"Şu burhanın suğrâsı, nübüvvet-i mutlakadır. Kübrası ise, nübüvvet-i Muhammed’dir (aleyhissalâtü vesselâm)." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Tenbih

Şu burhanın suğrâsı, nübüvvet-i mutlakadır. Kübrası ise, nübüvvet-i Muhammed’dir (aleyhissalâtü vesselâm)."(1)

Önceden verilen önermenin her birine öncül (mukaddime), onlardan zorunlu olarak çıkan önermeye de sonuç (netice, matlup) denir. Tam ve düzenli her kıyasta büyük, küçük ve orta olmak üzere en az üç terim ve üç önerme bulunur. Büyük terim sonuçta yüklem olan, küçük terim sonuçta konu olarak bulunan terimdir; orta terim ise büyükle küçük terim arasında bağlantı kurmayı, illet birliğini bulmayı ve karşılaştırma yapmayı sağlar.

Öncüllerden içinde büyük terimin bulunduğu önermeye büyük önerme (kübra), küçük terimin bulunduğu önermeye küçük önerme (suğra) denir. Öncüller kabul edilince bunlardan zorunlu olarak çıkan üçüncü önermeye ise sonuç adı verilir.

Kıyasta suğra davayı illete bağlayan; yani iddianın esas sebebini ortaya koyan küçük terim olurken, kübra söz konusu illeti genele taşıyan büyük terim olmaktadır. Suğra ve kübra kıyasın asli maddeleri olup, suğranın özelliği davanın tasdikine götürecek olan illeti; yani gerekçeyi belirlemesidir. Bu yüzden suğranın bedihi; yani kesin ve fiili olması şarttır. Nitekim mantıkçıların isabetli bir tespitine göre suğra, ispatı istenenin (matlup) konusunu (mevzu) içermesi sebebiyle hüküm ifade etme hususunda kübradan daha üstündür. Zira konu yüklemden daha değerlidir; çünkü yüklem sırf konudan ötürü aranmaktadır.

Kübranın özelliği ise illeti kıyasın asli maddesi olan kavramın tüm fertlerine taşıyarak zorunlu bir hükmün doğmasına zemin oluşturmasıdır. Bu yüzden mantıkçılar hükmün kesin olarak gerçekleşebilmesi için suğranın mümkün olma yerine fiili olmasını şart koşmuşlardır.

Nübüvvet silsilesini bir ağaç gibi tasavvur edecek olursak, geçmiş fiili peygamberler ve onların nübüvvetine işaret eden delil ve mucizeler ağacın kökü ve esası, son ve en büyük peygamber ise bu ağacın meyvesi ve neticesi niteliğindedir.

Özetle son peygamberden önceki peygamberler suğra yani nübüvvet kavramının ispatı, açıklığı, delili oluyorlar; son peygamber ise kübra yani nübüvvetin sonucu, neticesi ve yüklemi oluyor. Burada suğra ve kübranın kelime anlamından değil mantıksal anlamından bahsediliyor.

Faraza, daha önce nübüvvet kavramı fiili anlamda hiç olmamış olsa idi, insanlık bu kavrama yabani kalacağı için ilk ve tek bir peygamberi kabul etmekte zorlanacaktı. Bu sebeple nübüvvet-i mutlaka olan diğer peygamberlerin daha önce gelip insanlığın alemine yerleşmiş olması son peygamberin varlığına ve kabulüne zemin hazırlamış oluyor. Mantıktaki suğra bu anlamı ifade etmesi açısından kübradan daha önemli daha etkili bir delil ve gerekçe olmaktadır.

Bu noktadan Hz. Muhammed (a.s.m)'ın peygamberliği, peygamberlik müessesesinin en doruğunda ve kemalinde olduğundan, diğer peygamberlerin de doğruluğuna şahit ve delil olmasından mutlak peygamberlik mesleğinden daha büyük ve daha yüksek kabul edilebilir.

1) bk. Muhakemat, Üçüncü Makale, İkinci Maksat.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...