"Yoksa, elîm endişeler içinde, kendini uyutturmak ve unutturmak için çocukça oyuncaklarıyla, haylâz bir hayatla yaşayacak." Oyuncaklarla oynamak çocuk için fıtrî değil mi?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstad Hazretleri Sekizinci Mesele'de mealen şöyle diyor:

"Çocukluğumda hayalime sormuştum, 'Ebedi yok olmayı mı istersin, yoksa, hiç ölmemek üzere olan ve ancak sıkıntılı bir hayatı mı istersin?' hayalim birincisinden oh çekti ve 'Cehennem de olsa ebedi yaşamayı isterim!..' dedi."

Yediden yetmişe her insanın kalbi, kâinattaki her bir şey ile münasebet içindedir ve onlara karşı ciddi bir iştiyakı ve alakası vardır.

“Nev-i insanın dörtten birini teşkil eden çocuklar, âhiret imanıyla insanca yaşayabilirler ve insaniyetin istidatlarını taşıyabilirler. Yoksa, elîm endişeler içinde, kendini uyutturmak ve unutturmak için çocukça oyuncaklarıyla, haylâz bir hayatla yaşayacak. Çünkü, her vakit etrafında onun gibi çocukların ölmesiyle onun nazik dimağında ve ileride uzun arzuları taşıyan zayıf kalbinde ve mukavemetsiz ruhunda öyle bir tesir yapar ki, hayatı ve aklı o biçareye âlet-i azap ve işkence edeceği zamanda, âhiret imanının dersiyle, görmemek için oyuncaklar altında onlardan saklandığı o endişeler yerinde, bir sevinç ve genişlik hissederek der:..”(1)

Anne babasının, akrabasının veya bir dostunun ölümünü yokluk olarak gören bir insanın kalbi derin bir yara alır ve ruhu büyük bir azap çeker. Körpecik hissiyatları onu tahrik eder, şefkat hissi adavete döner.

Burada ifade edilen “çocukça oyuncaklarıyla” oynamak; elim acıları düşünmemek için hissi iptal nev’inden olan gaflete dalmak ve kendisini uyutturmak ve unutturmak için olanıdır. Yoksa çocuklar için oyuncaklarıyla oynamak tabiî ki fıtrîdir.

Üstad burada "oyuncaklarla oynamayı" farklı bir şekilde ifade ediyor. Yani eğlenmek için oyuncaklarla oynamayı değil, kendisini uyutturmak ve unutturmak maksadıyla yapılan işleri kastediyor, bunu da; oyuncaklarla oynayan haylaz çocuklar şeklinde tasvir ediyor.

Allah’ı ve ahireti unutturan, ehl-i dünyanın mel’abegâhı, yani oyun ve eğlence yeri olan, günah bataklığına sürükleyen dünyanın bu yüzü, çirkindir, zararlıdır, tehlikelidir, sevilmeye değil, tahkire ve nefrete lâyıktır. Dünyanın sevilmeyen ve nefrete layık olan yüzü ise, dünyayı bir eğlenceden ve oyalanmadan ibaret görenlerin ve sadece ona meftun olan ve ona hasr-ı nazar edenlerin dünyasıdır.

Bir ayet-i Kerimede dünyanın bu yüzü şöyle tasvir edilir: “Dünya hayatı, eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise, Allah'tan korkanlar için daha hayırlıdır. Aklınızı kullanmaz mısınız?” (En’am Suresi, 6/32)

Oyun ve eğlencenin süresi azdır, çabuk geçer. İşte bu hayatta aynen öyledir. Oyun ve eğlenceyle genelde çocuklar ve cahiller meşgul olur. Akıllı kimseler fani ve geçici oyunlarla oyalanmaz ve onlara itibar etmezler. Dünyada insana zevk ve lezzet veren şeyler hem değersiz hem de geçicidir, ahirete ait olan hakikatler ise daimîdir, kıymetlidir ve şereflidir. Nice güçlü ve saltanat sahibi kimseler vardır ki, kısa bir zaman sonra ya toprak altına girmiş veya zavallı bir duruma düşmüşlerdir. İnsanın bu dünyada elde ettiği mal ve servetten faydalanıp faydalanmayacağını bilemez. Velev ki, belli bir süre fayda görse bile yine bir gün onlar elinden çıkacaktır.

Dünyanın bir imtihan yeri ve bir misafirhane olduğunu unutarak kendilerine ihsan edilen maddî ve manevî duyguları nefs-i emmaresinin süflî arzuları için kullananlar ve ömrünü isyan ve gaflet içinde geçirenler de elim azaplara düçar olacaklardır. Zira “Dünyanın lezaizi zehirli bala benzer. Lezzeti nisbetinde elemi de vardır.”

Dünyanın bu yüzü fani olduğundan hiç bir kıymeti yoktur. Ondan ne kadar istifade edilirse edilsin, ne kadar mal, servet kazanılırsa kazanılsın, hangi yüksek makama gelinirse gelinsin bir ehemmiyeti yoktur. Bir süre sonra o nimetler de onlardan faydalananlar da toprak olup gideceklerdir.

Asıl mesele, dünyanın lüzumsuz, malayani işlerinin ebedî hayatımıza zarar vermemesi, gafletle set çekmemesidir. Esas olan, dünyayı kesben değil, kalben terk etmektir. Gönlümüz Hak ile elimiz dünya ile olmalı.

(1) bk. Şualar, On Birinci Şua, Sekizinci Mesele.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

SORULARLARİSALE 2024 ANKETİ
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...