Şükrün içindeki "Mâlik-i Keriminin hadsiz lezzetli olan iltifatını" anlamak için, nimetlere bilfiil mazhar olmak mı gerekir? Küllî mânada şükür mesleği hangi yollardan geçer?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Her insanda "Mâlik-i Keriminin hadsiz lezzetli olan iltifatını" kazanmaya yetecek nimetler mevcuttur. Yeter ki insan, bu nimetler içinde nimeti vereni görüp şükredebilsin.

İman nimeti; vücut, hayat ve insaniyet nimetleri arasında en büyüğü ve en küllîsidir. Bütün bu harika ve büyük nimetler şükrü iktiza eder. İnsan bu nimetleri tefekkür ederek de ilahî iltifat ve rızayı kazanabilir; ille de yatlara, katlara sahip olmak gerekmiyor.

En fakir, en garip insan bile başta vücut nimeti olmak üzere zaten sayısız nimetlere bilfiil mazhar olmuş. Bu bakımdan, nimetleri sadece zenginlikle veya makam sahibi olmakla sınırlandırmak doğru değildir. İnsan olma şerefine mazhar olmak başlı başına en büyük bir nimettir. İnsan bu harika nimetleri düşünüp şükretmekle mükelleftir.

İnsanın mazhar olduğu sayısız nimetlere tek tek şükredip mukabele etmesi mümkün değildir. Bu yüzden insan şükrünü ifa edebilmesi için külliyetli dua ve ibadetlere muhtaçtır. Namaz bunun en güzel yoludur ve küllî bir şükürdür. Beş vakit namazını eda eden bir insan, bu manevî şükrü ifa etmiş olur.

Aynı şekilde senede bir ay tutulan Ramazan orucu, ömürde bir defa gidilen hac farizası, senede bir defa verilen zekât küllî şükrü ve tefekkürü muhtevî ibadetlerdir.

Şükür bilfiil ve bilkuvve olmak üzere iki kısımdır. Bilfiil, bizzat yapılan şükür iken, bilkuvve şükür ise küllî bir niyet ve dua ile yapılan şükürdür.

Allah’ın insana ikram ve ihsanları nihayetsizdir. İnsanın iradesi cüz’î olduğundan, kendisine teveccüh eden hadsiz nimetlerin tamamına bir anda ve birlikte şükredemez. Onları tek tek sayması da mümkün değildir. İnsanın bu sonsuz ihsanlara karşı bilfiil şükürde bulunması imkânsızdır. Bu yüzden Allah insana küllî bir niyet ve dua kapısını açmış ki, sonsuz nimetlere karşı böylece şükürde bulunabilsin. İşte küllî bir niyet ve dua ile yapılan bilkuvve şükürlere "manevî şükür" deniliyor.

Evet insan bu umumî şükrü ancak küllî bir niyet ile yerine getirmeye çalışabilir. Bu da 24. Söz de ifade edildiği gibi; "Küllî ni’metlere karşı küllî bir niyet ve hadsiz bir i’tikâd ile mukâbele” etmektir.

"Bütün mahlûkatın hayatlarıyla sana takdim ettikleri hediye-i ubûdiyetlerini, ben kendi hesabıma umumunu sana takdim ediyorum." (24. Söz) diyen insan küllî bir şükür etmiş olur.

Tahiyye, lügat mânasıyla “hayır dua etme”, “malikiyet” gibi mânalara gelir. Bu ifade, namazda lügat mânasıyla değil, ıstılahî olarak “hediye-i ubûdiyet” mânâsında istimal edilmektedir.

Allah Resulü (asm.) mi’racda, Cenâb-ı Hakk’a selâm makamında “Ettehiyyâtülillâh” demekle, bütün mahlûkatın ibadetlerini, tesbihlerini, hamd ve senalarını, kâinat şeceresinin en mükemmel meyvesi olarak, kendi namına Allah’a takdim etmiştir.

İnsan, küllî istidadı, harika cihazları ve mükemmel duygularıyla, bütün kâinatı kucaklayacak bir mahiyettedir. Aynı zamanda insan, Allah’ın bütün isim ve sıfatlarına en cami’ bir aynadır. Bu yüzden kâinat ve mevcudatın halifesi ve kumandanı hükmündedir.

İnsan, bütün mahlûkata vekâlet edip, bütün kâinatın lisan-ı hal ve lisan-ı kal ile yaptıkları ibadetlerini ve tesbihlerini Rabbine takdim edecek kumandan hükmündedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...