Bediüzzaman Osmanlı hakkında ne diyor, padişahları tasvip ediyor mu? Osmanlının son dönemlerinde, İslam'dan uzaklaşılmış mı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstadımız, umumi manada Osmanlıyı hayırla yâd edip, maddî ve manevî hizmetlerinden dolayı tebrik etmiştir.

“Eskidenberi î'la-yı kelimetullah ve beka-yı istiklaliyet-i İslam için, farz-ı kifaye-i cihadı deruhde ile kendini yekvücud olan âlem-i İslama fedaya vazifedar ve hilafete bayraktar görmüş olan bu devlet-i İslamiye,..”(1)

“Hem nakl-i sahih i kat'i ile; deyip, سَتُفْتَحُ الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ فَنِعْمَ اْلاَمِيرُ اَمِيرُهَا وَنِعْمَ الْجَيْشُ جَيْشُهَا İstanbul'un İslam eliyle fetholunacağını ve Hazret-i Sultan Mehmed Fatih'in yüksek bir mertebe sahibi olduğunu haber vermiş. haber verdiği gibi zuhur etmiş.”(2)

Üstadımızın Fatih’ten bahsederken Hazreti Sultan Mehmet Fatih tabirini kullanması O'nun sahip olduğu Osmanlı sevgisinin çok açık bir tezahürüdür.

Üstadımız yine “Sultan Selime biat etmişim, Onun ittihad-ı İslâm da ki fikrini kabul ettim. Zira O, şark vilayetlerini ikaz etti, onlarda biat ettiler. Şimdiki şarklılar, o zamandaki şarklılardır” demektedir.

Ama bununla birlikte bazı hatalarını da tenkit etmekten geri kalmamıştır.

"Çok yerlerde kat'î delillerle ispat etmişiz ki, hâkimiyetin en esaslı hassası istiklâldir, infiraddır. Hattâ hâkimiyetin zayıf bir gölgesi, âciz insanlarda dahi, istiklâliyetini muhafaza etmek için, gayrın müdahalesini şiddetle reddeder ve kendi vazifesine başkasının karışmasına müsaade etmez. Çok padişahlar, bu redd-i müdahale haysiyetiyle mâsum evlâtlarını ve sevdiği kardeşlerini merhametsizce kesmişler. Demek, hakikî hâkimiyetin en esaslı hassası ve infikâk kabul etmez bir lâzımı ve daimî bir muktezası istiklâldir, infiraddır, gayrın müdahalesini reddir."(3)

"Elcevap: Bazı risalelerde gayet kat'î ispat ettiğimiz gibi, hâkimiyetin şe'ni, müdahaleyi reddetmektir."

"Hattâ, en ednâ bir hâkim, bir memur, daire-i hâkimiyetinde oğlunun müdahalesini kabul etmiyor."

"Hattâ, hâkimiyetine müdahale tevehhümüyle, bazı dindar padişahlar, halife oldukları halde mâsum evlâtlarını katletmeleri, bu redd-i müdahale kanununun hâkimiyette ne kadar esaslı hükmettiğini gösteriyor. Bir nahiyede iki müdürden tut, tâ bir memlekette iki padişaha kadar, hâkimiyetteki istiklâliyetin iktiza ettiği men-i iştirak kanunu, tarih-i beşerde çok acip hercümerc ile kuvvetini göstermiş."(4)

"Tekrar biri sordu: "Musibet, cinayetin neticesi, mükâfatın mukaddemesidir. Hangi fiilinizle kadere fetva verdirdiniz ki, şu musibetle hükmetti? Musibet-i âmme ekseriyetin hatâsına terettüp eder. Hazırda mükâfatınız nedir?"

"Dedim: "Mukaddemesi üç mühim erkân-ı İslâmiyedeki ihmalimizdir: salât, savm, zekât."

"Zira, yirmi dört saatten yalnız bir saati, beş namaz için Hâlık Teâlâ bizden istedi. Tembellik ettik; beş sene yirmi dört saat talim, meşakkat, tahrikle bir nevi namaz kıldırdı. Hem senede yalnız bir ay oruç için nefsimizden istedi. Nefsimize acıdık; kefâreten beş sene oruç tutturdu. Ondan, kırktan yalnız biri, ihsan ettiği maldan zekât istedi. Buhl ettik, zulmettik, O da bizden müterakim zekâtı aldı. El cezâu mincinsi'l-ameli."

"Mükâfat-ı hâzıramız ise: Fâsık, günahkâr bir milletten, humsu olan dört milyonu velâyet derecesine çıkardı; gazilik, şehadetlik verdi. Müşterek hatâdan neşet eden müşterek musibet, mâzi günahını sildi."
(5)

Üstad'ın yukardaki ifadeleri Osmanlının son dönemlerinde İslam'dan uzaklaştığının vesikasıdır. Aynı zamanda Osmanlının kurumlarında da ciddi bozulmalar ve yanlışlıklar ortaya çıkmıştır. Özellikle eğitim kurumlarının kalitesizleşmesi ve batıya eğitim için gönderilen Osmanlı talebelerinin batının tekniğinden çok ahlaksızlığını almaları ve batının ahlaksız ve zararlı fikirlerini Osmanlıya aktarmaları, bunun başlıca sebeplerindendir.

