"Kâfir ve münafıkların cehennemde yanmalarını..." Buradaki “kâfir” ifadesini nasıl anlamalı? Münazarat'ta kâfirin iki çeşit olduğundan bahsediliyor. Bu durum hangi insanlarda tatbik edilebilir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Meselâ, kâfir ve münafıkların cehennemde yanmalarını ve azap ve cihad gibi hadiseleri kendi şefkatine sığıştırmamak ve tevile sapmak, Kur'ân'ın ve edyân-ı semâviyenin bir kısm-ı azîmini inkâr ve tekzip olduğu gibi, bir zulm-ü azîm ve gayet derecede bir merhametsizliktir."(1)

Kâfir, burada İslam’ı ve imanı inkâr edip ebedî cehennem ile cezalandırılan kimseler demektir. Bazı batıl fikrî cereyanlar, kâfirlerin ebedî ateşte kalmalarını şefkate zıt olarak telakki ediyorlar ve cehennemi bu suretle inkâr ediyorlar. Üstad Hazretleri burada bu batıl fikrî cereyana cevap veriyor.

İslam ve imanı, her ne sebepten dolayı olursa olsun, inkâr eden herkes kâfirdir ve ebedî ateştedir. Kâfirlerin inkâr sebeplerinin farklı ve muhtelif olması bu hakikati değiştirmiyor.

Bu zamanda şefkati kötüye kullanan fikrî cereyan hümanizmdir. Hümanizm; güya insan sevgisini esas alan bir cereyandır. Eski tabirle hümanizm; rikkat-i cinsiyenin ifratıdır. Hümanist ekol, insan sevgisi adı altında dinin çok hakikatlerini inkâr ediyor. İnsanları sevgi ve şefkat ile dalalet ve inkâra sevk ediyor. "İnsan Allah, ahiret ve peygamber gibi mefhumlara muhtaç olmadan kendi başına doğruları bulur" fikrini savunan batıl bir felsefi cereyandır.

Hümanizme göre cehennem ve ceza asla olamaz, şeriatın caydırıcı kanunları katı ve acımasızdır. Hâlbuki cehennem ve ceza, hayatın ve hakikatin bir parçası ve kat’î değerleridir.

Hümanizm insanları en can alıcı olan sevgi ve şefkat mefhumları ile aldatıyor. Güya sevgi ile ceza, şefkat ile cehennem birbirine zıttır; ikisinin beraber bulunması mümkün değildir, diyerek, insanların zihinlerine şüphe atıyorlar. Hâlbuki bu iki mefhum birbirini iktiza eder, cehennem olmadan cennet lezzet vermez, ceza olmadan adalet tahakkuk etmez. Bu yüzden, insanlık tarihinde ceza, hayatın bir hakikati ve güzelliğin tamamlayıcısı olmuşlardır.

Mesela, masum on kişiyi katleden bir caninin idam edilmesine insan sevgisi namına karşı çıkarlar, ama on masumun hakkını hiç nazara almazlar.

Bir köpeğe acırlar, ama düşkün ve fakir bir insana el uzatmazlar. Onların böyle çarpık ve samimiyetsiz tavırları çoktur. Hakiki insan sevgisi ve şefkati ancak iman ve ibadet ile elde edilebilir. Yoksa şefkatin kaynağı olan Allah’ı tanımayan birisinin şefkati ve insan sevgisi asılsız, mecazî ve sûrîdir. Hakiki şefkat abidesi Peygamber Efendimiz (asm) ve onun mübarek yoludur.

Cehennem ve ceza, bu felsefeye aykırıdır. Bu yüzden, ahireti inkâr ederler. Aslında bunları bu fikre sürükleyen temel nokta yersiz ve ifrat deresindeki şefkat hissidir. Hümanizm; şefkatin kötüye kullanılmasından neş’et etmiş batıl bir cereyandır.

Hz. Ebu Bekir (r.a.) Efendimizin “Allah’ım vücudumu cehennemde o kadar büyüt ki başka kimseye yer kalmasın” sözüyle nasıl anlarız?

Cehennemin varlığını inkâr etmek başkadır, bir insanın cehenneme gitmemesini istemek başkadır; ikisini karıştırmamak gerekir.

Hümanist felsefe, cehennemi lüzumsuz ve acımasızlık olarak görüyor ve varlığını inkâr ediyorlar. Bu bakış ve bu fikir imanla asla tevil edilemez. Bu fikir zımnen -hâşâ- Allah’ı yalanlama, Allah’ın iradesini hiçe sayma manası taşımaktadır.

Halbuki Hazret-i Ebu Bekir (ra) ya da Üstadımız, insanların cehenneme girmesini merhametleri muktezası şiddetli bir şekilde istemiyorlar; ama cehennemi de lüzumsuz ve acımasız görüp inkara kalkışmıyorlar.

“Kâfirin azap çekmesine acıyıp şefkat eden adam, şefkate layık hadsiz masumlara acımıyor..."(1)

Üstadımızın bu veciz ifadesi, küfre verilen cezayı inkâr eden hümanist felsefeye bir itirazdır.

Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, hümanist felsefe cehennem ve ceza mefhumlarını inkâr ediyorlar. Hâlbuki zalim izzeti ile mazlum ise zilleti ile ölüp gidiyor. Zalimin hesap verdiği, mazlum hakkını aldığı bir ceza diyarı olmazsa, asıl o zaman adaletsizlik olur. Adil-i mutlak olan Allah böyle bir şeye müsaade etmez.

(1) bk. Kastamonu Lâhikası, (46. Mektup).

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Colour_black_wh...

Ehli sünnet itikadına göre kimseye kâfir diyemiyoruz herkese müslüman muamelesi yapiyoruz. İyide Amerikan Başkanı Donald Trump eski başkan Bush dami kâfir değil yada terörist başı Abdullah Öcalan da mi kafir degil? Ehli sünnete kalsa dnyada kâfir yok gibi birsey...?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Siz Ehlisünnetin bu prensibini ya yanlış anlamışsınız ya da eksik. Ehlisünnet Müslüman olduğuna işaret eden delil ve emareler varken bir Müslümanı tekfir etmenin tehlikeli ve gereksiz olduğunu ifade ediyor. Yoksa ayan beyan kafir olduğu belli insanlara zorla Müslüman demiyor. Donald Trump ve eski başkan Bush'ın Hristiyan olduğunu cümle alem bilirken onlara Müslüman demek ahmaklık olur. Zaten onlarında böyle bir iddiaları bulunmuyor. Bir Müslümanı bazı muğlak ve net olmayan davranışları ve sözlerine bakarak hemen kafir ilan etmek sapkınların bir adeti ve geleneğidir. Ehlisünnet bu hususta çok hassas ve mantıklı davranarak Müslüman birisine kafir demekten sakınıyor. Çünkü Müslüman birisine kafir demenin ciddi riskleri bulunuyor. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Colour_black_wh...

Evet haklısınız

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...