"Şeref, i’câz-ı Kur’ân’a ait olduğundan ve bana ait olmadığından, bilâpervâ derim: Ekseriyet itibarıyla öyledir." Üstad korkusuzca derim diyor; fakat kesinlik ifade etmiyor. Neden ekseriyetle diyor olabilir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Benden sual ediyorsun: Neden senin Kur’ân’dan yazdığın Sözlerde bir kuvvet, bir tesir var ki, müfessirlerin ve âriflerin sözlerinde nadiren bulunur? Bazen bir satırda bir sahife kadar kuvvet var; bir sahifede bir kitap kadar tesir bulunuyor.”

"Elcevap (güzel bir cevaptır): Şeref, i’câz-ı Kur’ân’a ait olduğundan ve bana ait olmadığından, bilâpervâ derim:

"Ekseriyet itibarıyla öyledir. Çünkü, yazılan Sözler tasavvur değil, tasdiktir. Teslim değil, imandır. Marifet değil, şehadettir, şuhuddur. Taklit değil, tahkiktir. İltizam değil, iz’andır. Tasavvuf değil, hakikattir. Dâvâ değil, dâvâ içinde burhandır."(1)

“Ekseriyet itibariyle öyledir.” ifadesini birkaç şekilde anlayabiliriz:

Birincisi: Üstadımız, birileri bu güzel hakikatleri bulandırıp, tartışmalı olan ve Üstad'ın son noktayı koyup ispat ettiği bir meseleyi "filan böyle demiş, falan böyle hükmetmiş" gibi ihtilaflı konuları gündeme getirip sıkıntılara kapı açılmasın diye, böyle dediği düşünülebilir. Mesela, tıbbî ve fennî konularda da Üstadımız ihtiyatlı konuşup "sizin okuduğunuz fenn-i tıb mikyasıyla veya kozmoğrafyanın dediğine bakılırsa" gibi ihtiyatlı ifadeler kullanır.

İkincisi: Üstadımız o zamanın ve gelecek zamanlardaki âlimlerin damarını fazla tahrik etmemek için böyle ihtiyatlı konuşmuş olabilir. Üstadımız bu konuda,

"İstanbul’da malûm itiraz hâdisesi ima ediyor ki, ileride, meşrebini çok beğenen bazı zâtlar ve hodgâm bazı sofi-meşrepler ve nefs-i emmaresini tam öldürmeyen ve hubb-u cah vartasından kurtulmayan bazı ehl-i irşad ve ehl-i hak, Risale-i Nur’a ve şakirtlerine karşı kendi meşreplerini ve mesleklerinin revacını ve etbâlarının hüsn-ü teveccühlerini muhafaza niyetiyle itiraz edecekler; belki dehşetli mukabele etmek ihtimali var."(2)

Diyerek bizim itidal-i dem ile davranmamız gerektiğini ifade eder.

Üçüncüsü: Risale-i Nur'un eczalarının bir kısmının diğerlerinden daha parlak, daha kuvvetli ve daha tesirli olmasına kinayedir. Ama her risale kendi makamında güzeldir ve müessirdir. Tren, lokomotif ve vagonlarıyla kendi makamında kıymetli ve müessir iken, raylar da kendi makamında kıymetli ve yüksektir. Binaenaleyh bir risale diğerine tercih edilemez.

Mesela, Haşir risalesi kendi makamında yüksek ve müessir iken, Lahika ve bazı mektuplar da tesir bakımından kendi makamında yüksek ve müesssirdir.

Dördüncüsü: Risale-i Nur'un her bir bahsi aynı derecede ilham ve ihtara mazhar değildir. Bazı bahisler kuvve-i ilmiye ile te’lif edilirken, ekseriyeti de kuvvetli bir ilham ve ihtar ile telif edilmişler. İlham ve ihtar ile te’lif edilenler daha tesirli daha parlak bir üsluba sahiptirler. Üstadımızın "ekseriyetle" ifadesini kullanması bu inceliğe işaret ediyor olabilir.

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Mahrem Bir Suale Cevap.
(2) bk. Kastamonu Lahikası, 120. Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...