"Samimî ihlâsı kıran adam, bu hılletin gayet yüksek kulesinin başından sukut eder. Gayet derin bir çukura düşmek ihtimali var; ortada tutunacak yer bulamaz;.." ifadelerini açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İhlas, kemiyet olarak herkeste aynıdır, lakin keyfiyet yani kuvvet ve kalite noktasından herkesin ihlası muhteliftir.

Kemiyetten kast ettiğimiz şey, ihlasın bünye olarak başka şeyleri kabul etmemesidir. Mesela "Ben şu namazı yüzde doksan dokuz Allah için, yüzde bir de insanlar için kılıyorum." desem, bu ihlas ihlaslıktan çıkar ve batıl olur; Allah bu ihlası kabul etmez. Bu sebeple ihlas kemiyet olarak yani nicelik olarak parçalanma ve bölünme kabul etmez. Ya heptir ya hiçtir; bunu ortası ya da yüzdesi yoktur.

Bu hususta herkes eşittir, bir peygamber de yüzde yüz Allah için olmak zorundadır, basit bir mümin de yüz de yüz Allah için olmak zorundadır. Yalnız, yüzde yüz Allah için olan bir amelin keyfiyeti yani kuvvet ve parlaklığı her insanın iman ve amel derecesine göre farklıdır. Bu hususta eşitlik olmaz ve olamaz. İhlasın derece ve keyfiyeti bu noktadadır. Yoksa kemiyet ve nicelikte değildir.

Bu yüzden ihlasın ortası, altı, üstü bulunmuyor. İnsanda ya ihlas vardır ya da riya, ya samimidir ya da samimi değildir. İhlastan çıkan direkt en pespaye olan riyaya düşer ki, Üstad Hazretleri riyayı "çukura düşmek" şeklinde tasvir ediyor.

"Hıllet ise, en yakın dost ve en fedakâr arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olmak iktiza eder. Bu hılletin üssü'l-esası, samimî ihlâstır. Samimî ihlâsı kıran adam, bu hılletin gayet yüksek kulesinin başından sukut eder. Gayet derin bir çukura düşmek ihtimali var; ortada tutunacak yer bulamaz."(1)

Hıllet Hz. ibrahim (as)'in mesleğidir. Yani; en yekın dost, en fedakâr arkadaş, en güzel takdir edici yoldaş, en civanmert kardeş olmak demektir.

Yukarıda vasfedilen yüksek hasletlere sahib olmanın tek yolu ise; ihlastır. İhlası kaybeden, bu hasletleri de kaybeder. Zahiren öyle görünse bile, hakikat'ta sükut etmiş demektir. Riya kapısı açılır ve zamanla hizmetin dışında kendini bulur.

Şahsi ve maddi menfaatler için, iman ve Kur'an hizmetinde tesis edilmiş olan kardeşlik ilişkilerini kırmak ve bozmak, öyle bir sukuttur ki bu sukutun ortası yoktur. Burada, "Ortada tutunacak yer bulamaz." tabirinde şöyle bir ince nükte var: İhlas ve samimiyet öyle bir ameldir ki, kir ve pas kaldırmaz. Azıcık bir art niyet ihlası iptal eder.

Bu yüzden ihlas amelinde iki ihtimal vardır; ya ihlaslı olmak ya da ihlassız olmaktır, ortası yoktur. Yani birisi kalkıp ben filanca adamı Allah için yüzde doksan dokuz seviyorum, kendi menfaatim için yüzde bir seviyorum, diyemez; dese Allah katında makbul olamaz. Zira ihlas katıksız ve safi Allah rızası ile kazanılır. Bu formüle az bir yabani bileşim sızsa ihlas eczasını bozar ve tesiri kalmaz. Üstad'ın ortada bir yer bulamaz demesi bunun içindir.

Bu zamanda Kur'an hizmetinde çalışan Müslümanlar böyle samimi bir kardeşlik ilişkisi içinde olmak gerekir. Böyle bir ilişkiyi maddi ve şahsi menfaatler için bozmak, öyle basit bir amel olmasa gerektir ki Üstat "Derin bir çukura düşmek ihtimali var." diyor. Bu yüzden sadece Nur talebeleri değil, belki bütün Müslümanlar bu kardeşlik ilişkisini tesis edip muhafaza etmek ile mükelleftir...

(1) bk. Lem'alar, Yirmi Birinci Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...