"Sohbet-i nebeviye öyle bir iksirdir ki, bir dakikada ona mazhar bir zat, senelerle seyrü sülûka mukabil hakikatin envârına mazhar olur. Çünkü, sohbette insibağ ve in’ikâs vardır." detaylıca izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İnsibağ" kelime olarak boya tutma, boyanma, rengini alma ve temizlenme gibi mânâlara geliyor. Istılah olarak ise, Peygamber Efendimiz (asm)'in manevî tesiri ile muhatabın iç dünyasının büyük bir değişime uğraması demektir.

"İn’ikas" da benzer bir mânâdadır; Allah Resulü (asm)'nün maneviyatının muhatabında yansıması ve onda tecelli etmesi demektir.

Yani insibağ ve in’ikas, Allah Resulü (asm)'nün manevî azametinin ve feyzinin muhatabında yansıması ve aksetmesi mânâsına geliyor.

Nasıl Allah Resulü (asm) bir aynaya baksa, o sevimli sureti ayna içinde görünür ve ayna o suret ile değer kazanır. Aynanın değeri, suretinden dolayıdır. Suret gitse aynanın maddesi ayna kadar değer ifade eder.

Sahabeler de birer aynadırlar. Allah Resulü (asm)'nün manevî siması ve şahsiyeti o aynaların içinde tezahür ediyor. Hal böyle olunca, sahabenin ruh ve kalp aynasında Allah Resulü’nünrisalet ve nübüvvet sureti irsiyet şeklinde yansıyor. Yani o aynalara bir değer ve kıymet katıyor demektir.

Güneşin merkezine yaklaşan bir madde tamamen buharlaşıp farklı bir şekle, farklı bir yapıya bürünür ve eski halinden zerre kadar eser kalmaz. Âdeta güneşin ısısı ve ışığının içinde kaybolup güneşleşir ya da güneşin cüz’i bir parçası haline döner.

Manevî bir güneş olan Peygamber Efendimiz (asm)'in sohbet iklimine giren birisi, âdeta o güneşin bir cüz’ü haline gelir.

Tabiri caiz ise, Peygamber Efendimizin (asm) manevî şahsiyetinin küçük bir modeli bir cihetle o aynalarda tezahür ediyor. İnsibağ ve in’ikas da aynanın kabiliyetine ve büyüklüğüne göre olur.Elbetteki Hz. Ebu Bekir’in (ra) ruh ve kalb aynasındaki insibağ ile bir bedevi sahabenin insibağı aynı değildir. Hz. Ebubekir (ra.) nebilerden sonra insanların en hayırlısıdır. Resul-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurur: “Peygamberler müstesna, güneş ondan daha üstün bir baş üzerine ışığını saçmamıştır.”

Maddî ve manevî bütün varlığını İslam yolunda feda edip, Habib-i Kibriya Efendimizin en yakın ve en sadık dostu olan Hz. Ebubekir, celâdet ve adalet timsali Hz. Ömer, edeb ve hayâ abidesi Hz. Osman, akıl, hikmet, ilim ve şecaat numunesi Hz. Ali efendilerimiz, İslâm binasının dört büyük sütunu, maddî ve manevî fütuhatının en büyük vesileleridirler.

Allah Resulü'nün nübüvvetten gelen insibağı ile velayetten gelen insibağı aynı değildir. Nübüvvet mesleği nasıl velayet mesleğinden üstün ise, nübüvvet insibağı da velayet insibağından aynı derecede üstündür. Sahabeler doğrudan nübüvvet insibağına mazhar olurken, sonrakiler Allah Resulü'nün velayet insibağı ile muhatap olmuşlardır. Hal böyle olunca, en küçük sahabeye en büyük veli yetişemiyor.

Temessül; bir şeyin aynı ile başka bir şeyde yansıması demektir. Mesela; bir mum etrafında halka şeklinde on adet ayna bulunsa, her bir aynada mum temessül eder. Bir tek mum iken, on mum olur.

Nuranî varlıklar ile onun zıddı olan kesif varlıkların yansımasında ve temessülünde de durumları farklılık arz eder, hükümleri başka başkadır. Biri hakiki yansır, diğeri sadece görüntü olarak yansır.

Nuranî bir varlık temessül ettiği yerde kendi vasıfları ile yansır. Tecelli eden ile tecelli olunan şey aynıdır. Mesela, aynada yansıyan güneş, kendine has vasıflarını ve sıfatlarını aynaya da aksettirir, bir nevi küçük bir güneş o aynada teşekkül eder. Aynı güneş gibi, o da ısı ve ışık verir. Fark sadece azamet ve kibriyadadır. Nuraninin temessülü, temessül ettiği yeri, yani yansıdığı yeri kendi gibi yapar.

Peygamber Efendimizin (asm) mübarek ruh-u şerifi tam nuranî olduğu için, sahabelerin ruh aynasında sohbet insibağı ile tam temessül ediyor. Onları bir anda en yüksek manevî makamlara çıkarıyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

şehrayin
Allah razı olsun inşallah gönül aynamız nurlardan tam istifade eder
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...