm, o gayet büyük küreler ve gayet süratli hareketleriyle öyle bir velveleyi çıkarmak lâzım idi ki, kâinatın kulağını sağır edecekti.”(1)

(1) bk. Sözler, Otuz İkinci Söz, Birinci Mevkıfın Zeyli.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

nurcu56

"Sükûnet içindeki sükûtu" biraz daha açar mısınız?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Sukünet: Kelime anlamı olarak durgunluk, sâkin olmak ve hareketsizlik anlamlarına geliyor. Buradaki manası ise sema dairesinde bulunan sayısız yıldız ve galaksilerin çok büyük ve azametli olmalarına karşın, Allah’ın irade ve kudreti karşısında gayet itaatkar ve sukünet içinde olmalarına kinayedir. Yani güneş büyüklüğüne güvenip haddini aşarak Allah’ın kudretine karşı asi olamaz demektir. 

Sükünet içinde sukut ise, sema dairesinin Allah’ın kudreti karşısında tam ve mutlak  bir itaat içinde olmalarını ifade eden teyitli ve te’kitli bir ifade ve bir ıstılahtır.

İnsandan başka kainatta her şey tam bir itaat ve mükemmel bir vazife içindedirler. İnsanın itaat etmemesi de imtihan gereğidir. Yoksa Allah insanı da diğer mahlukat gibi itaatkar kılabilirdi. Her şeyin itaatkar olmasına en büyük delil her şeyin mükemmel bir ahenk ve uyum içinde intizama dahil olmasıdır.

Bugünkü fen ilimleri eşyanın vazife ve uyumunu çok açık bir şekilde izah ve ispat ediyor. Öyle ki güneş büyüklüğüne güvenip asilik edemezken, karınca küçüklüğüne güvenip gizlenemiyor. Her şeyin tedbir ve dizgini Allah’ın elindedir.

Özet olarak, her şey Allah’ın sonsuz kudreti karşısında mutlak sükûnet içinde bir sukuttadır, yani itaat içindedir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...