Block title
Block content

Üstad'ın tarikata bakışı nasıldı; farklı yorumlanabilecek cümleler kullanmış mıdır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstad, Risale-i Nur'un çok yerlerinde, tarikat ve tasavvufu kabul edip müdafaa etmiştir. Hiçbir zaman, tarikat ve tasavvufun aleyhinde söz söylememiştir.

Üstad, tarikat ve tasavvufun zatı ve özünü değil, sonradan içine girmiş bazı arıza ve hataları tenkit etmiştir. Ekseri tenkit ettiği hususlar, tarikat ve tasavvuf erbabının bazı aşırılık ve hatalarıdır. Üstad, bu hataları "Telvihat-ı Tis'a" adlı risalesinde, sekiz varta şeklinde özetlemiştir.

Üstad, yine aynı "Telvihat-ı Tis'a" adlı risalesinde, tarikat ve tasavvufun dokuz fayda ve güzelliğini sayarak, tarikat ve tasavvuf lehinde olduğunu ilan ediyor...

Üstad'ın, zaman tarikat zamanı değildir demesinden, tarikatı inkar ya da tahkir anlaşılmamalı. Zira Üstad, zamanın gereği ve ilcaatına göre meseleye bakıyor. Tarikat ekseri olarak sağlam iman sahibi ve farzları ifa eden ehli takva Müslümanların velayet derecesine çıkmasını temin etmek için tasarlanmış manevi bir seyahattir. Bu yüzden tarikatın en mühim şahı ve piri olan İmam Rabbani Hazretleri, "İmanı tahkiki olmayan ve farzlarda kusuru olanlar tarikat seyahatinde gidemezler." diye hüküm vermiştir. Demek tarikatın mukaddemesi olan; sağlam iman ve farzların ifası olmasa, tarikatta gitmek esaslı olmuyor.

Halbuki günümüzdeki insanların mutlak çoğunluğu, tahkiki iman sahibi değil ve farzları ifa edemiyor, hatta çoklarının imanı tehlikede. Böyle bir toplumsal yapıda öncelikli görev sağlam bir imanı vermek ve akabinde farzları ifa etmesini temin etmektir. Yoksa Allah’ın varlığından şüphe duyan adamlara, tarikat dersi vermek pek fayda germez. Üstad, bu toplumsal gerçeği iyi okuduğu için, "Zaman tarikat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır." diye hüküm veriyor. Bu toplumsal gerçeği iyi okuyamayan bazı safdil sofiler, Üstad'ın bu sözünü göstererek küsüyorlar. Halbuki Üstad, iman-ı tahkiki dersleri vererek ve farzları teşvik ederek, tarikat ve tasavvufun temelini ve altyapısını temin ediyor, denilebilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

