Block title
Block content

Yirmi Altıncı Söz, İkinci Mebhas, Beşinci Vechi izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kader, ilmi ezeliden olduğundan, bütün olay ve hadisatın içini dışını, önünü arkasını, sebebini ve neticesini zahirini ve batınını tamamen ihata eder ve şumülü içerisine alır. Yani hem sebepleri bilir tayin eder ve hem de sebeplerin neticesini ve hasıl olanı da bilir ve tayin eder. 

Bu alem âdetullah ve sünnetullah programına göre, hikmeti ilahiye icabı sebeplerle ve vesilelerle donatılmıştır. Cenab-ı Hak bu hikmete mebni her oluşu, varlığı ve neticeyi mutlaka bir sebebe müsteniden yaratır. Bunun hikmeti ise; imtihan olması açısından sebepler bir tenteneli perdedir. İkincisi naehil ve cahillerin hikmetini bilmedikleri hadisatta isyana girip gayretullaha dokunacak efal ve asara müracaat ederek çabuk tokat yememeleri ve helakete düçar olmamalarıdır.

Ayrıca ilmi araştırmaların sanatın inceliklerinin ve insanların marifet ikliminin tezahür edip neticeler alınabilmesi için, teknik açıdan sebepler alemine ihtiyaç vardır. Bu sebeplerin amacı ve yaratılış hikmeti sadece bir perde ve kudreti ilahiyenin tezahürüne ve farklı tecelliyatına vesile olmasına yöneliktir. Zira müessiri hakiki, sadece ve sadece kudreti ilahiyedir. Sebepler imtihana medar ve kudretin izzetine bir perde olmak için ihdas edilmişlerdir. Madem sebepler ile neticeler arasında muntazam bir münasebet ve alaka mevcuttur. Sonuçta imtihan ve kudretin izzeti muhafaza edilmesine müteveccihtir, o halde bunlar da kaderden habersiz ve plandan müsaadesiz olamaz.

Yani ilmi ilahi de hem sebepler muayyendir ve hem de sebeplerin neticesinde olacak neticeler ve müsebbepler de ilmi ilahice tayin ve tespit edilmiştir.  

Ancak şunu unutmayalım ki, bu taayyünlerin ve tespitlerin temel mantığı sadece ilmi bir mahiyet taşımasıdır. Bu ilmi mahiyet ve malumat da insanın kisbine, iradesine ve meyline taalluk ederek tahakkuk eder. 

Bu münasebetten şöyle yanlış bir netice çıkartılmamalıdır: Yani "Madem kader hem sebebi hem de sebebin neticesini biliyor ve tayin ediyorsa, bir katle vesile olan katilin ne suçu ve kabahati olabilir. Çünkü Cenab-ı Hak burada ilmi ilahi itibariyle yani kader nokta-i nazarından hem vuranı hem de vurulanı biliyor ve tayin ediyor. O zaman maktulün hem katli hem vefatı hem de vakti kader tarafından tayin ve tespit edilmişse; katilin iradesini kullanarak bu suçu işlemesinin ne kabahati vardı. Katil bu suçu işlemese veya o tüfengi ateşlemese idi maktul yine ölecekti. Çünkü Cenab-ı Hak kaderde maktulün ölümünü ve vaktini tayin etmiş bu mukadderat ille zuhur edecektir." denilemezdi.

Peki niçin denilemezdi, sualine cevap ise:

Burada kader hem sebebi hem de müsebbebi tayin ediyor. Yani mesela Ahmet'in ölümünü, mehmetin tüfek atmasına bağlamış ise, eğer Mehmet tüfek atmasa idi kaderin sebebe ilgisini ve tayinini inkar ediliyor. Sadece kaderin bu meselede Ahmet'in ölümüne baktığını ve sadece onu tayin ettiğini ve onunla ilgili olduğunu kabul edersek ve neticede "Mehmet tüfek atmasa da Ahmet ölecekti." dersek, o zaman şöyle bir sual terettüb eder: "Madem Mehmet tüfek atmasa da Ahmet ölecekti, o zaman ahmetin ölümü nasıl olacak neyle ortaya çıkacaktır?" İşte bunun sebep açısından izahı yoktur. Bu mantık insanı Cebriye itikadına sokar, sebep olan mehmeti inkar etmekle kaderin bir parçası olan irade-i cüziyeyi reddederek, yanlış bir kader inancına hükmedilmiş olunur. 

Yani kader bir bütündür. Olayların varoluş ve ortaya çıkış şekillerini tepeden tırnağa sebep ve sonuç ilişkilerini ihata ederek bilir. Burada, sebebe ayrı bir kader müsebbebe ayrı bir kader isnat edilirse, Ehl-i sünnet itikadının kader anlayışından sapılır, tamamen Cebriyecinin inancına girilir. O zaman tahakküm ve tagallüp kabul edilir. İrade ref olur, imtihanın bir esprisi kalmaz. 

Öyle ise Ehl-i sünnet itikadına göre bu olaya şöyle yaklaşılmalıdır: Ehl-i sünnet, katl suçunun büyük bir günah olduğunu kabul ederek, katile bu günahı işlememesi hususunda İslami anlamda temel bir bilgi ve din şuuru verir ve ona der ki, "Sen bu suçu işleme." Katil bu talimata rağmen iradesini yanlışa kullanarak bu suçu işleyip adamı öldürür ise, kader burada hem öleni ve hem de öldüreni mukadderat olarak bilir ve tayin eder.

Eğer kaderin cüzi ihtiyariye taalluk eden ilgisini ve takdirini inkar eden bir adam, yani "Eğer o adam tüfek atmasa idi sonuç ne olabilirdi?" sualine cevap:

Cebriye için "O adam her halükarda ölecekti." demekle iradeyi inkar eder. Katili suçsuz ilan eder. Mutezile ise "O tüfek atmasaydı, o adam ölmeyecekti." der; bu da kaderin sebebe taalluk eden malumatını inkar ederek ilmi ilahiye nakıse ve eksiklik getirir. Bu iki mezhep bu haliyle ifrata ve tefrite girip dalalet fırkalarına dahil olup Ehl-i sünnetin doğru ve vasati istikametinden sapmışlardır. Birinde iradeyi inkar diğerinde ise kaderi inkar çıkarak, itikaden sakat bir yola girerler. 

Ehl-i sünnet ise, "Sen bu suçu işleme, yani tüfeng atma." der. O vakit maktülün ölüp ölmeyeceği bizce meçhuldür. Yani sebebi ortadan kaldırdın mı, müsebbep şaibeli hale gelir; orada ne olacağını kimse bilemez. O Allah’ın takdir ve tensibine havale edilir. İşte bu sebepten dolayı suçlulara veya katillere verilecek olan cezanın hakikati ve doğruluğu ortaya çıkmış olur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Mebhas, Beşinci Vecih | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 908 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...