Osmanlının son dönemlerinde iktidar zaten İttihat ve Terakki partisinin elindedir. Bu partinin müsbet yönleri olduğu gibi, menfi ve zararlı birçok yönleri de vardır.

Osmanlıyı değerlendirme hakkında üç zümre vardır:

Bu zümrelerden birisi, Osmanlının kusursuz olduğunu iddia edenlerdir. Bu taassup ve körü körüne bir bakış açısıdır. Zira Osmanlının da hataları ve yanlışları olmuştur. Ama bu hata ve yanlışlar, külli iyilik ve hizmetlerini perdelemez.

Diğer bir zümre ise, Osmanlıyı külliyen inkâr edip her yönü ile yanlış ve hatalı göstermeye çalışanlardır. Bu zümre ekseriyetle dinsiz ve İslam düşmanlarıdır. Bunların Osmanlıya düşmanlığı, Osmanlının İslam’a olan hizmet ve sadakatindendir.

İstikametli ve doğru olan üçüncü zümre ise; Osmanlının ne iyilik ve hizmetini inkâr eder ne de kusur ve hatalarını her vesile ile dile getirip onlara saldırır.

Padişahlar içinde veli makamında olanlar olduğu gibi, fasık olanlar da vardı. Bu yüzden, bütün padişahlara veli nazarı ile bakmak hatalı olur. Mühim olan Osmanlının şahs-ı manevisidir ki, İslam’a olan hizmeti inşallah bazı kusur ve günahlarını affettirir.

Üstad'ın görüşü ifrat ve tefritten uzak olan üçüncü bakış açısıdır.

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Hakikat Çekirdekleri (52)

(2) bk. age., On Dokuzuncu Mektup, Altıncı Nükteli İşaret.

(3) bk. Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Dördüncü Nükte.

(4) bk. age., Yirmi Üçüncü Lem'a.

(5) bk. Sünûhat, Rüyada Bir Hitabe

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 14.402
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

drerkan

Çok güzel bir açıklama. Allah razı olsun.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
mirrage35
ALLAH RAZI OLSUN,İÇİMDE Kİ TÜM ŞÜPHELER GİTTİ.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ayinei insani

Selamünaleyküm hocam. Güzel izah edilmiş, Allah razı olsun.

En son paragrafta demişsiniz ki: "Padişahlar içinde veli makamında olanlar olduğu gibi, fasık olanlar da vardı."

 

Fasık olanlara birkaç isim verebilir misiniz veya öyle olduklarına dair delil?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Osmanlı padişahlarının şahsi hayatları, dini yaşantıları ve yönetim anlayışları tarihçiler arasında oldukça geniş bir yelpazede tartışılmıştır. İslam hukukunda ve ıstılahında "fâsık", büyük günah işleyen, dini emir ve yasaklara açıkça uymayan veya ahlaki sınırları aşan kimse için kullanılan bir terimdir.

Tarih yazıcılığında bazı padişahlar; alkol kullanımı, devlet idaresindeki zaaflar, dinen haram kabul edilen eylemlere müsamaha göstermeleri veya şahsi zaafları nedeniyle dönemin  resmi tarihçiler ya da sonraki tarihçiler tarafından eleştirilmiş ve bu çerçevede değerlendirilmiştir.

Bu kategoride sıklıkla adı geçen bazı padişahlar ve hakkındaki tarihsel iddialar ile deliller şu şekildedir:

1. II. Selim (Sarı Selim / Sarhoş Selim)

Gerekçe ve Deliller: Osmanlı tarihinde içki kullanımı ile en çok özdeşleştirilen padişahlardan biridir. Dönemin vakanüvis kayıtları (örneğin Peçevi Tarihi) ve yabancı elçi raporları (Venedik Balyoslarının mektupları), II. Selim'in saray hayatında eğlenceye ve şaraba olan düşkünlüğünü açıkça kaydeder.

Tarihi Bağlam: Devlet işlerinin büyük kısmını sadrazamı Sokollu Mehmed Paşa'ya devretmiş olması ve ordunun başında sefere çıkmayan ilk Osmanlı padişahı olması, bu yönünün daha fazla ön plana çıkmasına ve dini/siyasi eleştirilerin hedefi olmasına yol açmıştır.

2. III. Murad

Gerekçe ve Deliller: Saray hayatındaki aşırı lüks, israf ve kadınlara olan zaafı sebebiyle eleştirilmiştir. Tarihçi Gelibolulu Mustafa Âlî'nin Künhü'l-Ahbâr adlı eserinde ve dönemin diğer kaynaklarında, III. Murad döneminde rüşvetin ve iltimasın devlet kademelerine yaygın şekilde girmesi ağır dille eleştirilir.

