"Şeyheyn zamanı" ve "Cemel Vakası" hakkında bilgi verir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Şeyheyn" tabiri; Hz. Ebu Bekir (ra) ve Hz. Ömer (ra)’in dönemine deniliyor. Bu dönemde İslam âlemi en kuvvetli ve en parlak dönemini yaşamıştır. İslam dininin siyasi ve içtimai açıdan kökleşip müesseseleştiği bir dönemdir. Bundan dolayı diğer iki Raşid halife olan Hz. Osman (ra) ve Hz. Ali (ra)’in döneminden daha faziletlidir. Burada az bir amel öbür zamandaki çok amele bedeldir. Bunun en büyük sırrı, Habib-i Kibriya Efendimiz (asm.) ve onun risaletine en yakın bir dönem olmasıdır. Bu dönemde İslam müesseseleşip kökleşirken, diğer dönemlerde daha ziyade ihtilaflarla uğraşılmıştır. Tabiî ki bu Hz. Osman ve Hz. Ali (ra)‘in şahsından veya zaafından kaynaklanan bir durum değil, içtimai yapının bozulmaya başlamasından kaynaklanan bir durumdur.

"Cemel Vakası", Hz. Ali (ra) ile Hz. Aişe (r.anha) arasındaki bir içtihad savaşıdır. Hz. Osman (ra)’ı şehid edenlerin cezalandırılması hususunda, Hz. Ali (ra) adalet-i mahzayı esas alırken, muhalifleri olan Hz. Aişe, Hz. Zübeyir ve Hz. Talha (ra) adalet-i izafiyeyi esas almışlardır. Aralarındaki bu içtihad farklılığına siyasi fesat girince savaş kaçınılmaz hale gelmiştir.

Hz. Zübeyr ve Hz. Talha (r.a), Hz. Ali'nin içtihadını öğrendikten sonra, Hz. Aişe (r.a) ile Mekke'de görüştüler ve asilerin üzerine yürümek için kuvvet toplamak üzere Basra'ya gitmeye karar verdiler.

Hz. Ali (r.a) de onların Basra'ya gittiklerini haber alınca ordusuyla Basra'ya hareket etti ve Zikar mevkiinde konakladı. Hz. Ali (r.a) meselenin sulh yoluyla halledilmesi için Kaka isminde bir elçisini Hz. Aişe, Hz. Talha ve Hz. Zübeyr'e (r.a) göndererek, tefrikanın fenalığını, birlik ve beraberliğin ehemmiyetini, her şeyin sulh yoluyla daha iyi hallolacağını anlatmasını istedi. O da bu emir mucibince onların yanına giderek, Hz. Ali'nin (r.a) : “Bu yaranın ilâcının sükûnet olduğunu, sükûnet teessüs ettikten sonra her tedbirin alınabileceğini, aksi halde fitne ve fesat çıkacağını, bunun da İslâm'a ve Müslümanlara getireceği sıkıntının büyük olacağını” söylediğini onlara izah etti. Onlar: "Eğer Ali bu fikirde ise, aramızda bir görüş ayrılığı kalmamıştır.” dediler.

Bu durumdan iki taraf da memnun oldular. Böylece bir istikrar, bir sükûn hali hasıl oldu. Herkes kendisini emniyet ve huzur içerisinde görerek çadırlarına çekildiler. Bu sulhtan, ziyadesiyle rahatsız olan münafık İbn-i Sebe, taraftarlarını toplayarak şöyle dedi: "Ne yapıp edip harbi kızıştırmanız ve Müslümanları birbirine düşürüp kırdırmanız lâzım. Şayet bir netice alamazsak, bütün gayretimiz boşa gider.” Ve savaşı başlatmak üzere yeni bir plân hazırladılar. Sabaha yakın saatlerde tatbike koyula­cak bu yeni plân gereği, İbn-i Sebe kendi adamlarını Hz. Ali (r.a) ile Hz. Zübeyr ve Hz. Talha'nın (r.a) çadırlarının etrafında yerleştirdi. Bunlar daha sonra her iki tarafın çadırlarına baskında bulundular. Gürültü üzerine uyanan Hz. Zübeyr ve Hz. Talha (r.a) "Ne var, ne oluyor?" diye sorduklarında, İbn-i Sebe’in adamları, "Hz. Ali’nin adamları (Kûfeliler) bize gece baskını yaptı.” dediler.

Bu haber üzerine Hz. Talha ve Hz. Zübeyr (r.a): "Demek ki, Hz. Ali, harbi kesmekte samimî değilmiş” dediler.

Öte yandan gürültüyü işiten Hz. Ali (r.a): "Ne olu­yor?” diye sordu. Yine İbn-i Sebe'nin adamları: "Karşı taraf bize gece baskını yaptı, biz de püskürttük” dedi­ler. Hz. Ali de: "Anlaşıldı. Talha ve Zübeyr bizimle sulh meselesinde mutabık değilmişler.” dedi. Böylece on bin kişinin hayatına mal olan Cemel Vakası mey­dana geldi. Hz. Talha ve Hz. Zübeyr de bu harpte şehid düştüler. İbn-i Sebe, böylece Hz. Osman'ın (r.a) katlinden sonra maksadına doğru mühim bir merhale daha katetmiş oluyordu.

Hz. Ali (r.a) Cemel Vakası'ndan sonra bir müddet Basra'da kaldı. Daha sonra oradan Kûfe'ye geldi. Müslümanların büyük bir kısmı, Fas'tan ta Çin hudu­duna kadar Hz. Ali'ye (r.a) biat etmişlerdi. Biat etme­yen, sadece Suriyeli Müslümanlar kalmıştı.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...