Yedinci Şua, Üçüncü Hakikat olan; “Kemalat Hakikati”ni izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

ÜÇÜNCÜ HAKİKAT

Kemâlâttır.

Evet, bu kâinatın bütün ulvî hikmetleri harika güzellikleri, âdilâne kanunları, hakîmâne gayeleri, hakikat-ı kemâlâtın vücuduna bedahetle delâlet ve bilhassa bu kâinatı hiçten icad edip her cihetle mu’cizatlı ve cemâlli bir surette idare eden Hâlıkın kemâlâtına ve o Hâlıkın âyine-i zîşuuru olan insanın kemâlâtına şehadeti pek zâhirdir.

Madem kemâlât hakikati vardır. Ve madem kâinatı kemâlât içinde icad eden Hâlıkın kemâlâtı muhakkaktır. Ve madem kâinatın en mühim meyvesi ve arzın halifesi ve Hâlıkın en ehemmiyetli masnuu ve sevgilisi olan insanın kemâlâtı haktır ve hakikatlidir. Elbette bu gözümüzle gördüğümüz kemâlli ve hikmetli kâinatı, fena ve zevâlde yuvarlanan ve neticesiz olarak, tesadüfün oyuncağı, tabiatın mel’abegâhı, zîhayatın zâlimâne mezbahası, zîşuurun dehşetli hüzüngâhı suretine çeviren; ve âsârı ile kemâlâtı görünen insanı, en bîçare ve en perişan ve en aşağı bir hayvan derekesine indiren; ve Hâlıkın âyine-i kemâlâtı olan bütün mevcudâtın şehadetiyle nihayetsiz kemâlât-ı kudsiyesi bulunan o Hâlıkın kemâlâtını setredip perde çekerek netice-i faaliyetini ve hallâkiyetini iptal eden şirk, elbette olamaz ve hakikatsizdir.

Şirkin bu kemâlât-ı İlâhiyeye ve insaniye ve kevniyeye karşı zıddiyeti ve o kemâlâtları bozduğu, İkinci Şuâ risalesinin üç meyve-i tevhide dair Birinci Makamında kuvvetli ve kat’î delillerle ispat ve izah edildiğinden, ona havale edip burada kısa kesiyoruz.
(1)

Eserdeki ve san’attaki güzellik, eser sahibinin ve san’atkârın güzelliğine kemaline nasıl işaret ediyorsa, eserdeki ve san’attaki mükemmellik ve kusursuzluk da eser sahibinin ve san’atkârın mükemmel ve kusursuz olduğuna işaret edip ispat eder. San’at ile san’atkâr arasında sıkı bir münasebet vardır. San’at ne kadar güzel ve mükemmel ise, san’atkâr da o kadar güzel ve mükemmeldir. Kâinat, içindeki mevcudat ve hususan insan Allah’ın en mükemmel ve en güzel bir eseridir. Kâinatın ve insanın mükemmel olduğuna en büyük delil, fen ilimleridir.

Kâinat ve insandaki bu kusursuzluk ve mükemmellik, san’atkârı olan Allah’ın sonsuz kemalat ve mükemmelliğinden gelen zayıf birer tecelli ve gölgeler hükmündedir. Zayıf bir tecelli, kâinatı ve insanı bu kadar mükemmel yapıyorsa, asıl kaynak ve menba olan Allah’ın kemalatı ve mükemmelliği nasıl olur, kıyas edilsin.

Kâinat ve insan üzerinde parlayan bu mükemmellik ve kusursuzluk hakikati, ancak iman nuru ile anlaşılıp Allah’a intikal edilebilir. Küfür ve şirkin nazarında bu mükemmellikler ve kemalatlar tesadüfün oyuncağı, sebeplerin basit ve adi birer aletleri durumuna düştüğü için, asıl maksat olan Sanatkârına intikal etmek mümkün olmadığı gibi, her şeyi baş aşağı sukut ettiriyor.

Bir şeyin güzelliği ve mükemmelliği, gayesine kusursuz bir ayna olmasındandır. Kâinat ve insanın gayesi ise Allah’a güzel bir takvim, kusursuz ve parlak bir ayna olmaktır.

Kâinatın hakiki kemalatını Allah’ı tanıttırmaktır. Küfür ve şirk bu bağı kopardığı için, kâinattaki bütün o güzellikler ve kemalatlar manasını yitirip âdileştiriyor. Bu sebepledir ki, küfür ve şirk en büyük bir zulümdür.

(1) bk. Şualar, Yedinci Şua, İkinci Bab Üçüncü Hakikat.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...