Müteharrik hava ve onun müteharrik zerresi ile sakin olan toprağın sakin zerresinin yaptığı faaliyetler mukayese ediliyor. Aralarındaki farklar nelerdir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Zerrelerin bazısı sakin bir yerde dururken, bazısı da hareket halindedir. Mesela; hava zerreleri hareket edip, her bir bitkinin bünyesinde işlerken, toprak zerreleri sabit olup tohumlara annelik yapıyor. Ağzımızdan çıkan her bir kelime bir tohum gibi atmosferdeki havaya ekiliyor, havada, âdeta zamansız bir anda sünbüllendirip işitenlerin kulağında mana meyvelerini veriyor ve nebatatın telkihinde yaptığı vazifelerle de intizamlı neticeler veriyor. Bu açıdan sakin toprak ile hareketli hava farklı şekillerde Allah’ın ismlerine aynalık yapıyorlar. Üstad Hazretleri bu hakikatı şu şekilde ifade etmektedir:

"Havanın zerreleri, her biri birer mektubat-ı Samedâniye, birer antika-i san'at-ı Rabbâniye, birer mucize-i kudret, birer harika-i hikmet olan nebâtat ve eşcar, ezhar ve esmardaki harekât ve hidematları, bir Sâni-i Hakîm-i Zülcelâlin, bir Fâtır-ı Kerîm-i Zülcemâlin emir ve iradesiyle hareket ettiğini; ve toprağın zerreleri dahi, her biri birer ayrı makine ve tezgâh, birer ayrı matbaa, birer ayrı hazine, birer ayrı antika ve Sâni-i Zülcelâlin esmâsını ilân eden birer ayrı ilânnâme ve kemâlâtını söyleyen birer ayrı kaside hükmünde olan o tohumcuklarının, o çekirdeklerinin sünbüllerine, ağaçlarına menşe ve medar olmaları, emr-i kün feyekûn'a mâlik, her şey emrine musahhar bir Sâni-i Zülcelâlin emriyle, izniyle, iradesiyle, kuvvetiyle olması, iki kere iki dört eder gibi kat'îdir.”(1)

Üstad Hazretleri Hüve Nüktesi’nde de şu ifadelerle toprak ve havayı karşılaştırıyor:

“Nasıl ki bir avuç toprak, yüzer çiçeklere nöbetle saksılık eden kabında, eğer tabiata, esbaba havale edilse, lâzım gelir ki, ya o kapta küçük mikyasta yüzer, belki çiçekler adedince mânevî makineler, fabrikalar bulunsun veyahut o parçacık topraktaki her bir zerre, bütün o ayrı ayrı çiçekleri, muhtelif hasiyetleriyle ve hayattar cihazatıyla yapmalarını bilsin, âdeta bir ilâh gibi hadsiz ilmi ve nihayetsiz iktidarı bulunsun. Aynen öyle de emir ve iradenin bir arşı olan havanın, rüzgârın her bir parçası ve bir nefes ve tırnak kadar olan Hüve lâfzındaki havada, küçücük mikyasta, bütün dünyada mevcut telefonların, telgrafların, radyoların ve hadsiz ve muhtelif konuşmaların merkezleri, santralları, âhize ve nâkileleri bulunsun ve o hadsiz işleri beraber ve bir anda yapabilsin veyahut o Hüve'deki havanın, belki unsur-u havanın her bir parçasının her bir zerresi, bütün telefoncular ve ayrı ayrı umum telgrafçılar ve radyo ile konuşanlar kadar mânevî şahsiyetleri ve kabiliyetleri bulunsun ve onların umum dillerini bilsin ve aynı zamanda başka zerrelere de bildirsin, neşretsin. Çünkü, bilfiil o vaziyet kısmen görünüyor ve havanın bütün eczasında o kabiliyet var."

"İşte, ehl-i küfrün ve tabiiyyun ve maddiyyunların mesleklerinde, değil bir muhal, belki zerreler adedince muhaller ve imtinâlar ve müşkilâtlar âşikâre görünüyor.”(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Otuzuncu Söz.
(2) bk. age., On Üçüncü Söz, Hüve Nüktesi.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...