Block title
Block content

"Yok, yok ise; o vardır." cümlesini nasıl anlamalıyız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Aynada yansıyan ışık, aynanın kendi malı değil güneşin malıdır. İnsanın benliği de bir ayna gibidir, bu benlikte görünen cüzi ilim, irade, kudret, sahiplik gibi hissiyatlar, Allah’ın isimlerinden yansıyan tecellilerdir. İşte nefis de bir ayna hükmünde iken, kendini fail ve muktedir biliyor; zillet ve alçaklığına bakmadan  Allah’a meydan okuyor. İnsan bu mana-yı ismi ciheti ile fanidir, yok hükmündedir ve yok olmaya da mahkumdur.

İnsan, kul ve ayna olduğunun bilincine vardığı zaman, Allah katında vardır ve rızasına kavuşmuştur, kulluğu ve aynalığı bırakıp Allah karşısında varlık ve serbestlik iddia ederse, yokluk ve fena içindedir. Yani varlıkta yokluk, yoklukta varlık vardır. İnsan benliği ile "ben varım" derse yoktur;  "ben yokum" derse, yani üzerindeki nimet ve ikramların kendinden değil Allah’tan olduğunu bilirse, vardır demektir. Böyle olunca Allah’ın sonsuz isim ve sıfatlarını arkasına ve yardımına almış oluyor.

Mutlak adem, ebedi ve ezeli olarak olmamak, bulunmamak anlamındadır ki, böyle bir yokluk mümkün değildir. Zira ezeli ve ebedi Vacibü'l-Vücud olan Allah mutlak yokluk kavramına müsaade etmez. Nasıl ışık ile karanlık aynı anda aynı mekanda bulunması imkansız bir şey ise, mutlak yokluk ile mutlak varlık da beraber bulunamazlar. Allah varsa yokluk yoktur; Allah da ezeli ve ebedi olarak var olduğuna göre, mutlak anlamda yokluk diye bir şey söz konusu olamaz.

Üstad Hazretleri bu meseleyi şu şekilde izah ediyor:

"Hem adem-i mutlak zaten yoktur. Çünkü bir ilm-i muhît var. Hem daire-i ilm-i İlâhînin harici yok ki, birşey ona atılsın. Daire-i ilim içinde bulunan adem ise, adem-i haricîdir ve vücud-u ilmîye perde olmuş bir ünvandır. Hattâ, bu mevcudat-ı ilmiyeye, bazı ehl-i tahkik "a'yân-ı sâbite" tabir etmişler. Öyleyse, fenâya gitmek, muvakkaten haricî libasını çıkarıp, vücud-u mânevîye ve ilmîye girmektir. Yani, hâlik ve fâni olanlar, vücud-u haricîyi bırakıp, mahiyetleri bir vücud-u mânevî giyer, daire-i kudretten çıkıp daire-i ilme girer."(1)

Özet olarak, insanın kendi nispi ve itibari benliğini yok sayması ve vücut kazanması ile mutlak anlamdaki yokluk arasında bir münasebet yoktur. Bu sebeple sizin önermeniz ve vardığınız hüküm fasit ve geçersiz bir hüküm ve önermedir. Hem yokluk yok iken nasıl var olur, bu akıl ve mantığa uygun düşmüyor. Bir şey hem var hem yok olamaz, ya vardır ya yoktur; yokluk yok olduğuna göre varlığı söz konusu değildir.

(1) bk. Mektubat, On Beşinci Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

onur colak
Peki Allah'tan başka başka ilah ezelden beri yok ve ebediyyen de olmayacak bu mutlak yokluk değil midir?Lütfen okuyosanız çabuk cevap verin kafam karıştı benim.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
İki zıddın beraber bulunması imkansızdır çünkü bir zıt bulundu mu diğerini men eder.  Işık ile karanlığın aynı anda bir mekanda bulunmasının imkansızlığı gibi.   Allah’ın sonsuz varlığı ile sonsuz yokluk siyah ile beyaz gibi bir birine zıt iki durumdur. Allah’ın sonsuz varlığı sonsuz bir şekilde varlığına devam ettiği müddetçe sonsuz yokluk diye bir şey söz konusu olamaz.   “Allah'tan başka bir ilah ezelden beri yoktur ve ebediyyen olmayacaktır” ifadesi sadece olması mümkün olmayan yani muhal bir durumunun tasvir ve ifade edilmesidir. Bu cümlenin yokluk ile bir ilgisi bulunmuyor.   Yokluk bir vaka, atılan bir yer, varlığın gömüldüğü ve imha edildiği bir alan anlamına geliyor ki yokluğun bu anlamı Allah varken ve var olmaya devam ettiği müddetçe mümkün ve caiz değildir.   Herhangi bir şeyin İlah olamama durumunu mutlak yokluk sayıp mutlak varlık olan Allah’ın karşısına çıkarmak mantıksız bir durum olur. Mutlak yokluğa varlık rengi vermek hem dinen hem de mantıken caiz değildir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...