Tarihi Bağlam: Dini hukuka aykırı görülen rüşvet mekanizmasının saray merkezli olarak işlemesine göz yumması, şahsi zaafları ve cüretkar harcamaları nedeniyle din alimleri ve tarihçiler tarafından eleştirilmiştir.

3. Sultan İbrahim (Deli / Sinirli)

Gerekçe ve Deliller: Psikolojik rahatsızlıklarının da etkisiyle sarayda yaptığı aşırı harcamalar, devlet hazinesini şahsi zevkleri ve samur kürkü gibi takıntıları için tüketmesi, haksız idamlar ve devlet idaresindeki keyfilikler kaynaklarda geniş yer bulur. Katip Çelebi'nin Fezleke adlı eserinde ve Naima Tarihi'nde padişahın akli dengesinin ve mizaç bozukluklarının devlete verdiği zararlar aktarılır.

Tarihi Bağlam: Zevk ve sefaya düşkünlüğü, kamu malını israf etmesi ve şeriata/ananevi hukuka aykırı keyfi kararları neticesinde ulema ve askerin birleşmesiyle tahttan indirilmiş ve katledilmiştir. Şeyhülislam Karaçelebizade Abdülaziz Efendi'nin fetvasıyla tahtan çıkarılması, yönetimin dini ilkelerden saptığı gerekçesine dayanmıştır.

4. IV. Murad (Hükümdarlığının İlk Yılları ve Şahsi Yaşamı)

Gerekçe ve Deliller: IV. Murad, tütün ve kahveyi yasaklaması ve içki içenleri şiddetle cezalandırmasıyla bilinse de, kendisinin sert mizacı, keyfi idamları ve şahsi hayatında afyon ile alkol kullandığı dönemin kaynaklarında (örneğin Peçevi ve Naîmâ) belirtilmektedir.

Tarihi Bağlam: Kanun ve düzeni sağlamak için ölçüsüz şiddet uygulaması, masum insanların da bu baskı ortamında zarar görmesi ve kendi koyduğu yasaklara şahsi hayatında tamamen uymaması bazı tarihçilerce dini ve ahlaki açıdan eleştiri konusu yapılmıştır. Haksız adam öldürmek ciddi bir fısktır. Bazı padişahların saltanat kaygısı ile masum olan kardeş ve çocuklarını katletmesi zaten fısktır. 

Tarihi Değerlendirmede Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar:

Osmanlı padişahları mutlak hükümdarlar oldukları için hakkındaki kayıtlar dönemin siyasi konjonktüründen, saray içi çekişmelerden ve yazarların kişisel tutumlarından etkilenebilir.

Bir padişahın şahsi günahı veya zaafı, onun devlet adamlığı veya yaptığı hayır eserleri (cami, medrese, imaret) ile birlikte değerlendirilir. Bu nedenle tarihçiler doğrudan "fâsık" etiketini yapıştırmaktan ziyade eylemleri ve bunların devlete etkilerini analiz etmeyi tercih ederler.

Fasık ifadesi bizim kendi yorumumuz içki içen, haksız adam öldürten, rüşvete göz yuman birisine evliya denemez ama akibetini de Allah bilir. 

İslam inancına ve ehli sünnet akidesine göre bir insanın ahiretteki durumunu, cennete veya cehenneme gideceğini kesin olarak bilmek yalnız Allah'ın ilmindedir. Bizler ancak zahire (görünen durumlara, fiillere ve tarihsel kayıtlara) bakarak yorum yapabiliriz, lakin kişinin son nefesini nasıl verdiğini veya Allah katındaki affını, tevbesini bilemeyeceğimiz için nihai hüküm her zaman Cenâb-ı Hak'ka aittir.

Tarihsel ve insani düzlemde "fâsık" tabiri veya eleştiriler eylemlere yöneliktir; fakat kul ile Allah arasındaki hesap başka bir boyuttur. Nitekim Osmanlı tarihçileri ve uleması da padişahları eleştirirken bile bu hassasiyeti gözetmiş, onların icraatlarının ve günahlarının meşrulaştırılamayacağını vurgularken, akıbetleri konusunda takdiri her zaman ilahi adalete bırakmışlardır.

Bu noktada, hayatı boyunca şeriata veya ahlaki sınırlara açıkça aykırı hareket ettiği bilinen birine "evliya" nazarıyla bakmak ne kadar yanlışsa, onların son anındaki halini veya tövbe edip etmediğini bilmeden haklarında kesin bir cehennem hükmü vermek de inancımıza göre doğru değildir. Önemli olan, kişilerin şahsından ziyade yaptıklarının ibretle incelenmesi ve tarihsel hataların objektif bir şekilde değerlendirilmesidir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...