"Şeref, i’câz-ı Kur’ân’a ait olduğundan ve bana ait olmadığından, bilaperva derim: Ekseriyet itibarıyla öyledir." Üstad korkusuzca deyip, kesinlik ifade etmiyor. Neden ekseriyetle diyor olabilir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Benden sual ediyorsun: Neden senin Kur’ân’dan yazdığın Sözlerde bir kuvvet, bir tesir var ki, müfessirlerin ve âriflerin sözlerinde nadiren bulunur? Bazen bir satırda bir sahife kadar kuvvet var; bir sahifede bir kitap kadar tesir bulunuyor."

"Elcevap (güzel bir cevaptır): Şeref, i’câz-ı Kur’ân’a ait olduğundan ve bana ait olmadığından, bilâpervâ derim:

"Ekseriyet itibarıyla öyledir. Çünkü yazılan Sözler tasavvur değil, tasdiktir. Teslim değil, imandır. Marifet değil, şehadettir, şuhuddur. Taklit değil, tahkiktir. İltizam değil, iz’andır. Tasavvuf değil, hakikattir. Dava değil, dava içinde burhandır." (Mektubat, 28. Mektup, Mahrem Bir Suale Cevap.)

“Ekseriyet itibariyle öyledir.” ifadesini birkaç şekilde anlayabiliriz:

Birincisi: Üstad'ımız, birileri bu güzel hakikatleri bulandırıp, tartışmalı olan ve Üstad'ın son noktayı koyup ispat ettiği bir meseleyi "filan böyle demiş, falan böyle hükmetmiş" gibi ihtilaflı konuları gündeme getirip sıkıntılara kapı açılmasın diye, böyle dediği düşünülebilir. Mesela, tıbbî ve fennî konularda da Üstad'ımız ihtiyatlı konuşup "sizin okuduğunuz fenn-i tıb mikyasıyla veya kozmoğrafyanın dediğine bakılırsa" gibi ihtiyatlı ifadeler kullanır.

İkincisi: Üstad'ımız o zamanın ve gelecek zamanlardaki âlimlerin damarını fazla tahrik etmemek için böyle ihtiyatlı konuşmuş olabilir. Üstadımız bu konuda,

"İstanbul’da malum itiraz hadisesi ima ediyor ki, ileride, meşrebini çok beğenen bazı zatlar ve hodgâm bazı sofi-meşrepler ve nefs-i emmaresini tam öldürmeyen ve hubb-u cah vartasından kurtulmayan bazı ehl-i irşad ve ehl-i hak, Risale-i Nur’a ve şakirtlerine karşı kendi meşreplerini ve mesleklerinin revacını ve etbalarının hüsn-ü teveccühlerini muhafaza niyetiyle itiraz edecekler; belki dehşetli mukabele etmek ihtimali var." (Kastamonu Lahikası, 120. Mektup.)

Diyerek bizim itidal-i dem ile davranmamız gerektiğini ifade eder.

Üçüncüsü: Risale-i Nur'un eczalarının bir kısmının diğerlerinden daha parlak, daha kuvvetli ve daha tesirli olmasına kinayedir. Ama her risale kendi makamında güzeldir ve müessirdir. Tren, lokomotif ve vagonlarıyla kendi makamında kıymetli ve müessir iken, raylar da kendi makamında kıymetli ve yüksektir. Binaenaleyh bir risale diğerine tercih edilemez.

Mesela, Haşir Risalesi kendi makamında yüksek ve müessir iken, Lahika ve bazı mektuplar da tesir bakımından kendi makamında yüksek ve müesssirdir.

Dördüncüsü: Risale-i Nur'un her bir bahsi aynı derecede ilham ve ihtara mazhar değildir. Bazı bahisler kuvve-i ilmiye ile telif edilirken, ekseriyeti de kuvvetli bir ilham ve ihtar ile telif edilmişler. İlham ve ihtar ile telif edilenler daha tesirli daha parlak bir üslupa sahiptirler. Üstad'ımızın "ekseriyetle" ifadesini kullanması bu inceliğe işaret ediyor olabilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 1.468
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...