Block title
Block content

Otuz Üçüncü Söz´ün Yirmi Üçüncü Pencere'sini izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Yirmi Üçüncü Pencere"

اَلَّذِى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ  ["Ölümü de hayatı da yaratan Odur." (Mülk, 67/2)].

"Hayat, kudret-i Rabbâniye mu’cizâtının en nuranîsidir, en güzelidir. Ve vahdâniyet burhanlarının en kuvvetlisi ve en parlağıdır. Ve tecelliyât-ı Samedâniye âyinelerinin en câmii ve en berrakıdır."

"Evet, hayat, tek başıyla, bir Hayy-ı Kayyûmu bütün esmâ ve şuûnâtıyla bildirir. Çünkü hayat pek çok sıfâtın memzuç bir macunu hükmünde bir ziya, bir tiryaktır. Elvân-ı seb’a ziyada ve muhtelif edviyeler tiryakta nasıl ki mümtezicen bulunur. Öyle de hayat dahi pek çok sıfattan yapılmış bir hakikattir. O hakikattaki sıfatlardan bir kısmı, duygular vasıtasıyla inbisat ederek inkişaf edip ayrılırlar. Kısm-ı ekseri ise, hissiyat suretinde kendilerini ihsas ederler ve hayattan kaynama suretinde kendilerini bildirirler.

Hem hayat, kâinatın tedbir ve idaresinde hükümfermâ olan rızık ve rahmet ve inâyet ve hikmeti tazammun ediyor. Güya hayat onları arkasına takıp, girdiği yere çekiyor. Meselâ, hayat bir cisme, bir bedene girdiği vakit, Hakîm ismi dahi tecellî eder, hikmetle yuvasını güzelce yapıp tanzim eder. Aynı halde Kerîm ismi de tecellî edip meskenini hâcâtına göre tertip ve tezyin eder. Yine aynı halde Rahîm isminin cilvesi görünüyor ki, o hayatın devam ve kemâli için türlü türlü ihsanlarla taltif eder. Yine aynı halde Rezzak isminin cilvesi görünüyor ki, o hayatın bekâsına ve inkişafına lâzım maddî, mânevî gıdaları yetiştiriyor ve kısmen bedeninde iddihar ediyor."

"Demek, hayat bir nokta-i mihrakiye hükmünde, muhtelif sıfât birbiri içine girer, belki birbirinin aynı olur. Güya hayat tamamıyla hem ilimdir, aynı halde kudrettir, aynı halde de hikmet ve rahmettir ve hâkezâ..."

"İşte, hayat bu câmi’ mahiyeti itibarıyla, şuûn-u zâtiye-i Rabbâniyeye âyinedarlık eden bir âyine-i samediyettir."

"İşte bu sırdandır ki, Hayy-ı Kayyûm olan Zât-ı Vâcibü’l-Vücud, hayatı pek çok kesretle ve mebzuliyetle halk edip neşir ve teşhir eder. Ve her şeyi hayatın etrafına toplattırıp ona hizmetkâr eder. Çünkü hayatın vazifesi büyüktür. Evet, samediyetin âyinesi olmak kolay bir şey değil, âdi bir vazife değil!"

"İşte, göz önünde her vakit gördüğümüz bu had ve hesaba gelmeyen yeni yeni hayatlar ve hayatların asılları ve zâtları olan ruhlar, birden ve hiçten vücuda gelmeleri ve gönderilmeleri, bir Zât-ı Vâcibü’l-Vücud ve Hayy-ı Kayyûmun vücub-u vücudunu ve sıfât-ı kudsiyesini ve Esmâ-i Hüsnâsını, lemeâtın güneşi gösterdiği gibi gösteriyorlar. Güneşi tanımayan ve kabul etmeyen adam, nasıl gündüzü dolduran ziyayı inkâr etmeye mecbur oluyor. Öyle de Hayy-ı Kayyûm, Muhyî ve Mümît olan Şems-i Ehadiyeti tanımayan adam, zeminin yüzünü, belki mazi ve müstakbeli dolduran zîhayatların vücudunu inkâr etmeli ve yüz derece hayvandan aşağı düşmeli, hayat mertebesinden düşüp câmid bir cahil-i eçhel olmalı!"(1)

Hayat, bütün kainat fabrikasının çarklarının işlemesinden hasıl olan cami ve hülasa bir sanattır.

Mesela, bir arının hayatının oluşması için bütün kainat çarklarının işlemesi ve hareket etmesi gerekir. Güneş, su ,hava, toprak, elementler, hassas sistem ve düzen uyumlu ve ölçülü bir şekilde beraber hareket etmeden arının hayatı oluşamaz. Bu yüzden arının hayatının teşekkülü  için bütün kainat ve kainattaki sebeplerin hassas ve ölçülü bir surette çalışması ve hareket etmesi gerekiyor. Bu sebeplerden bir tanesi vazifesini terk etse hayat oluşmaz ve devam etmez. Güneş olmasa hayat olmuyor, su veya topraktan biri olmasa yine olmuyor, yıldız ve galaksiler sistemli ve dengeli hareket etmeseler yine hayat olmuyor. Zira bir yıldız zerre kadar yörüngesini şaşırsa, bütün kainat fabrikasını yerle bir edecek. Demektir ki, çok uzakta, hayattan alakasız gibi duran bir  yıldızın da hayata bir katkısı ve müdahalesi vardır.