muslim53334
Allah razı olsun! Çok net bir cevap! zaten sitenizi bunun için seviyorum! Selam ve dua ile!
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
hakkani
Beşinci vecih: Üstadımız kendisi söylüyor ki: “Ben sekiz-dokuz yaşında iken, bütün nahiyemizde ve etrafında ahali Nakşî tarikatında, ve oraca meşhur Gavs-ı Hizan namıyla bir zâttan istimdat ederken, ben akrabama ve umum ahaliye muhalif olarak ‘Yâ Gavs-ı Geylânî’ derdim. Çocukluk itibarıyla elimden bir ceviz gibi ehemmiyetsiz birşey kaybolsa, ‘Yâ Şeyh! Sana bir Fatiha, sen benim bu şeyimi buldur.’ Acîptir ve yemin ediyorum ki, bin defa böyle Hazret-i Şeyh, himmet ve duasıyla imdadıma yetişmiş. Onun için bütün hayatımda umumiyetle Fâtiha ve ezkâr ne kadar okumuşsam, Zât-ı Risaletten (a.s.m.) sonra Şeyh-i Geylânî’ye hediye ediliyordu. Ben üç-dört cihetle Nakşî iken, Kadirî meşrebi ve muhabbeti bende ihtiyarsız hükmediyordu. Fakat tarikatla iştigale ilmin meşguliyeti mâni oluyordu. “Sonra bir inayet-i İlâhiye imdadıma yetişip gafleti dağıttığı bir zamanda, Hazret-i Şeyhin Fütuhu’l-Gayb namındaki kitabı hüsn-ü tesadüfle elime geçmiş. Yirmi Sekizinci Mektupta beyan edildiği gibi, Hazret-i Şeyhin himmet ve irşadıyla Eski Said (r.a.) Yeni Said’e inkılâp etmiş. O Fütuhu’l-Gayb’ın tefe’ülünde en evvel şu fıkra çıktı: اَنْتَ فِى دَارِ الْحِكْمَةِ فَاطْلُبْ طَبِيبًا يُدَاوِى قَلْبَكَ Yani, ‘Ey biçare! Sen Darü’l-Hikmeti’l-İslâmiyede bir âzâ olmak cihetiyle güya bir hekimsin, ehl-i İslâmın mânevi hastalıklarını tedavi ediyorsun. Halbuki, en ziyade hasta sensin. Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul; sonra başkasının şifasına çalış.’ İşte o vakit, o tefe’ül sırrıyla, maddî hastalığım gibi mânevî hastalığımı da kat’iyen anladım. O şeyhime dedim: ‘Sen tabibim ol.’ Elhak, o tabibim oldu. Fakat pek şiddetli ameliyat-ı cerrahiye yaptı. Fütuhu’l-Gayb kitabında ‘Yâ gulâm!’ tâbir ettiği bir talebesine pek müthiş ameliyat-ı cerrahiye yapıyor. Ben kendimi o gulâm yerine vaz ettim. Fakat pek şiddetli hitap ediyordu: ‘Eyyühe’l-münafık,’ ‘Ey dinini dünyaya satan riyakâr’ diye, diye... Yarısını ancak okuyabildim. Sonra o risaleyi terk ettim. Bir hafta bakamadım. Fakat ameliyat-ı cerrahiyenin arkasından bir lezzet geldi; iştiyakla o mübarek eseri acı tiryak gibi veya sulfato gibi içtim. Elhamdü lillâh, kabahatlerimi anladım, yaralarımı hissettim, gurur bir derece kırıldı.” Hocamızın sözü bitti. İşte hocamızın bu macera-yı hayatiyesi gösteriyor ki, Hazret-i Şeyhin müteveccih olduğu ve ehemmiyetle bahsettiği ve istikbalde gelecek müridi bu olmak için kuvvetli bir ihtimaldir. Hazret-i Şeyhin vefatından sonra hayatta oldukları gibi tasarrufu ehl-i velâyetçe kabul edilen üç evliya-yı azimenin en âzamı o Hazret-i Gavs-ı Geylânî’dir. Ve demiş: اَفَلَتْ شُمُوسُ اْلاَوَّلِينَ وَشَمْسُنَا - اَبَدًا عَلٰى فَلَكِ الْعُلٰى لاَتَغْرُبُ 1 fıkrasıyla ba’delmemat dua ve himmetiyle müridlerinin arkasında ve önünde bulunmasıyla, böyle harika keramet-i acibe ile meşhur bir zât, elbette böyle bir zamanda kıymettar bir hizmet-i Kur’âniye bir müridinin vasıtasıyla olacağını onun görmesi ve göstermesi şe’nindendir. Şeyhin bahsettiği ehemmiyetli müridi ve talebesi ve himayegerdesi olan şahıs, binden sonra, on dördüncü asırda geleceğine bir imadır. Süleyman, Sabri, Zekâi, Âsım, Re’fet, Ali, Ahmed, Hüsrev, Mustafa Efendi, Rüşdü, Lütfü, Şamlı Tevfik, Ahmed Galib, Zühtü, Bekir Bey, Lütfi, Mustafa, Mustafa, Mesud, Mustafa Çavuş, Hafız Ahmed, Hacı Hafız, Mehmed Efendi, Ali Rıza (Rahmetullâhi Aleyhim ecmaîn Sikke-i Tasdik-i Gaybi sayfa 208/211
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...