"Ümitvar olunuz. Şu istikbal inkılâbı içinde, en yüksek gür sada İslâmın sadası olacaktır!" Müslümanlar savaş ve sıkıntıda, İslamiyet nasıl galebe çalacak, bize düşen vazife ne?
Değerli Kardeşimiz;
Zamanımızdaki hizmet ve muvaffakiyetlerin seviyesini idrak edebilmek için yer yer dönüp geçmişe bakmak lazım. Ezanların susturulduğu, Allah demenin suç sayıldığı, Kur'an okumanın yasak olduğu bir tablodan sonra, asrımıza bakacak olursak bazı gerçekler daha net anlaşılacaktır. Verilen müjdelere doğru adım adım ilerlediğimizi, Müslümanların maddi, manevi terakki ettiğini görmekteyiz. İstikbal çarklarının, inananların lehinde, inanmayanların ise aleyhinde hareket ettiğini keza müşahede etmekteyiz. Bu manzarayı şu cümle içeriinde Üstadımız ne güzel resmetmiş:
"Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır!"(1)
Bize düşen vazifeye gelince; ülke, savaş durumunda olduğu bir zamanda, devlete; bana ne düşer diye bir talepte bulunulmaz. Yapılması gereken bellidir. Gidip orduya dahil olmaktır. Sonrası ise verilen görevi hakkıyla yapmaktır. Zira şavaşta bir fert, tek başına hiçbir şey yapamaz.
Aynen öyle de manevi bir mücahede içerisinde bulunduğumuz böyle bir zamanda, tek başımıza bir şey yapmamız neredeyse mümkün değil. "Zaman cemaat zamanıdır." prensibiyle hareket etmekle mükellefiz.
Mana erlerinin içine dahil olup, verilen vazifeyi yerine getirmekle meşgul olacağız. O zaman kuvvetimiz birden bine çıkar.
İnsanlar iman ve ahlak yönünden düzelip, iyi bir kul, iyi bir ümmet olursa; Allah’ın bir gün içinde bulutsuz havayı bulutlandırıp yağmuru göndermesi gibi, bir anda yıkılmış değerlerimizi ve tahribe uğramış mabetlerimizi yeniden ihya etmesi, O'nun kudret ve rahmetinin şanındandır. Yeter ki biz bu rahmet ve kudrete münasip bir kul ve ümmet olalım.
İnşallah gelecek İslam’ındır. Elbette bu gelecekte İslam’ın yüksek ve şanlı sembolleri yeniden eski değerini ve kıymetini kazanacaktır...
(1) bk. Münazarat.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar
Bu cümle ile aşağıdaki hadis tezat teşkil etmiyor mu?
Hazret-i Sevban -radıyallâhu anh- anlatıyor: Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz: “–Yabancı kavimlerin, yiyicilerin birbirlerini sofralarına dâvet ettiği gibi, birbirlerini sizin üzerinize çullanmaya çağıracakları zaman yakındır!” buyurmuşlardı. Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan dolayı mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. Allah Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz: “–Hayır, bilâkis o gün siz çok olacaksınız. Lâkin sizler, bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir, ey Allâh’ın Resûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölümden hoşlanmama duygusu!” buyurdular. (Ebû Dâvûd, Melâhim, 5/4297; Ahmed, V, 278)
Ahir zaman kavramı uzun bir dönemi içine alıyor bu dönemin bir kısmında Müslümanlar deccal, süfyan, yecüc ve mecüc gibi zararlı akımlar tarafından ifsat olacak zaafa düşecekler ki bu döneme işaret eden hadisler olduğu gibi Mehdi (ra) gibi bu ifsadı tadil ve tamir ederek Müslümanları yeniden ihya eden dönemlerde olacak buna işaret eden hadislerde bulunuyor.
Dolayısı ile hadisler bir biri ile çelişmiyor aksine hadislerin bir kısmı bir dönemin çirkin ve tehlikesine dikkat çekerken diğer bir kısım hadisler de ümidi ve ıslahı teşvik ediyor.
“Evet, ümitvar olunuz; şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sadâ, İslâm'ın sadâsı olacaktır!” (Tarihçe-i Hayat) Bu ümit verici cümle Mehdi (ra)’ın tahkiki iman dersleri ile Müslümanları ihya edeceği döneme işaret ediyor. Allah zorda ve çaresiz Müslümanları elbette yalnız bırakmaz onları ıslah edip tadil edecek müceddid, müçtehit ve mehdileri göndererek küfür ve şerre karşı onlara yardım edecektir.
“İsterler ki Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürüversinler; ama inkârcılar hoşlanmasalar da Allah nurunu muhakkak tamamlayacak!” Saff, 8
Elmalılı’nın 8-9. âyetlerle ilgili –bizim de önemli bulduğumuz– açıklamalarını şöyle özetlemek mümkündür: Yüce Allah, hak dini bütün dinlerin üzerindeki yerini alsın diye gönderdiğini Kur’an’ın değişik yerlerinde bildirdiği gibi Nasr sûresinde de bu vaadini pekiştirmiştir. Bunun böyle defalarca ifade ve vaad edilmesi, bu üstünlüğün de bir kere değil birçok kere gerçekleşeceğini gösterir.
Böyle olması için de bu dinin yükselme ve gerileme zamanları olacak; beşeriyetin geçireceği inkılâplar ve değişmeler arasında bütün düşüşlerin seyri fısk, zulüm, küfür, şirk yüzünden gazap ve helâke doğru gideceği gibi bütün gelişmelerin seyri de tevhid inancı ile hak dinin tecellileri olan ebedî hayatın esenliği ve mutluluğu amacına doğru yükselme biçiminde olacaktır. Gelip geçici heves ve arzuların ardında koşanların, günahkârların, haksızların, dinsizlerin başına kıyamet koparken, hak ehli olanlar Cenâb-ı Hakk’ın himayesinde arşın gölgesi altında büyük murada ereceklerdir.
Tarih gözden geçirilecek olursa görülür ki İslâm’ın bu âyetlerde vaad olunan üstünlüğü her şeyden önce Resûlullah zamanında, “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslâmiyet’i beğendim” anlamındaki âyetin (Mâide 5/3) nâzil olduğu sırada bütün Arabistan’da başlamış ve Abbâsî halifeliğinin çöküşüne kadar da doğudan batıya çok geniş bir alana yayılmıştı.
Araya bir gerileme dönemi girdikten sonra çok geçmeden Türkler’in öne çıkışı ve İstanbul’un fethi ile ikinci yükseliş başlamış, bu da bir taraftan Kafkas dağlarından Atlas Okyanusu’na, bir taraftan da Lehistan’dan Habeşistan’a kadar zirvesine ulaşmıştı.
Zamanımızın geçirmekte olduğu inkılâp bunalımlarının neticesinde kim bilir dünya ne gibi değişmeler, gelişmeler görecektir; neler yıkılıp neler yapılacaktır. Her ne olursa olsun mevcut çağın fikrî ve fennî ilerlemeleriyle, gerek İslâm âlemindeki toplumların gerekse diğer muhtelif milletlerin kamu vicdanlarında meydana gelecek uyanışların gelecekte, dünyayı alt üst etmekte bulunan haksızlıkların giderilmesiyle genel yaşantıda hakkın daha yüksek bir tecellisine erme gayesini hedefleme şeklindeki değişmeyi beraberinde getireceğine, bu ise tevhid fikri ile hak dinin inkişafına bağlı bulunduğundan İslâm’ın yeni bir yükselme ve inkişaf kaydedeceğine inanmak gerekir.
Şu halde, fâni hayatın icabı olarak her şeyin günden güne daha kötüye gideceğine, bir zaman gelip emanet düşüncesinin kalkacağına, dinin zaafa uğrayacağına ve İslâm’ın yalnız adının kalacağına değinen ve gerileme devirlerini haber veren hadis ve sahâbe sözlerinden ötürü ümitsizliğe düşülmemeli; Allah Teâlâ’nın geceyi gündüze ve gündüzü geceye kattığını, “iyi sonun Allah’a karşı gelmekten sakınanların olacağı”nı (Hûd 11/49; Kasas 28/83) bilerek, Allah’ın bu kesin vaadlerine inanarak ve âhiretle ilgili ümidini daima koruyarak çalışılmalıdır (VII, 4937-4940; ayrıca bk. Tevbe 9/32-33; Fetih 48/28). Bu âyetlerde, müminlere de dinlerini ve uygarlıklarını yüceltip insanlığın tevhid ve adalet çizgisinde gelişmesine öncülük edecek konuma gelmeleri hususunda kaçınılmaz görevler düştüğüne işaretler bulunduğu da unutulmamalıdır.
Kaynak: https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Saff-suresi/5168/5-9-ayet-tefsiri