"Risale-i Nur yalvarmaz onlar yalvarmalı ve aramalı ve kıymetini takdir edip müşteri olduktan sonra onların yardımını kabul eder." İzah eder misiniz?

Soru Detayı

- İlk defa geldiği halde, hizmete maddî destekte bulunmak isteyenlerden kabul edilebilir mi?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Aziz kardeşim;

"Senin mektuplarını iyi gördüm. Fakat şimdiki gazeteciler ve baştakiler, hakikatleri tam takdir edemiyorlar. Hem Risale-i Nur yalvarmaz; onlar yalvarmalı ve aramalı. Ve kıymetini takdir edip müşteri olduktan sonra onların yardımını kabul eder."(1)

Risale-i Nur, Kur'an-ı Kerim'in bu asırda insanların akıl ve idrakine hitap eden bir tercümesi ve bir davasıdır. Cenab-ı Hak, Kur'an'a hizmet eden, onun bayraktarlığını yapan, aynı zamanda Kur'an-ı Kerim'e yapılan tehacümata karşı, ona manevî bir kale ve sur olan bu dava ile nurunu tamamlayacak ve muradını tahakkuk ettirecektir.

Allah (cc) bir şeyi murad etti mi, onun sebeplerini de hazırlar. Madem Nur'un tamamlanması, insanlığın bu davada istifadesi, ilahî bir murad ve gayedir, o halde bu ahd-i ilahi tahakkuk edecek ve vuku' bulacaktır. Buna mü’minler olarak iman ederiz.

Bizler, bu dava ve tahakkuk edecek olan murad-ı ilahiye, bir şeref ve haysiyet katamayız. Bilakis, ona hizmetle bizler şerefyab oluruz ve izzet ve kıymet kazanırız. Çünkü Allah isterse, dinini ve davasını yüceltmek için, günahkârları da kullanır, onları da istihdam edebilir. Burada bizim gayretimiz, bu şerefli hizmete ve davaya hizmet ederek, hem kendimizi kurtarmamız ve hem de onunla maddî ve manevî kıymet kazanmamızdır.

Zira Cenab-ı Hakk'ın bizim ibadetlerimize ve faziletlerimize ihtiyacı olmadığı gibi, hizmetlerimize ve desteklerimize de ihtiyacı yoktur. Dünya da O'nundur, dava da. Her ikisini de dengeleyerek, hayırlı bir netice çıkartmak O’nun iradesindedir. Cenab-ı Hak, değil bizim gibi zavallı insanlara, hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Ama herkesin O’na ihtiyacı vardır. Samed ismi, bunu icab ettirir. Samed; “her şey O’na muhtaç, O ise hiçbir şeye muhtaç değildir” demektir.

Kâinatın varlığı, insanlar da dâhil olmakla beraber Allah'a bir kemal veremedikleri gibi, bütün mükevvenatın değil yardımı, yok olması bile Allah'a bir nakîse getirmez. Çünkü Allah (c.c) ezelîdir, mahlûkat fanidir. Çünkü Allah (cc) vardı, bir zamanlar hiçbir şey yoktu. Bizim yaratılmamız, yaşatılmamız ve hizmetlerimiz; sadece ve sadece O’nun lütuf ve keremine vabestedir. Ancak Allah (c.c), Şuûnat-ı İlahiyesini, Hakîm isminin muktezası olarak sebeplerle zuhur ettirir. Risale-i Nur davasını da tahakkuk ettirecekse, burada sebep olarak bazı insanları istihdam edecektir. Hizmet ifa edenler, bir şeyler yaptığını zannedebilirler. Ancak itikad açısından baktık mı; sebep ve müsebbeb/netice, müsebbibin takdiri ve tensibi iledir. Burada sadece kula düşen, cüz'î bir irade beyanıdır. Bu da insanların davayla şereflenip, izzet sahibi olmasının, basit bir vesilesidir.

Bu sebepten dolayı; Risale-i Nur müşteri aramaz, izzetiyle kendini korur, insanlara yalvarmaz. Bu ifadeler, davanın kudsiyeti, izzet ve şerefi için söylenmiştir ve öyledir. Kur'an da müşteri aramaz. Ancak onun dellalı olan Peygamber Efendimiz (a.s.m) ve sahabeler, vazifedarlıklarından dolayı, müşteri aradılar, cihad ruhu ile koşturdular, herkesi dine davet ettiler.

Aynen bunun gibi Üstadımız "Risale-i Nur müşteri aramaz" derken, davanın izzetini söylüyor. İnsanlardan bir şeref ve haysiyet ona gelmeyeceğini ifade ediyor. Ancak Risale i Nur'dan şeref, haysiyet ve izzet insanlara gelir. Bu hususta insanlar ona muhtaçtırlar. O insanlara muhtaç değil. Bu sebeple cümleyi çok iyi anlamamız lazım. Üstadımız; "Nur talebeleri müşteri aramaz." demiyor, "Risale-i Nur müşteri aramaz" diyor.

Bu sözü yanlış anlayarak tembelliğe düşmek, oturup müşteri beklemek fevkalade yanlıştır. Gayretimizi ve cihad ruhumuzu öldürür. Yani bakkallar müşteri aramaz, ama tezgâhtar arar.

Nur talebeleri, kendileriyle davasını karıştırmamalıdırlar.

Cemiyet, yangın yeri gibi yanıyor. İnsanlar yandığının farkında değiller. Nur talebeleri bu dehşetli zamanda "İhtiyacı olan gelsin söndüreyim" diyemez. Kendisi koşup, ateşi söndürmek mecburiyetindedirler. Çünkü karşısındaki yangını söndürmeye, evladını ve imanını kurtarmaya koşan bir Üstad'ın talebeleri, tembelâne, izzet kisvesi ile yerinde oturamaz.

Risale-i Nur'a hizmet maddî ve manevî, meslekî ve makamî açıdan, her türlü şekilde olabilir. Şeriatın tarif ettiği şekilde, hizmet imkânları ve alternatifleri değerlendirilerek, meseleyi ayaklar altına aldırmadan, ezdirmeden, dilencilik seviyesine düşürmeden, şahsî menfaatlere alet etmeden, hamiyet ve imkân sahiplerine teklifler yapılarak, mütehakkimane değil, bezdirmeden, usandırmadan, akla kapı açıp, ihtiyarı elden almamak kaydıyla, Nur hizmetlerinin inkişafı için, her türlü yardım ve destek reddedilmez. Bilakis bir inayet ve istihdam gözüyle bakılır.

Ayrıca bu şekilde muamele; Risale'i Nur'un dışındaki ehl-i hamiyeti, şevke ve heyecana getirir. Yardımlarının, zekâtlarının daha hayırlı bir şekilde kullanılmasından dolayı da o insanlar ahirette minnettar olurlar.

(1) bk. Emirdağ Lahikası-I, 68. Mektub.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 1.857
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Kameryil

Allah razi olsun cok istifadeli

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...