Block title
Block content

Kader konusunda Ehl-i sünnet yolundan sapan “Cebriye ve Mutezile” hakkında bilgi verir misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Cebriye:

Cebriye, kader konusundaki mezheplerden biri olup, insanın hür iradesini reddeder; insanı, rüzgârın önündeki yaprak gibi kadere mahkum görür. "İnsan tamamen kaderin mahkumudur." diyerek tefrite düşer.

Cenab-ı Hak,

"Biz insana yolu gösterdik. İster şükreder, ister inkar eder."(İnsan, 76/3)

"De ki: Rabbinizden size hak gelmiştir. Artık dileyen iman etsin, dileyen de kafir olsun."(Kehf, 18/29)

gibi ayetleriyle insanın hür iradesi olduğunu bildirmiştir.  

Cebriyeciler,

"Sizi de amellerinizi de Allah yarattı.”(Saffat, 37/96)

"Allah dilemeyince siz dileyemezsiniz.” (İnsan, 76/30; Tekvir, 81/29)

gibi ayetleri, yanlış yorumlarla iddialarına delil gösterirler.

Halbuki bu gibi ayetler insan iradesinin yokluğunu değil, yetersizliğini ders verir. İnsanın bir işi yapmak için iradesini kullanması o şeyin varlığı için kafi değildir. Trafik kazaları bunun en açık örneğidir. Kaza öncesi, insanlar bir şehre gitmeyi istemişler, iradeleriyle otobüse binmişler ama o şehre ulaşamamışlardır. Dilediğimiz şehre ulaşmamız ancak Allah'ın dilemesiyle mümkündür. Bizim dilememiz kafi değildir.

Yani Allah külli iradesiyle bir şeyi dilemişse kulun iradesi bunu engelleyemez. Dünyamızın ve bizim başımıza gelen nice olaylar bunu açıkça gösterir. Ancak burada unutulmaması gereken nokta şudur: Hayır ve şer olan, yani insanın cennet yahut cehenneme girmesine sebep olacak olaylarda Cenab-ı Hak, tercihi kula bırakmıştır. O, hayrı tercih ederse, Allah hayrı yaratır, şerri dilerse şerri yaratır. Örnek: Yürümeyi yaratan Allah’tır. Kul dilerse camiye gider, dilerse meyhaneye gider. Bu noktada serbest bırakılmıştır.

Mu'tezile:

Kader konusunda yanlış yola giden akımlarından biri de Mu'teziledir. Mezhebin kurucusu kabul edilen Vasıl b. Ata, önceleri Hasan-ı Basri'nin talebesidir. O günün tartışılan konularından biri olan “büyük günah işleyenin durumu” meselesinde, hocasına muhalefet eder, O'nun meclisinden ayrılıp yeni bir ders halkası kurar. Hasan-ı Basri'nin "Vasıl bizden i'tizal etti (ayrıldı)" demesinden hareketle, bu yeni ekole "Mu'tezile" adı verilir.

Mu'tezile mezhebi, Abbasiler döneminde 200 yıl boyunca devletin resmi mezhebi olur. Özellikle "Kur'an mahluktur" şeklindeki görüşleri, zorla ulemaya kabul ettirilmek istenir. Kabul etmeyenlere kuvvet uygulanır. İmam-ı Azam, Ahmed b. Hanbel gibi nice âlime sıkıntı verilir, işkence yapılır.

İmam-ı Maturidi ve İmam-ı Eş'ari'nin başını çektiği faaliyetler sonucunda, Mu'tezile hakimiyetini kaybeder. Bunda, kurulan medreselerin çok büyük rolü olur.

“Kul fiilinin halıkıdır. Büyük günah işleyen küfürle iman arasında kalır. Kur’an mahluktur. Günaha ceza vermek Allah’a vaciptir.” gibi Ehl-i sünnet itikadına uymayan fikirleri dolayısıyla “Mutezile” ehl-i dalalet fırkalarından sayılmıştır.

Ehl-i sünnet alimleri bunların küfürlerine hükmetmemişler, sadece “doğru yoldan sapan” manasına “ehl-i dalalet” diyerek, tedbirli ve temkinli bir ifade kullanmışlardır. Günümüzde de bir kısım insanlar bilerek veya bilmeyerek bu mezhebin bazı görüşlerini dile getirirler. Mesela, "Ben kaderimi kendim çizerim." diyen birisi, aslında Mu'tezili bir fikri söylemektedir.

***

Cebriye mezhebi; insan iradesini inkar ettiği için, cinayet fiilini tamamı ile kadere yüklüyor, insan irade etse de etmese de bu cinayeti işleyecekti diyor. Bu yüzden sebep ortadan kalksa da cinayet yine olacaktı deyip insanı cebire mahkum ediyor.

Mutezile mezhebi ise; insan iradesini tam yetkili ve muktedir gördüğü için, sebep olmasa idi cinayet de vuku bulmazdı, diyerek kaderi inkar ediyor. Yani her iki batıl mezhep de insanın bilmesinin mümkün olmadığı gaybi şeyler hakkında inançları doğrultusunda fikir yürütüyorlar.

Halbuki ehlisünnet; ne kaderi ne de insan iradesini inkar etmiyor. Bu gibi olaylar içinde hem kaderin hem de insan iradesinin bir hissesi vardır diyor. Sebebin olmadığı bir durumda insanın netice hakkında bir bilgi sahibi olamayacağını söyleyerek, en makul fikri ortaya koyuyor.

Çünkü ecel tektir değişmez hükmü, umumi bir hükümdür, kaderin bilinmesi anlamına gelmez. Kadere yani Allah’ın takdirine ancak olaylar vuku bulduktan sonra vakıf olabiliriz. Diğer iki batıl mezhep ise, kader vuku bulmadan yani Allah’ın takdiri gerçekleşmeden fikir yürütüyorlar.

Halbuki Üstad, olmuş ve bitmiş bir olay üzerine ve mahkuma teselli için o sözleri sarf ediyor.

Üstad geçmişe cebriye nazarı ile bakmanın bir mahzuru olmadığını söylüyor, aynı şekilde geleceğe de mutezile gibi bakılabilir diyor. Yani geçmişte işlediğimiz bazı hata ve yanlışların yükünü kadere atmakta bir sakınca olmadığı gibi, geleceğinde de bizim tasarrufumuzda gibi sebeplere sarılıp hazırlanmamızda bir zarar yoktur. Bu insana ruhen  hiffet verir ve rahatlatır. Üstad burada bir mahkumu teselli etmek ya da aradaki husumeti gidermek için, hakikate mutabık olarak bu sözleri sarf ediyor. Yoksa bilinmeyen ve meçhul olan kader üzerinde bir yorum yapmıyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Mebhas, Beşinci Vecih | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 10140 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

LETTERS
Ehl-i sünnet alimleri bunların küfürlerine hükmetmemişler, sadece "doğru yoldan sapan" manasına "ehl-i dalalet" diyerek tedbirli ve temkinli bir ifade kullanmışlardır.. Cümlesine göre ehl-i küfürdür denmemiş sanırım, Allah razı olsun..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...