"Velâyet, kurbiyet merâtibinde sülûktür; çok merâtibin tayyına ve bir derece zamana muhtaçtır. Nur-u âzam olan risalet ise, akrebiyet-i İlâhiyenin inkişafı sırrına bakar ki, bir ân-ı seyyale kâfidir." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"... Velâyet, kurbiyet merâtibinde sülûktür; çok merâtibin tayyına ve bir derece zamana muhtaçtır. Nur-u âzam olan risalet ise, akrebiyet-i İlâhiyenin inkişafı sırrına bakar ki, bir ân-ı seyyale kâfidir. Onun için hadiste denilmiş: 'Bir anda dönmüş, gelmiş.'"(1)

Velayet yolu ile yani bir insanın kendi imkanlarıyla zikri, secdesi, ubudiyeti, kısacası kulluğunun bütün mertebeleriyle Allah'a ulaşması kurbiyet diye tarif edilir. Bu yolla Allah'a ulaşmaya gayret etmek, çok zaman gerektiren, çok zor ve çok meşakkatli bir yoldur. Bu yoldan ilerleyenler veli olanlar ve velayet dediğimiz sistemde gidenlerdir.

Risalet ise, iman, tefekkür ve ihlas sırlarını taşıyanlara, Allah'ın yakınlık kurması (akrebiyet) ve böylece hakikate kavuşmalarını temin etmesidir. Bu yol kime açılmışsa, çok kısa (hatta zamansız), meşakkatsiz ve kolay bir yoldur ki, bu yolun en yüksek mertebesinde Peygamberler (a.s) vardır.

Nasıl ki Güneş'e ulaşmaya çalışmak çok zor ve meşakkatli ve zaman alır. Bu durum insanın Güneş'e olan uzaklığı hasebiyledir ve kurbiyete güzel bir misaldir. Ama Güneş'in kayıtsız nuru ve maddesiz aksi vasıtasıyla bizlere yakınlığını hissetmek ve Güneş'le irtibat kurmak kolaydır ve böyle bir durum da akrebiyete güzel bir misaldir.

İşte Hz. Peygamber (a.s.m) mi'raca velayet kanadıyla çıktığından, bir derece zaman, meşakkat ve gayret görünüyor. Ama mi'raçtan dönüşü ise risaletiyle olduğundan bir anda gelmiştir.

Velayet, Allah’ın sevgili kulu olmayı ifade eder. Çoğunlukla "evliya" denilince tarikat şeyhi büyük mürşitler akla gelir. Aslında bu doğru fakat eksik bir değerlendirmedir. Üstad Hazretleri velayeti üçe ayırarak şöyle buyurur:

“Velayet üç kısımdır: Biri velayet-i suğra ki, meşhur velayettir. Biri velayet-i vusta, biri velayet-i kübradır. Velayet-i kübra ise; veraset-i nübüvvet yoluyla, tasavvuf berzahına girmeden, doğrudan doğruya hakikate yol açmaktır.”(2)

Birincisi, tasavvuf yoluyla nafile ibadetlerini artırmak, ikincisi sünnet-i seniyyeye azami derecede riayet ederek terakki etmek ve medrese ilimlerinde derinleşmek, üçüncüsü ise sahabeler gibi bütün himmet ve gayretini iman ve Kur’ân hakikatlerini insanlığa tebliğ etmek için çalışmaktır.

Şunu da önemle belirtelim ki, büyük mürşitlerde bu üç kısım birlikte bulunur. Yani onlar hem zikir ve sair nafile ibadetlerini mükemmel olarak yerine getirirler, hem sünnete uyma hususuyla birlikte ilim sahasında derinleşir, çok talebe yetiştirirler, hem de bütün insanlara iman ve hidayet yolunu göstermek için çalışırlar.

