Risale-i Nur yeterli değil mi, yoksa yeterli de ateistler mi göremiyorlar?
- Üstad eserlerinde birçok defa, küfrün günümüzde fenden ve felsefeden ileri geldiğinden bahsediyor. Herhangi bir kâfire veya dine karşı olana Risale-i Nur'dan örnek verdiğimiz vakit, bunları çok saçma buluyor. Üstad böyle bir şey demiş olmasına rağmen, neden bilim ve felsefeden daha çok yararlanmış?
- Elbette o zamanının bilim dünyası çok da iyi değildi, lakin bu zamanki ateistler bilim adı altında resmen Risale ve İslam ile dalga geçiyorlar. Acaba -hâşâ- Risale-i Nur yeterli değil mi, yoksa yeterli de bu insanlar mı göremiyorlar?
- Sonuçta Üstad Allah'ın varlığını iki kere iki dört eder gibi kati bir şekilde açıklarken, neden insanlar buna karşı çıkıyorlar; hâlbuki iki kere ikinin dörtten başka bir sonuç çıkacağını söylemek delilik kabul ediliyorken?
- "Kalpleri mühürlenmiş", ayeti geliyor insanın aklına, ama bu insanlar akıllarını kullanarak bunları söylüyorlar; akıllı bir insan bu kadar gaflet içinde nasıl olabilir? Bunlar Ebu Cehil gibi cahil değiller ki?
Değerli Kardeşimiz;
Ebu Cehil bizim anladığımız manada cahil değildi, döneminin en aristokrat ve en eğitimli insanlarından biri idi. Ebu Cehil'in cehaleti hakkı gördüğü halde kibir ve inadından dolayı tasdik edememe durumu idi. Bu sebeple kendisine "cehaletin babası" denilmiştir. "Nübüvvet bir yetime değil, benim gibi aristokrat birisine gelmeli idi" sözü de ona atfedilir.
Kâinat sarayında Allah’ın varlığına ve birliğine işaret eden o kadar çok deliller var ki, bu delilleri ancak ahmakça bir gurur ve kibir karanlığı örtebilir. Mesela, bin tonluk bir gemiyi suyun yüzünde yüzdüren şeyi, sadece bir kaldırma kanunu ile izah edip, orada İlahi kudreti görmemek tam bir ahmaklıktır.
Determinist felsefe, kâinattaki sayısız kudret mucizelerini böyle ucuz ve ucube kanunlarla izah ederek İlahi Rububiyeti ve sıfatları inkâr ediyor. Biz bu kanunları inkâr etmiyor, İlahi kudretin birer meseleleri ve uçları olarak kabul ediyoruz.
Yani ateist bozmaları, ilmî bir egoizm ile kâinat sahnesinde sahnelenen kudret mucizelerini tabiat kanunlarına irca ederek kendilerini avutup aldatıyorlar. Bunların bu havalı laflar etmelerine aldanmamalı.
Kâinatta değil bir organizmanın tabiat ya da tesadüf tarafından oluşturulması üç taşın simetrik bir şekilde üst üste ya da yan yana gelmesi bile mümkün değildir. Çünkü hareket harici bir tesir ile mümkündür. Yani dışarıdan birisi hareketi başlatmaz ise, hareketin kendiliğinden harekete geçmesi aklen ve mantıken muhaldir.
Tabiatçı ahmaklar kendilerini kandırmak için böyle saçma sapan bahaneler üretiyorlar. Ve bu bahanelerin hiç birisi de ilmi bir hakikate ve mantıki bir izaha dayanmamaktadır.
Domates, biber, soğan, tuz, yan yana yüz yıl da dursalar, aşçının eli değmeden menemen olamazlar. Bu malzemelerin tesadüf eseri menemen olmasını kabul etmek ancak bağnazlık ve ahmaklık ile izah edilebilir.
Hiçbir canlı organizma menemen yemeğinden daha aşağı daha basit daha alelade değildir. Bir aşçı olmadan menemen yemeği nasıl yapılamıyorsa, en basit bir canlı organizma da yaratıcı olmaksızın olamaz.
Kâinat ve kâinatın her bir parçası mükemmel ve sanatlı bir şekilde yaratıldığı için sonsuz bir ilim, mutlak bir irade ve nihayetsiz bir kudret iktiza ediyor. Yani atomdan ta kâinata kadar her şey mükemmel ve sanatlı olduğu için bir tek Allah tarafından yaratılmayı iktiza ediyor. Şayet bir tek Allah’ı kabul etmez isek, atomlar adedince İlahları kabul etmemiz gerekir. Çünkü her bir atom mükemmel bir iş çıkarıyor, sonsuz bir ilim, mutlak bir irade, nihayetsiz bir kudret gerektirecek sistemlerde bulunuyor, çalışıyor, uygun ve uyumlu adımlar atıyor.
Mürekkep ve terkip kusursuz bir sistem ve mükemmel bir bileşen manasına geliyor. Mesela, insanın bedeni trilyonlarca hücreden oluşan mükemmel bir sistem ve muazzam bir terkiptir. Bu bedenin bir hücresi yanılıp şaşırsa, beden dağılır, sistem bozulur. Ya diyeceksin her bir hücre bu sistemin uzmanı ve her bir hücre ile mükemmel bir uyum içinde çalışıyor ki bu mümkün değildir ya da bütün bu hücreler ve sistem bir Allah’ın emri ve izni ile hareket ediyorlar.
Bugün fennin beyanı ile atomlar o kadar mükemmel bir vazife ve işlere mazhar oluyor ki, zerre kadar aklı olan o atomun arkasında Allah’ın kudret elini görür ve o atomun hal dili ile Allah’ı zikrettiğini, bismillah ile başlayıp elhamdülillah ile bitirdiğini anlar.
Herhangi bir atomun bir adım atması ya da bir hareketi bütün kâinatın intizam ve ahengi ile alakalıdır. Yani atom hareket ederken bütün kâinatın sistemini bilir bir ilme, her şeyi görür bir göze sahip olması gerekiyor. Zira atacağı adım ya da hareket bir plan ve program içinde bütün kâinat ile ilintilidir.
Mesela, insan bünyesinde çalışan bir hücre çalıştığı azanın genel sisteminden bağımsız hareket edemez. O azanın çalışma sisteminde uyumlu hareket etmesi gerekir. Aynı şekilde azada vücudun genelinden müstakil hareket edemez, vücudun genel sistemine uyumlu hareket etmesi gerekir. İnsan vücudu da zincirleme bir şekilde kâinatın genel sisteminden bağımsız değildir...
Öyle ise atom ile kâinat doğrudan ve dolaylı birbirleri ile irtibat içindedirler. Şimdi atomun bu mükemmel umumi hareket tarzını izah etmek için atomun ya bütün kâinatı bilen bir ilmi, her şeyi bir gözü ve her şeye hükmeden bir kudreti var diyeceksin ya da her şeyin sahibi ve maliki olan Allah’ın bir askeri bir memuru diyeceksin. Başka çıkış yolun yok ateist efendi.
Bu yazdıklarımız Risale-i Nur denizinden bir damladır. Damla ile iktifa etmiyorsan, Risale-i Nur denizine gir, tevhitte gark ol.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü