"Âdetullah" ve "Sünnetullah" ne demektir, zamana göre değişir mi?
Değerli Kardeşimiz;
"Âdetullah": Allah’ın canlı cansız bütün varlıkların nasıl hareket edeceklerini tedbir ve tanzim eden emirlerine, koyduğu değişmez terbiye ve idare kanunlarına âdetullah ya da sünnetullah denir.
"Sünnetullah"; kelime olarak kanun, âdet ve yol manasına gelmektedir.
“Sen Allah’ın sünnetinde asla bir değişiklik bulamazsın” ayetinin ifade ettiği gibi, bu kanunlarda devamlılık söz konusudur. (Ahzab, 62; Fatır, 43; Fetih, 23)
Sünnetullah ile âdetullah arasında mana bakımından bir fark yoktur.
Adetullah veya sünnetullah, Allah’ın irade ve kudret sıfatından gelen tekvinî şeriat kanunlarıdır. Bunlara “Evâmir-i tekviniye” deniliyor.
Adetullah ve sünnetullah, kâinata yerleştirilen ve onun faaliyetlerine esas olan İlâhî kanunlar manzumesidir.
Çekirdeğin çatlayıp büyümesi, Güneş’in çekme ve itme kuvveti, yıldızların hassas bir şekilde yörünge içinde hareket etmeleri, bütün canlıların hayat şartlarının ve rızıklarının mükemmelen tanzim ve tedbir edilmesi, suyun kaldırma kanunu, yer çekim kuvveti, soğuğun üşütmesi, ateşin yakması, kuvvetin üstünlüğü, çalışmanın servet sahibi etmesi, tembelliğin sefalet ve fakirliğe sebep olması irade sıfatından gelen sünnetullah kanunlarıdır yani evâmir-i tekviniyedir.
Öte yandan, geceleri istirahat etmek insanın bir ihtiyacı ve âdetidir. Kur’an, beşerin bu ihtiyacının İlahi bir kanun olan “gece” ile karşılandığını, büyük bir nimet olarak nazara verir.
Gözlere uykunun hâkim olması gibi, yeryüzünü de karanlığın kaplaması büyük birer hâdisedirler ve bu iki hâdise de Allah’ın birer kanunudur; adetullahtandır.
Bazıları kâinattaki âdetullah kanunlarına yanlış olarak tabiat kanunları derler. Hâlbuki bu kanunlar, Allah’ın tabiata koyduğu değişmez nizamdan ibarettir. Sünnetullah kanunlarına uymayanlar, cezasını peşinen dünyada görür, uyanlar ise mükâfatını peşinen alır. Çalışan insanların başarıya ulaşması, isyan edenlerin cezalandırılması Cenab-ı Hakk’ın insanlık âleminde devam eden âdetindendir. Mesela, bir insan kendini yirmi katlı bir binadan atsa paramparça olur. Allah’ın sünnetullah kanunlarında ceza da mükâfat da peşindir.
Güzel bir neticeye ulaşmak için niyetin halis olması yeterli değildir. Sünnetullah kanunlarına uymak, üzerine düşeni yapmak lazımdır.
Hz. Peygamber (asm), Cenab-ı Hakk’ın en seçkin kulu olarak âdetullaha en fazla riayet eden fert olmuştur. “Ben peygamberim, öyleyse harika bir şekilde hedefime varırım” dememiş, sebeplere müracaat ederek neticeyi Cenab-ı Hak’tan istemiştir. “Çalışmak âdetim, tevekkül halimdir” buyurmakla, sebeplere teşebbüs etmeyi âdet edinmiş, ama neticeler için, Allah’a tevekkül etmiştir.
Sünnetullah ve âdetullah; Allah’ın değişmez kanunları demektir.
Dinin temelini oluşturan iman ve ibadet esasları zaten değişmezler ve sabittirler. Bunda bütün semavi dinler ve peygamberler müttefiktirler.
Kâinatta değişmeyen şeyler olduğu gibi, değişen şeyler de vardır. Kâinatın temel nizamını ayakta tutan kanunlar değişmez. Mesela itme ve çekme kanunu, suyun kaldırma kuvveti, soğuğun üşütmesi, sıcağın yakması gibi. Bunlar kâinatın başlangıcından beri değişmeyen ve nizam-ı âlemi sağlayan temel kanunlardır.
Bir de kâinatın sürekli tazelenen ve değişen yüzü vardır. Burada sabitlik yoktur, her şey mükemmele doğru sürekli hareket halindedir ve değişim içindedir. İnsanın; çocukluktan gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre ve kabirden ebed yolculuğuna doğru sürekli hareket etmesi ve değişmesi bunun delilidir.
Kâinattaki bu değişim ve tekâmül kanunundan dolayı şeraitler de değişiyor ve tekemmül ederek kemale eriyor. İlk insanlar müptedi oldukları için Allah onlara göre şeriat koymuştur. Sonra insanlar terakki edip tekemmül edince, Cenab-ı Hak da onların seviyesine ve ihtiyaçlarına göre yeni şeriatlar ve yeni peygamberler göndermiş, kanunlarını genişletip tekemmül ettirmiştir.
Kur’ân-ı Kerim’in kanunları içinde de aynı mana vardır. Değişmeyen sabit kanunları olduğu gibi, değişen ve yoruma açık hükümleri de vardır. Mesela, ayette "düşmanlarınıza karşı hazırlıklı olun, onlara galip gelmek için at besleyin" buyuruluyor. Kur’ân’ın bu hükmünde sabit olan ve değişmeyen husus; “Düşmana karşı hazırlıklı olun” hükmüdür, burada bir değişme olmaz. Değişime açık olan cihet ise, at beslemek hususudur. Zira o zaman at iyi bir savaş vasıtası iken, insanlığın tekâmülü ile artık at cihat vesilesi olmaktan çıkmış, yerini yeni silahlara bırakmıştır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar