Üstad, hizmeti şahsi kemalatına bile alet etmediğini belirtiyor. Bizler ne yaparsak, hizmeti şahsi kemalatımıza alet etmiş oluruz?
Değerli Kardeşimiz;
Bizim kanaatimize göre bu mesele Üstad Hazretleri ile Risale-i Nur arasındaki yüksek ve ince bir ihlas meselesidir:
"Bir çeyrek asırdır bu suallerin cevaplarını bulamıyordum. Bana zulüm ve işkence yaptıklarının hakikî sebebini şimdi anladım. Ben kemâl-i teessürle söylüyorum ki, benim suçum, hizmet-i Kur'âniyemi maddî ve mânevî terakkiyatıma, kemâlâtıma âlet yapmakmış."
"Şimdi bunu anlıyorum, hissediyorum, Allah'a binlerle şükrediyorum ki, uzun seneler ihtiyarım haricinde olarak hizmet-i imaniyemi maddî ve mânevî kemalât ve terakkiyatıma ve azaptan ve Cehennemden kurtulmama ve hattâ saadet-i ebediyeme vesile yapmaklığıma, yahut herhangi bir maksada âlet yapmaklığıma mânevî gayet kuvvetli mânialar beni men ediyordu. Bu derunî hisler ve ilhamlar beni hayretler içinde bırakıyordu. Herkesin hoşlandığı mânevî makamatı ve uhrevî saadetleri a'mâl-i saliha ile kazanmak ve bu yola müteveccih olmak hem meşru hakkı olduğu, hem de hiç kimseye hiçbir zararı bulunmadığı halde ben ruhen ve kalben men ediliyordum. Rıza-yı İlâhîden başka fıtrî vazife-i ilmiyenin sevkiyle, yalnız ve yalnız imana hizmet hususu bana gösterildi."
"Çünkü şimdi bu zamanda hiçbir şeye âlet ve tâbi olmayan ve her gayenin fevkinde olan hakaik-i imaniyeyi fıtrî ubudiyetle, bilmeyenlere ve bilmek ihtiyacında olanlara tesirli bir surette bildirmek; bu keşmekeş dünyasında imanı kurtaracak ve muannidlere kat'î kanaat verecek bir tarzda, yani hiçbir şeye âlet olmayacak bir tarzda, bir Kur'ân dersi vermek lâzımdır ki, küfr-ü mutlakı ve mütemerrid ve inatçı dalâleti kırsın, herkese kat'î kanaat verebilsin. Bu kanaat de bu zamanda, bu şerait dahilinde, dinin hiçbir şahsî, uhrevî ve dünyevî, maddî ve mânevî bir şeye âlet edilmediğini bilmekle husule gelebilir."(1)
Donanımlı bazı insanlar, hususi vazifeler için tavzif edilirler. Şayet bu insan o vazifeye mugayir hareket ederse onun tokadı ve mükellefiyeti de ağır olur. Normalde ve normal boyuttaki bir insanın kendi şahsi kemali için çabalaması gayet normal bir şeydir. Ama hususi bir vazifeye göre teçhiz edilmiş birisinin sıradan insan gibi kendi şahsi kemali ile meşgul olması, normal bir durum sayılmaz. Üstad Hazretlerinin bu itirafı bu hakikate işaret ediyor
Evet, Asrın müceddidi olan Üstad Hazretlerinin, kendi şahsını ve kemalini düşünmesi ve onun için çabalaması mümkün değildir. Önce cemiyetin selameti, sonra şahsının kemali gelir.
Lakin normal insanlardan bu vazifeyi beklemek doğru olmaz. Normal insanlar hem şahsi kemali için hem de cemiyet için çabalayabilirler. Yalnız şahsi kemal için çalışıyorum, diyerek cemiyet vazifelerini bütünü ile terk etmek de ifrat olur, vebali de vardır.
Talebelerine düşen vazife ise, İhlas Risalelerinin düsturlarına göre hareket etmektir. Ölçümüz İhlas Risalesidir. Üstad orada düsturları tek tek izah etmiştir.
(1) bk. Emirdağ Lâhikası-II, (69. Mektup)
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Bu bîçare Said'dir. Her ne vakit hizmete fütur verir, "Neme lâzım." deyip hususi nefsime ait işlerle meşgul olduğum zaman tokat yemişim. Hem de kanaatim geliyor ki ihmalimden tokat yedim. Çünkü hangi maksadım beni iğfale sevk etmiş ise onun aksi ile tokat yerdim. Sair hâlis arkadaşlarımın da yedikleri şefkat tokatları, dikkat ede ede, benim gibi hangi maksat için ihmal etmişse onun aksiyle şefkat tokatlarını yediklerinden kanaatimiz gelmiş ki o hâdiseler, hizmet-i Kur'aniyenin kerametindendir.
Mesela bu bîçare Said, Van'da ders-i hakaik-i Kur'aniye ile meşgul olduğum miktarca Şeyh Said hâdisatı zamanında vesveseli hükûmet, hiçbir cihette bana ilişmedi ve ilişemedi. Vaktâ ki "Neme lâzım." dedim, kendi nefsimi düşündüm. Âhiretimi kurtarmak için Erek Dağı'nda harabe mağara gibi bir yere çekildim. O vakit sebepsiz beni aldılar nefyettiler. Burdur'a getirildim.
Lemalar
Mağaraya çekilip kendi nefsini düşündüğü için tokat yedim diyor üstad.
Yazdığınız üzere ustadın Hususi vazifeler için tavzif edilmişin bir nevi delili olabilir mi bu paylastıgım şefkat tokadı parçası?
Evet, bu metin tam da bahsettiğin noktaya dair güçlü bir delil niteliğindedir.
İslam literatüründe "şefkat tokatları", sıradan insanlardan ziyade belirli bir vazife ile görevlendirilmiş, istidatlı ve seçkin kişilerin (havas) yoldan sapmaması için birer ikaz olarak görülür. Üstad'ın kendi nefsini ve ahiretini kurtarma düşüncesiyle (şahsi kemalat) mağaraya çekilmesine rağmen "tokat" yemesi; onun sadece şahsi ibadetiyle meşgul olmasına izin verilmediğini, toplumsal bir irşad ve Kur'an hizmeti için tavzif edildiğini (görevlendirildiğini) açıkça göstermektedir.
Yani kader, ona adeta "Sen kendi başının çaresine bakamazsın, senin vazifen umumun kurtuluşudur." demiştir.