"Salavat-ı binihaye, ol Server-i Kainat ve Fahr-i Aleme hediye olsun." Salavatın mahiyet ve ehemmiyeti ile izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Salavat-ı bînihaye, ol Server-i Kâinat ve Fahr-i Âleme hediye olsun ki, âlem, envâ ve ecnâsıyla onun risaletine şehadet ve mucizelerine delâlet ve hazine-i gaybdan getirdiği metâ-ı âlîye dellâllık ediyor." (Muhakemat, Giriş)

Bediüzzaman Said Nursi’nin ilk dönem şaheserlerinden olan Muhakemat’ın hemen girişinde yer alan bu salavat ifadesi, kâinatın en büyük hakikati olan Peygamber Efendimiz’e (asm) sunulan sonsuz bir hürmet ve bağlılık ilanıdır.

Cümlede geçen "Salavat-ı bînihaye" (sonsuz salavat), "Server-i Kâinat" (kâinatın reisi / lideri) ve "Fahr-i Âlem" (âlemlerin övünç kaynağı) ifadeleri, salavatın asıl muhatabını ve makamını çok net ortaya koyar.

Bu harika cümlenin ışığında, salavatın İslam tefekküründeki mahiyetini (ne olduğunu) ve ehemmiyetini (neden bu kadar önemli olduğunu) şu temel başlıklarla izah edebiliriz:

1. Salavatın Mahiyeti: Nedir bu Salavat?

Salavat, kelime anlamı olarak "dua, rahmet, tebrik ve yüceltme" demektir. Biz Peygamber Efendimiz’e (asm) salavat getirdiğimizde aslında şu üç şeyi yapmış oluruz:

İlahi Bir Emre İtaat: Kur'ân-ı Kerim’de Ahzab Suresi 56. ayette Allah ve meleklerin Hz. Peygamber’e salat ettiği açıkça bildirilir ve müminlere de "Ona salat edin ve tam bir teslimiyetle selam verin" emredilir. Dolayısıyla salavat, doğrudan doğruya bir ibadettir.

Bir Teşekkür ve Biat Yenileme: Peygamberimiz (asm), insanlığı ebedi karanlıklardan ve cehaletten kurtarıp ebedi saadetin yolunu gösteren rehberdir. Kul, salavat getirerek adeta şöyle der:

"Ey Allah’ın Elçisi! Bize getirdiğin nur için, çektiğin çileler için sana minnettarız. Sana olan bağlılığımızı ve senin yolunda olduğumuzu ilan ediyoruz."

Külli Bir Dua: Biz salavat getirmekle, Peygamber Efendimizin (asm) makamının daha da yücelmesi ve onun ümmetine vaat edilen şefaatin gerçekleşmesi için Allah'a dua etmiş oluruz.

2. Salavatın Ehemmiyeti: Neden "Sonsuz" (Bînihaye) Olmalıdır?

Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesindeki "bînihaye" (sonsuz) vurgusu, salavatın taşıdığı ehemmiyetin büyüklüğünü gösterir:

Duaların Kabulüne Vesiledir: İslam alimleri gib, Bediüzzaman da duaların kabul şartlarını anlatırken, iki salavat arasında yapılan duaların reddedilmeyeceğini belirtir. Duanın başına ve sonuna salavat koymak, o duanın ilahi dergâha emniyetle ulaşmasını sağlayan bir vizedir.

Efendimiz’in (asm) Makamının Sınırsızlığı: Peygamber Efendimiz (asm), milyarlarca insanın işlediği bütün hayırların, sevapların bir mislinin kendi amel defterine aktarıldığı muazzam bir manevi makamdadır (Makam-ı Mahmud). Ümmetinin sayısı ve onların hayırları her an arttığı için, onun makamı da sürekli bir inkişaf ve yükseliş halindedir. İşte bu yüzden ona sunulan hediye de sınırlı kalamaz; "salavat-ı bînihaye" olmalıdır.

Kendi Adımıza Bir Şefaat Arayışı: Bizim salavata ihtiyacımız, onun bizim salavatımıza olan ihtiyacından katbekat fazladır. Efendimiz (asm), kendisine bir salavat getirene Allah’ın on rahmet ihsan edeceğini ve o kişiye kıyamette şefaatçi olacağını müjdelemiştir. Yani getirdiğimiz her salavat, aslında kendi ahiret sermayemizdir.

3. "Server-i Kâinat" ve "Fahr-i Âlem" Kavramlarının Sırrı

Bediüzzaman Hazretleri bu ifadeleri boşuna seçmemiştir. Kâinat, ilahi isimlerin bir aynası ve sanatı ise; o sanatın en mükemmel seyircisi, en harika tarif edicisi ve yaratılış ağacının en mükemmel meyvesi Hz. Muhammed (asm)’dir.

Eğer o (asm) olmasaydı, kâinatın gizli mektupları okunamaz, yaratılışın gayesi bilinemezdi. Bu yüzden o, bütün varlık aleminin övünç kaynağı (Fahr-i Âlem) ve kâinatın efendisidir (Server-i Kâinat).

Özetle: Üstad'ın Muhakemat’a bu muazzam hediye ve selamla başlaması, ilmi ve fikri bir eserin ancak o büyük rehberin nuruyla bereketleneceğine olan inancındandır. Salavat; fâni ve aciz olan insanın, ebedi ve kâinat çapındaki bir rahmet nuruna bağlanma ve o nurdan hisse alma niyetidir.

İlave bilgi için tıklayınız:

- "Salâvat getirmek, tek başıyla bir tarik-i hakikattir." Herhangi bir cemaat veya tarikate girmeyen kişi, sadece salavat ile nefsini terbiye edip, imanını kemale erdirebilir mi?

- HAZRETİ MUHAMMED (ASM), MANEVİ ŞAHSİYETİ, SALAVAT

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 29
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...