"Bir insan, bir memlekette münteşir bulunan çiçekler envaını, nümunegâh küçük bir bahçesinde cemeder ve bir dükkâncı, bütün mallarındaki nümuneleri bir listede cemeder." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Nasıl ki bir insan, bir memlekette münteşir bulunan çiçekler envâını, nümunegâh küçük bir bahçesinde cem eder ve bir dükkâncı, bütün mallarındaki nümuneleri bir listede cem eder ve bir insan, tasarruf ettiği ve hükmettiği ve münasebettar olduğu envâ-ı mahlûkatın nümunelerini kendine bir elbise ve bir levazımat-ı beytiye yapıyor. Öyle de ehl-i cennet olan bir insan, hususan bütün duygularıyla ve cihazat-ı maneviyesiyle ubûdiyet etmiş ve cennetin lezâizine istihkak kesb etmişse, her bir duygusunu memnun edecek, her bir cihazatını okşayacak, her bir letâifini zevklendirecek bir tarzda, cennetin her bir nev’inden birer mehâsini gösterecek bir tarz-ı libası, kendilerine ve hurilerine, rahmet-i İlâhiye tarafından giydirilecek." (Mektubat, 28. Mektup, Sekizinci Risale olan Sekizinci Mesele)
Bu cümle bizlere muazzam bir tefekkür sahifesi açarak bu dünyada yaptığımız ubudiyet ve amellerin ahirette bize müspet anlamda tekrar rücu edeceğini ifade ediyor. Yani bu dünyada işlediğimiz sevaplar bize sevap olarak geri gelecek ve cennetteki nimetler olarak temessül edecektir. Bu işlediğimiz ubudiyetin çeşitliliği ve farklı güzellikleri ayrıca bizlere farklı farklı güzelliklere sahip olan elbiselere de inkılap edecek ve bizleri ebedi cennette o noktadan da memnun edecektir. Yani sahip olduğumuz her bir duygumuzu sevindirecek ve lezzetlendirecek cennet elbiselerini, yaptığımız ubudiyetler belirleyecektir. Böylece cennet ve içindeki güzellikler yaptığımız ubudiyet ve amellerle ebediyen süslenecektir.
Kim bilir Allah'a imana göre cennete layık en güzel elbiseler verileceği gibi, diğer iman esaslarına da iman etme derecemize göre elbisesi kendi durumuna göre verilecektir. Her farz olan ibadetin libası farklı olduğu gibi, vacip ve sünnet gibi ibadetlerin libasları da kendine göre olacaktır.
Ayrıca bu insan Arzın halifesi olması hasebiyle hem bütün ilahi isimlerin hem de kâinattaki bütün varlıkların özeti hükmündedir. Şöyle ki;
İnsan, fıtrat ve sahip olduğu istidat ve kabiliyetler açısından bütün âlemlerin ve bütün mahlukatın bir fihristesi ve misali gibidir.
Allah’ın güzel isimleri içinde nasıl bir ism-i azam varsa, bu isimlerin mazharları içinde de bir mazhar-ı azam vardır ki, o da insan ve onun mahiyetidir.
Her mahluk Cenâb-ı Hakk’ın isimlerine aynadır, lakin en cami ve en geniş ayna insandır. Mesela Güneş, yedi rengi ve yedi sıfatıyla bütün şeffaf şeylerde, kabarcıklarda, cam parçalarında ve denizin yüzünde tecelli etmektedir. Ancak Güneş'in denizde tecelli etmesiyle küçük bir aynada tecelli etmesi arasında büyük fark vardır.
"Nasıl ki, esmada bir ism-i azam var, öyle de o esmanın nukuşunda dahi bir nakş-ı azam var ki, o da insandır." (Sözler, 33. Söz, Otuz Birinci Pencere)
Evet, insan Allah’ın bütün sıfat, şuunat ve isimlerine tam bir ayna ve tam bir makestir. İnsanın maddesi ve cirmi küçük olsa da sahip olduğu duygular ve istidatlar sayesinde Allah’ın bütün isimlerine mazhar olacak bir mahiyete sahiptir. Üstad Hazretlerinin ifadesiyle,
"... mahiyet-i insaniye, şu kâinatın bir misal-i musağğarı olduğundan, âdeta âlemde ne varsa insanda nümunesi vardır." (bk. age., 22. Söz, Birinci Makam.)
“Misal-i musağğar”, küçültülmüş misal, numune, maket demektir. Yani bu kâinatın küçültülmüş şekli. Küçültme (tasğir) fiili âlemde öyle harika bir şekilde icra edilmiş ki, şu muhteşem âlem, mevcut hâlini yine muhafaza etmekle birlikte, ondan onu temsil edecek küçük âlemler süzülmüş. Ağacı süzüp meyveye sıkıştıran kudret ve hikmet eli, aynı kanunla nice âlemleri insana yerleştirmiş.
Nasıl ki bir meyvenin veya çekirdeğin içinde temsil ettiği ağacın bütün hususiyetleri ve güzellikleri nüve, plan ve proje olarak mevcut ise, kâinatın çekirdeği ve meyvesi olması hasebiyle insanda da bütün âlemlerin numunesi plan ve fihriste olarak mevcuttur.
İnsan, okuduğu bir eserin hülasasını, özetini çıkarır. Bu hülasa asıl eserin küçük bir misalidir. Ama “Şu hülasa yardımıyla eserin tamamını yeniden ortaya koy” deseniz bundan âciz kalır. Fakat bir çekirdek öyle mi? Toprağa attığınızda ağacının tamamını yeniden size takdim edebiliyor.
“Küçültülmüş misal” ifadesini şöyle de anlamak mümkün:
Âlemlerde tecelli eden ilahi isimler, insanda da tecelli etmiş. Bu tecelliler de kâinattaki hadsiz tecellilerin bir küçük misali gibi...
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
..ve bir insan, tasarruf ettiği ve hükmettiği ve münasebettar olduğu envâ-ı mahlûkatın nümunelerini kendine bir elbise ve bir levazımat-ı beytiye yapıyor..
Burada ne demek istiyor? Açıklar mısınız?
Bu ifade, insanın kâinatla olan derin bağını ve eşya üzerindeki kullanım yetkisini çok zarif bir teşbihle (benzetmeyle) açıklar. Metnin temel mesajını şu üç noktada özetleyebiliriz:
Kâinatın Bir Özet Olması: İnsan, çevresindeki canlı ve cansız varlıkları (bitkiler, hayvanlar, madenler) sadece izlemekle kalmaz; onlardan faydalanarak kendine elbiseler, eşyalar ve barınaklar yapar. Bu durum, insanın kâinatın bir nevi "özeti" ve "efendisi" olduğunu gösterir.
İlişki ve Hükmetme: İnsanın diğer mahlukatla olan münasebeti (ilişkisi) o kadar geniştir ki, pamuktan ipliğe, yünden elbiseye, ağaçtan eve kadar her şeyi kendi hizmetine alır. Yani dış dünyadaki varlıklar, insanın hayatını devam ettirebilmesi için adeta birer "levazımat" (malzeme) hükmündedir.
Sanatlı Bir Sergileme: İnsan, mahlukatın örneklerini (nümunelerini) üzerine giyerek veya evine sokarak, aslında kâinattaki büyük sanatın küçük bir kopyasını kendi üzerinde taşır.
Özetle; kâinat büyük bir saray ise, insan bu sarayın içindeki varlıkları kendi ihtiyacına göre şekillendirip bir elbise gibi kuşanan ve onları yöneten en kapsamlı varlıktır.