"Senenin ihtiyarlık mevsimiyle benim ihtiyarlığım, kalenin ihtiyarlığı, beşerin ihtiyarlığı, şanlı Osmanlı Devletinin ihtiyarlığı ve Hilâfet Saltanatının vefatı,.." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu paragrafta; iman nurunun küfür ve gaflet zulümatını nasıl dağıtıp, her şeyin içyüzünü ve hakiki hakikatini gösterdiği izah ediliyor. İman ile küfrün hâdiselere nasıl baktırdığının mukayesesi yapılıyor. İman ile bakıldığında her şey güzel ve nurlu, küfür veya gaflet ile bakıldığında ise her şey zulümatlı ve azap verici oluyor.

Mümin, ölümü ebedî bir saadetin başlangıcı olarak görürken, kâfir ölümü ebedî bir yokluk ve hiçlik olarak görüyor.

Evet, hâdiselere iman ve hidayet gözlüğü ile bakan birisi, her şeyin iyi ve güzel tarafını görür ve onunla mutlu olur. Zahirde çirkin ve şer gibi görünen şeyleri de kadere havale edip, tam bir teslimiyet ve tevekkül içinde olur. Bu sebepledir ki, "Kadere iman eden kederden emin olur" denilmiştir.

Münkir ise, her şeyin ve her hâdisenin kötü ve çirkin tarafını görür ya da öyle anlar. Hayatı bir azap makinesine döner. Sefayı unutur, kederi alır, hayatı zehir olur.

Üstad Hazretleri önce küfür ve gafletin insanı nasıl hüzün ve karamsarlığa düşürdüğünü tasvir ediyor, sonra da imanın bu hüzne ve karamsarlığa nasıl merhem olduğunu gösteriyor. Bahsin devamındaki şu paragraflar bu hususu izah ediyor:

"Ve bu altı cihetten gelen dehşetlere karşı bana nokta-i istinad ve silâh-ı müdafaa olacak, cüz'î bir cüz-ü ihtiyarîden başka bir şey elimde yok. O hadsiz a'dâ ve hesapsız muzır şeylere karşı tek bir silâh-ı insanî olan o cüz-ü ihtiyarî, hem nâkıs, hem kısa, hem âciz, hem icadsız olduğundan, kesbden başka bir şey elinden gelmez. Ne geçmiş zamana geçebilir, tâ ondan bana gelen hüzünleri sustursun; ve ne de istikbale hulûl edebilir, tâ ondan gelen korkuları men etsin. Geçmiş ve geleceklere ait emellerime ve elemlerime faydası olmadığını gördüm."

"Bu altı cihetten gelen dehşet ve vahşet ve karanlık ve me'yusiyet içinde çırpındığım hengâmda, birden Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın semâsında parlayan iman nurları imdada yetişti. O altı ciheti o kadar tenvir edip ışıklandırdı ki, gördüğüm o vahşetler ve karanlıklar yüz derece tezauf etseydi, yine o nur onlara karşı kâfi ve vâfi idi. Bütün o dehşetleri birer birer teselliye ve o vahşetleri birer birer ünsiyete çevirdi."(1)

Osmanlının dolayısıyla da İslam’ın parlak döneminin bitmiş olması, Üstad Hazretlerine elem veriyor. Sonra Kur’ân'dan gelen nur, bunun rahmet cihetini gösterip teselli veriyor.

Hilafet 1922'de kaldırıldı, İhtiyarlar Risalesi ise 1934'te telif edildi.

(1) bk. Lem'alar, Yirmi Altıncı Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...