"Zaman-ı mazinin en derin derelerine kuvvet-i imanla girebildiği ve hüzünlerin zulmetlerini def edebildiği gibi, nur-u imanla istikbalin en uzak dağlarına kadar çıkar, korkuları izale eder." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bir babanın, on sene önce sevimli mi sevimli bir evladı ölmüş ve bu ölüm babaya öyle bir acı bırakmış ki; baba on sene önce olmuş bu hadiseyi hatırladığı zaman, müthiş bir elem ve azap duyuyor. Ve bu acıyı iradesi ile kalbinden söküp atması mümkün olmuyor ve bu acı ile yaşamak zorunda kalıyor.

Ama imanla on sene önceki yaşanmış bu acıyı tamir etmek kabildir. Çünkü iman diyor ki; "Senin o evladın çendan öldü ve dünyadan ayrıldı, ama daha güzel ve daha mükemmel bir diyara gitti, orada mükemmel bir güzellik içinde yaşıyor. Şayet o çocuk bu dünyada senin ile kalsa idi, bu güzelliğinin milyondan birisini sen ona veremezdin. Üstelik o çocuk yok olmadı, hiçliğe gitmedi, seni daimi bir memlekette bekliyor, sen de gidince orada ebedi ve mesut bir aile olacaksınız." gibi teselliler ile iman, kalbin bu yarasını tedavi ediyor. İradenin buradaki tek faydası; bu imana geçit verip maziye gitmesine vize vermesidir.

Bu konuda Efendimizin (asm) şöyle bir hadisi vardı:

"Peygamber (a.s.m) bir yere oturunca, arkadaşları etrafını çepeçevre kuşatırlardı. O sahâbîlerden biri, nereye gitse arkasından gelen küçük oğlunu önüne oturtarak Resûl-i Ekrem'i dinlerdi.

Bir gün bu çocuk öldü. Babası "oğlumu hatırlayarak üzülüp etrafı rahatsız ederim" diye Hz. Peygamberin meclisine gelmez oldu. Resûl-i Ekrem onun yokluğunu hissedince,

"Falanı aranızda niçin göremiyorum?" diye sordu.

"Ey Allah'ın Elçisi! Her zaman onun yanında gördüğümüz oğlu öldü." dediler.

Hz. Peygamber (a.s.m) o sahâbîyi bulup çocuğunu sordu. Dertli baba yavrusunun öldüğünü söyleyince, Resûl-i Ekrem ona başsağlığı diledi, sonra da kendisini şöyle teselli etti:

"Söyle bakalım! Vefat eden çocuğunun, yaşadığın sürece hep senin yanında bulunmasını mı; yoksa yarın cennetin hangi kapısına gidersen, onun senden önce koşup kapıyı açarak 'Buyur babacığım!' demesini mi isterdin?"

O Sahâbî,

"Ey Allah'ın Elçisi! Elbette onun benden önce koşup cennetin kapısını açmasını isterdim." deyince, Resûl-i Ekrem, buyurdu:

"Öyleyse istediğin olacak!.."(1)

Aynı vaziyet gelecek için de geçerlidir. İradenin izni ile imanı kalbe işlemiş ve kökleşmiş birisi, istikbalden ve istikbalin muhtemel hallerinden korkmaz. Tahkiki imandan gelen tevekkül ve teslimiyet sayesinde mümin, kainat bomba olup patlasa yine incinmez, yine endişe ile telaş etmez. Çünkü inanıyor ki her şeyin dizgini Allah’ın elinde ve onun izni iledir. O takdir etmiş ise kaçış yok, etmemiş ise kimin haddine ki gelip bana zararı dokunsun, der geleceğin muhtemel korkularından emin olur.

(1) bk. Nesâî, Cenâiz 120.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...