"Sizin şu vahşet-engiz, cehalet-perver husumet-efza olan sarp dağ ve derin derelerinizdeki vahşet ayılarından, cehalet ejderhasından, husumet kurtlarından biçare meşrutiyet korkar. Kolaylıkla gelmeğe cesaret edemez." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"S— Tarif ettiğin meşrutiyetin ne miktarı bize gelmiş ve niçin bütün gelmiyor?"

"C— Ancak on kısımdan bir kısmı size gelebilmiş. Zira sizin şu vahşet-engiz, cehalet-perver husumet-efza olan sarp dağ ve derin derelerinizdeki vahşet ayılarından, cehalet ejderhasından, husumet kurtlarından biçare meşrutiyet korkar. Kolaylıkla gelmeğe cesaret edemez. Eğer siz tembel kalıp da onun yolunu yapmasanız, tembellik etseniz yüz sene sonra tamamen cemalini göreceksiniz."(1)

Vahşet tabiri, vahşiliği andıran kırsal ve bedevi yaşamın neticesi olan kabalık anlamına geliyor ki, bu medeni hayattan geri kalmışlığın bir işaretidir. Bu asırda ise artık medenilik ve şehir hayatı ön plana çıkmış ve esas olmaya başlamıştır. Vahşetin ayıya nispet edilmesi, dağ ve ova gibi kırsal yaşamın vahşiliğe ve kabalığa olan işaretini vurgulamak içindir.

Cehalet de ejderhaya benzetiliyor. İnsanları her türlü sıkıntıya ve felakete sürükleyen bir canavar gibidir. Evet cehalet, her türlü terakkiye mani olan en büyük düşmandır. Ejderha insanları korkuttuğu gibi, cehalet de insanları korkutan ve müspet işlerin icrasına engel teşkil eden bir tehlikedir. Onun için Üstadımız, bizim esas üç düşmanımızdan birisinin cehalet olduğunu önemle vurgular.

Husumet ise her türlü düşmanlığı simgeler. Öyle ki şark da üç gün küs kalmağa değmeyecek bir hata için yıllarca küs kalmak, hatta bunu muhalefete ve cinayetlere ve kan davalarına götürecek kadar büyütmek bir esas olmuştur. Evet, manasız kan davaları, kin ve adavet gibi dinin ve aklın şiddetle reddettiği şeyler, kırsal ve feodal yaşamın en büyük realitesidir. Medeni hayatta ise aşiretlerin töreleri değil hukukun üstünlüğü hükmeder. Cezayı aşiret meclisleri değil, mahkemeler verir. Üstadımız bu husumet dediğimiz şeyi kurta benzetir. Nasıl ki kurtların olduğu yerlere nazenin ve zayıflar rahatlıkla gidemez. Öyle de husumet ve kindarlığın olduğu yerlere de nazenin meşrutiyet rahatlıkla gidemez.

İşte vahşet, cehalet ve husumetin hükmettiği bir yerde, meşrutiyet ya da bugünkü adı ile demokrasi barınamaz. Demokrasinin gelmesi ve yerleşmesi bu üç menfi şeyin bertaraf edilmesine mütevakkıftır.

(1) bk. Münazarat, Sualler ve Cevaplar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...