Nur Risalelerinde, Nur hizmetinin sahabe mesleği olduğu sıkça vurgulanır. Yani, bu hizmette esas olan iman hakikatlerinin kalplerde tahkiki olarak yerleşmesine çalışmak, şüphe ve tereddütleri aklî delillerle ortadan kaldırmaktır. Bu yapılırken nafile ibadetlere de önem verilmekte, namaz sünnetleri dışındaki sair nafile namazlar da elden geldiğince eda edilmektedir. Şu var ki, bu hizmete şahs-ı manevî esas olduğundan, bir mürşidin nezaretinde zikir yapma söz konusu değildir. Onun yerine, namazlarda duadan sonra yapılan tesbihler yanında özel Cevşen okumalarıyla tarikatları aratmayacak derecede zikir de yapılmaktadır.

Kurbiyet Allah’a yakın olmaktır. Bunun yolu bir hadîs-i kutsinin baş kısmında şöyle ifade edilir:

“Kulum bana en fazla farzlarla yaklaşır, sonra nafilelerle…”(3)

Bu yakınlaşmanın bir yolu da tarikat mesleğidir. Yani bu mesleğin esası nafile ibadetleri artırmaya dayanır. Cüneyd Bağdadi ve Beyazıd-i Bestami hazretleri bunu bir sistem haline getirmişler ve bundan tarikatlar doğmuştur.

Kurbiyet için uzun bir yolda ihlasla, sabır ve metanetle yürümek gerekir. Böylece önceleri sadece kötülükleri emreden nefis, bir terbiyeden geçerek terakki ede ede “raziye, marziye ve safiye” mertebelerine kadar ulaşır.

Nefsin bu yedi mertebe terakki yolculuğu özet olarak şöyledir:

1. Nefs-i Emmâre:

Allah'ın emirlerine uymayan, daima kötülüğü emreden ve insanı şeytanî yollara sevk eden nefis. Ayet-i kerimede buyuruluyor:

“Nefis olanca şiddetiyle kötülüğü emreder.” (Yusuf, 12/53)

2. Nefs-i Levvâme:

İşlediği günahlardan pişmanlık duyarak kendisini kınayan, kötülükten vicdanen rahatsız olan nefis.

“Onlar ki günahın büyüklerinden ve hayâsızlıklardan kaçınırlar, yalnız bazı küçük kusurlar işleyebilirler. Şüphesiz ki Rabbinin mağfireti geniştir.” (Necm, 53/32)

3. Nefs-i Mülhime:

İlhama mazhar olarak, mümkün mertebe Allah'ın emir ve yasaklarına uyan nefis.

“Hidayeti kabul edenlere gelince, Allah onların hidayetini artırmış ve onlara takvâ yollarını ilham etmiştir.” (Muhammed, 47/17)

4. Nefs-i Mutmainne:

Kötülüğe meyilden uzaklaşmış, İslâm'ın emir ve yasaklarına uyan, bu konularda hiçbir şüphe ve tereddüdü olmayan nefis.

Nefs-i mutmainne, Kur'anda bir yerde geçmektedir:

"Ey huzura eren nefis, sen Allah'tan ve O da senden razı olarak Rabb'ine dön!.. (İyi) Kullarımın arasına gir!.. Cennetime gir!.. " (Fecr, 89/27-30)

5. Nefs-i Râziye:

Dünya imtihanında başına gelen her şeye râzı olan, Rabbinin -kahır olsun lütuf olsun- her türlü icraatını rıza ile karşılayan nefis.

“Dön Rabbine! Sen O’ndan râzı, O senden râzı olarak.” (Fecr, 89/28)

6. Nefs-i Mardiyye:

Bütün benliği ile Hakk'a teslim olan ve böylece Allah'ın kendisinden razı olduğu nefistir.(4)

7. Nefs-i Sâfiye:

Süzülmüş, katışıksız, temiz ve Rabbi katında makbul nefis.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Otuz Birinci Söz, Birinci Esas.
(2) bk. Mektubat, Beşinci Mektup.
(3) bk. Buharî, Rikâk, 38.
(4) bk. Elmalılı Hamdi Yazır, 8/5817.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...