"Hâlis hudut verildiğinden, tam intizam-ı ilmî ve irade kanunu içindedirler." Kanser hücreleri sınır tanımıyor mesela, burayı izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hem nasıl ki, intizam sırrıyla bir koca sefine veya tayyareyi bir parmağı düğmesine dokunmakla harekete getirmesi, bir saatin zembereğine anahtarla parmak dokunmasıyla harekete girmesi derecesinde kolay ve rahattır. Aynen öyle de ilm-i ezelînin düsturlarıyla ve hikmet-i sermediyenin kanunlarıyla ve irade-i Rabbâniyenin küllî cilveleri ve muayyen usulleriyle her şeye küllî ve cüz'î, büyük-küçük, az-çok bir mânevî kalıp, bir hususi miktar, bir hâlis hudut verildiğinden, tam intizam-ı ilmî ve irade kanunu içindedirler."(1)

Afiyeti veren Allah olduğu gibi, hastalığı veren de Allah’tır. Yani insan bedenindeki sistemi ve nizamı yaratan Allah olduğu gibi, o bedende hastalığı yaratan da O’dur. Hastalıkların verilme sebebi de Şâfi ismi gibi birçok isimlerin tecelli ile tezahür etmek istemeleridir.

Ayrıca insanın ölmesi de bir kanundur ve kaderle takdir edilmiştir. Hastalıklar da bu kanunun ve ölümün bir bahanesi ve vesilesidir. Yani kanser ve benzeri hastalıkların hücrelerin ve vücudun umumi nizamını bozup sistemden hurûç etmeleri İlahi bir tasarruf ile olmaktadır.

Kanser hücrelerinin bedenin sıhhatini ve nizamını bozması tesadüfen olmuyor. Bu zamanda insan nüfusunun artması ve beslenme alışkanlıklarının fıtrîlikten çıkıp endüstriyel bir şekle dönüşmesi, kanser vak’alarının artmasına sebebiyet vermiştir. Bu hastalığın artmasında insanların suiistimallerinin de büyük bir hissesi vardır. Çünkü insanın imtihan dünyasında iradesinin de bir tesiri bulunuyor. Yani insanın pis eli bir yere bulaşınca, oradaki nizamın menfi manada değişmesine sebebiyet verebiliyor. Allah da buna ceza olarak hastalıkları ziyadeleştirebiliyor.

Şunu da unutmamak gerekir ki, bir hadis-i şerifte de ifade edildiği gibi, sabun nasıl vücudumuzdaki maddî kirleri temizliyorsa, hastalıklar da aynı şekilde manevî kirlerimizi temizliyor. Allah, sonsuz merhametinden dolayı kullarının çektiği sıkıntılara bedel, keremiyle onları affedilmelerine birer vesile kılıyor. Mü’min başına gelen bela ve musibetleri sabır ve rıza ile karşılarsa, çok büyük bir manevî kazanç elde eder.

"Evet, hastalıkların bir kısmı var ki, eğer ölümle neticelense, mânevî şehid hükmünde, şehadet gibi bir velâyet derecesine sebebiyet verir. Ezcümle, çocuk doğurmaktan gelen hastalıklar ve karın sancısıyla, gark ve hark ve tâun ile vefat eden şehid-i mânevî olduğu gibi, çok mübarek hastalıklar var ki, velâyet derecesini ölümle kazandırır." (25.Lem’a)

Peygamber Efendimiz (asm.) bazı hastalıklar sebebi ile ölen ehl-i sabrı manevî şehitlik ve dolayısı ile velayet makamına çıkmakla müjdelemiştir. Bu hastalıkların bir kısmını Üstad Hazretleri bahsi geçen yerde ifade ediyor. Bunlar doğum esnasında ölmek (doğumdan kırk gün geçinceye kadar), karın sancısı ile ölmek, yanarak, boğularak ve salgın hastalıklar yüzünden ölmek. Bu hastalıklara kıyas edilerek bazı zor ve meşakkatli hastalıklar da aynı neticeyi, yani velayeti verebilirler.

Kanser hastalığına yakalanıp iki üç ay sebatla sabır eden bir hasta, inşallah aynı neticeyi elde edebilir. “Mü’minin ayağına diken batsa, günahlarına keffaret olur”, mealindeki hadis de bu manaya işaret eden başka bir ipucudur.

Üstad Hazretleri mübarek hastalıkların ne olduğunu açmadığı için, bedihi olarak “şu hastalıklardır” demek zordur. Ama tahminî olarak kanser ve benzeri hastalıkların olabileceğini söyleyebiliriz.

(1) bk. Şualar, On Beşinci Şua.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...