Bu da gösteriyor ki, hayat bütün kainattan süzülüp gelen bir damla, bir meyve, bir neticedir. Küçük bir arı hayat sayesinde bütün kainatla alakadar olup, bütün sebeplerin bir muhassalası, neticesi oluyor. Yani arı basit bir cüz iken, hayat ile bütün kainatla alakadar külli hükmüne geçiyor. Arı hayat sayesinde bütün o külli unsurlara efendi oluyor, o azametli şeyler arıya hayat sayesinde hizmet ediyor.

 İşte hayatın üstünde bütün kainatın hakkı ve hizmeti olması; nihayetsiz mühürleri, sınırsız imzaları gösteriyor. Yani hayata sahip olmak, bütün kainata sahip olmakla mümkündür.

Demek arıya hayatı kim veriyor ise, kainata da sahip olan odur. Zira arı ile kainat muttasıl ve biribiri ile sıkı bir bağ içindedir. Arı ile kainat arasındaki her bir bağ Allah’ın hayat üstündeki sayısız bir mührü, bir imzası oluyor. Hayat öyle bir sanattır ki, onu Allah’tan başka kimse yapamaz ve taklit edemez.

Hayatın üstündeki sayısız nakışlar ve ince işlemeler ise hayattan kaynayan duygu ve cihazlardır. Hayat sahibi birisi bu cihaz ve duygular sayesinde bütün kainatla ilgi ve alaka kurabiliyor.

Mesela, bir dağ hayatsız olduğu için ilgi ve alakası sadece oturduğu bölge ve bulunduğu mekandır. Ama dağdan küçük olan bir arı, hayat sayesinde bütün kainat ve onun içindeki alemlerle ilgi ve alaka kurabiliyor. İşte arıyı dağdan azametli kılan şey, hayatın ince işlemeleri ve nakışları hükmünde olan duygu ve cihazlardır. Bu mana insanda daha parlak ve daha geniş bir şekilde tecelli ediyor. İnsana gelince; hayatın yanında şuur ve akla sahip olması, hayatının nakış ve inceliklerini daha da genişlendiriyor.

Hayat, kainatın umumundan süzülüp gelen cami bir sanat olmasından dolayı bütün isimleri de üzerinde izhar ve ilan ediyor. Hatta hayat öyle bir sanattır ki, Allah’ın bütün isim ve sıfatlarının ortak bir sanatı ortak bir projesi hükmündedir. Hayat sanatında her isim ve sıfatın bir tecellisi, bir müsavi galibiyeti vardır. Bu yüzden hayat hem ilimdir hem kudrettir hem rahmettir. Şu var ki, "hayat hem ilim ve kudrettir" derken, bu sıfatları izhar ve ilan eder anlamındadır, yoksa aynilik, bizatihilik anlamında değildir. Yani hayat aynı ile ilimdir, denilir ise yanlış olur.

 "Hayat, bir nevi ilimdir." ifadesinde, ilme olan delalet ve işaretine vurgu yapılıyor. Yoksa her şeyi ile aynı anlamında denilmiyor.

Mantıkta özdeşlik kaidesi vardır. Bir şey kendinin dışında başka bir şey olamaz. Mesela çiçek aynı anda hem çiçek hem böcek olamaz. Hayat aynı şekilde aslı ve zatı itibari ile hem ilim hem kudret olamaz. Demek burada hayatın sıfatlara olan işaret ve delaleti mevzubahistir. Yoksa zatilik ve aynilik değildir.

Özet olarak; Allah’ın varlığına ve birliğine, aynı zamanda isimlerinin hüküm ve manalarına en parlak ve mükemmel bir şekilde işaret ve delalet eden sanat, hayattır. Bu pencere bu sanata işaret ediyor.

(1) bk. Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Yirmi Üçüncü Pencere.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

isahalim

Şu cümlede geçen "şuûn-u zâtiye-i Rabbâniye" ifadesi ile kastedilen ALLAH'ın ZATİ SIFATLARI mıdır? "İşte, hayat bu câmi’ mahiyeti itibarıyla, şuûn-u zâtiye-i Rabbâniyeye âyinedarlık eden bir âyine-i samediyettir." 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Şuunat Alah'ın zati sıfatları olmayıp  Allah'ın Zat-ı Akdesine ait yüksek ve ulvi keyfiyetlerine verilen özel bir isimdir.
Detaylı bilgi için linke tıklayınız:
https://sorularlarisale.com/suunat-ve-suunat-i-ilahiyye-kavramlarini-biraz-acar-misiniz

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...