"Ve imkân dairesinde vücut ve ademleri müsâvi olmasından,.. Bütün mümkünatın vücudu, ademin muvazenesini bozar, her şeye lâyık bir vücudu giydirir." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bir sınıftan, bir mahiyetten olan şeyler, kendi aralarında birbirlerine hükmedip kolay iş göremezler. Ama bir üst makamda olan başka bir mahiyet, kendi altındaki şeyleri kolay ve rahat tedbir edip idare edebilir.

Mesela; rütbeleri aynı ve sınıfları bir olan erlerin, kendi aralarında birbirlerine intizam vermesi mümkün değildir; ama bu sınıftan ve rütbeden olmayan bir uzman çavuş, onları rahat bir şekilde idare eder. Bir er ile bin er fark etmez.

Aynen bunun gibi, Allah'ın kudreti bütün mahlûkatın cinsinden ve mahiyetinden mücerred ve münezzeh olduğu için, bütün mahlûkatta tasarruf eder ve ediyor. Allah'ın sonsuz kudreti karşısında hepsi aynıdırlar. Allah için bir çiçeği yaratmakla bir baharı yaratmak müsavidir.

Güneş ile küçük bir atom parçası var olma ve yok olma noktasında eşittir. Bu eşitliğin bozulması, ancak sonsuz bir kudret ile mümkündür. İmkân, kelime olarak varlığı mümkün olan şeylere denir. Yani, var olması ile yok olması müsavi olan demektir. Bu eşitlikten var olanlara vaki; yok olanlara da mümkün denir. İşte bu eşitliğin bozulması ancak ve ancak mümkinat cinsinden olmayan Vacib bir vücutla mümkündür. Zira mümkünün, mümküne illet, yani sebep olması imkânsızdır.

Şimdi varlık sahasına çıkmamış bir mümkün, nasıl olur da başka bir mümkünün varlık sahasına çıkmasına sebep olabilir. Önce kendisi varlığa kavuşacak ki, sonra da başka bir mümküne sebep olsun. Demek ki, mümkün, mümküne sebep olup icat edemez. O halde, başlangıcı olmayan ezelî bir varlık olacak ki, bu mümkünlere vücud versin. Bu da ancak ezelî ve ebedî olan Allah’tır.

Kâinattaki her bir faaliyetin ve icraatın faili, ezelî ve ebedî olan sonsuz kudret sahibi Allah’tır. Allah’ın iradesi ve kudreti olmadan en küçük bir şey vuku bulamaz. Bir şeyin nasıl ve ne şekilde teşekkül ettiği fennî ilimlerin sahasına girer. Bizim asıl bilmemiz gereken husus, madde ezelî değildir ve onun Hâlık’ı Allah’tır.

Bunu bir temsil ile akla yaklaştıralım:

Çok büyük ve hassas bir tartı düşünelim. Terazinin iki kefesi dağı da tartar, küçük bir atom zerreciğini de tartar bir mahiyette olsun. Önce terazinin iki kefesine aynı ağırlıkta iki dağı koysak, kefenin bir gözüne hafif bir cisim konulduğunda dağın biri göğe, diğeri zemine iner.

Aynen bu misaldeki gibi büyük - küçük, ağır - hafif bütün mahlûkat mümkinat ve imkân terazisindedir. Yani var olmak terazinin bir kefesi, yoklukta kalmak terazinin diğer kefesi, kudret ise bu dengeyi bozan bir dokunuş hükmündedir.

Bilindiği gibi, imkân; tarafları müsavi olan, yâni olup olmama şıklarından her ikisi de aynı seviyede bulunan demektir. Her şeyin yaratılmasıyla yaratılmaması müsavidir. Cenâb-ı Hak bir şeyin yaratmayı irade ettiğinde yaratılma kefesi yukarı çıkar, yaratılmama ise aşağı iner. Bu konuda bir yıldızla bir çiçeğin farkı yoktur. Zira, ikisi de mümkin gurubuna girerler; o yönden birbirine eşittirler. Allah, çiçek yaratmayı irade ettiğinde çiçek yaratılır, güneş yaratmayı irade ettiğinde güneş yaratılır. Bu noktada, çiçekle güneşin farkı yoktur.

Mesela bir dağ, var ve yok olma noktasında eşittir; bir dokunuşla yani ol emri ile varlık sahasına çıkar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

hakan26
çok güzel bir izah gerçekten teşekkür ederim.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...