"Tasdik ise, zahir olan mucizatıyla, ekmel-i vecihle hâsıl olabilir. Eğer hâcetten fazla harika olsa, ya abestir veya sırr-ı teklife münafidir..." izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hem de harikulâdenin izharı tasdik-i nübüvvet içindir. Tasdik ise, zahir olan mucizatıyla, ekmel-i vecihle hâsıl olabilir. Eğer hâcetten fazla harika olsa, ya abestir veya sırr-ı teklife münafidir. Zira, teklif, nazarî olan şeyde bir imtihandır. Bedihiyat veya bedahete yakın olan şeylerde, ednâ, âlâ ile müsavi olabilir. Veyahut cereyan-ı hikmetin sırrına teslim ve itaate muhaliftir. Halbuki, Peygamberler herkesten ziyade ubudiyet ve teslime mükelleftirler."(1)

"Tasdik ise, zahir olan mucizatıyla, ekmel-i vecihle hâsıl olabilir.” Bu cümle mucizenin kıvamına işaret eden bir cümledir. Yani mucizeler peygamberlere sadece peygamberliklerini ispat etmek için veriliyor. Yoksa insanların iradesini elinden alıp, onları imana zorla sokacak bir açıklıkta ve bedahette verilmiyorlar. İşte mucizenin hem nübüvveti ispat hem de insan iradesini cebre zorlamayacak bir kıvamda olmasına "ekmel-i vecih” deniyor. Yani mucizeler bu kıvamı ile akla kapı açıp iradeyi elden almıyorlar, bu da dünyanın imtihan olma vasfına uygun bir format oluyor.

Bir ilacın dozajı düşük olduğunda tesiri kaybolur, yüksek olduğunda bünyeye zarar verir; ilacın tam tesir edip iyileştirmesi için dozajın kıvamında olması gerekir. Mucizelerin açıklık kapalılık dozajı da tam kıvamında olmalıdır ki buna ekmel-i vecih, yani mucizenin tam kıvamında olma hali denir.

Şayet peygamberlere gelen mucizelerin dozajı ihtiyaçtan fazla olmuş olsa idi, dünyanın imtihan olma sırrını bitirip Ebu Cehil ile Ebu Bekir (ra) aynı seviyede imana zorlar, ikisi arasındaki kalite farkını anlayamazdık.

(1) bk. Muhakemat, Birinci Makale (Unsuru'l-Hakikat)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...