"Ve âfâkî malûmat nefse geldiği vakit, enede bir musaddık görür." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Söz konusu sûrede geçen "nefis" kelimesi, “insan, zat” mânasındadır. İnsanın edindiği bilgilerin kaynağı esas olarak ya enfüsî veya afakîdir.

İnsanın kendi varlığını bilmesi, organlarını, duygularını tanıması onun nefsine ait bilgilerdir. Haricî âlem hakkındaki bilgileri ise afakîdir. Nitekim bu sûrede önce afakî âlemdeki mahlûklara, yani güneşe, kamere, gündüze ve geceye, semaya ve arza kasem edilmiş, daha sonra bu afakî âlemden insana geçilerek nefse kasem edilmiştir.

"Afakî malumatın nefse gelmesi" denilince, haricî âleme ait hakikatların düşünülmesi anlaşılır. Bu düşünce ve onun neticesi olan “anlama, idrak etme, inanma, hayret etme, şükretme” gibi meyveler hep enenin o bilgileri tasdik etmesiyle tahakkuk eder. Meselâ, insanın bu âlemdeki harika nizamı düşünüp hayret etmesi, onun kendi varlığındaki mükemmel nizamın farkında olmasına dayanır. Hayvanlar kendilerinde sergilenen bu nizamı bilmediklerinden, âlemdeki nizamı da bilemezler. Yani, insan aynen İlâhî sıfat ve şuunatı düşünmesinde olduğu gibi, burada da kendindeki nizama bakarak onu vahid-i kıyasî ittihaz edip afakî âlemdeki nizama nazar eder.

Yine insan haricî âlemdeki bir varlığa yüklenen hikmetlere nazar ederken, “enede bir musaddık görür.” Her organına ve her duygusuna nice hikmetler konulduğunu düşünür, sonra kıyas yoluyla nefisten afâka geçerek âlemdeki mükemmel hikmetleri hayret ve şükürle mütalaa eder.

"Ehl-i felsefenin en büyük bir maksadı, ehl-i usûlü'd-din ve ulemâ-i ilm-i kelâmın makâsıdı içinde görünmeyecek bir derecede küçük ve ehemmiyetsizdir. İşte onun içindir ki, mevcudâtın tafsîl-i mahiyetinde ve ince ahvallerinde ehl-i hikmet çok ileri gitmişler. Fakat hakiki hikmet olan ulûm-u âliye-i İlâhiye ve uhreviyede o kadar geridirler ki, en basit bir mü’minden daha geridirler."(1)

(1) bk. Sözler, Yirmi Dördüncü Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...