Block title
Block content

"Zayıfın kavîye karşı izzet-i nefsi, kavîde tekebbür olur. Kavînin zayıfa karşı tevazuu, zayıfta tezellül olur." Ne yaparsak kibirli, ne yaparsak vakarlı oluruz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kur’an’da  ahlak ve salihat kavramları  mutlak ve müphem, yani belirsiz ve genel bırakımlaştır. Kur’an’da bu gibi kavramların tam belirtilmemiş olmasının sebebi, her kesim ve toplum, kendine ait bir şeyler bulabilsin ve ona göre amel edebilsin diyedir. Zira bazı değerler toplumdan topluma farklılık arz eder, mekandan mekana değişime uğrar. Bazen erkekte güzel duran bir davranış, kadında çirkin durabilir. Cömertliğin zenginde, sabrın  fakirde durması gibi.

Yani ahlaki kavramlar nisbidir; durduğu yere göre şekil alır. Onun için Kur'an, salihat ve ahlaki kavramları belirsiz ve mutlak bırakmış ki, her fert, her toplum, her cins, her sınıf kendine yakışanı oradan alabilsin. Şayet Kur'an, mutlak bırakmayıp, belirtmiş olsa idi; yani tek tip bir model ve yeknesak bir kalıp  çizse idi, kimine yakışan, kimine yakışmayacaktı. Elbise tek kalıp olduğu için, kimine dar, kimine bol gelecekti.

"Meselâ, zayıfın kavîye karşı izzet-i nefsi, kavîde tekebbür olur. Kavînin zayıfa karşı tevazuu, zayıfta tezellül olur.

Zayıf bir adamın kuvvetli bir adama karşı dik ve izzetli durması güzel bir hal iken, kuvvetli adamın zayıf adama karşı dik ve izzetli durması çirkindir, kibirdir.

Yine zayıf adamın kuvvetli adama tevazu göstermesi yalakalık sayılırken, kuvvetli adamın zayıfa alçak gönüllü olması, güzel olan tevazudandır. 

"Meselâ, bir ulü'l-emir, makamındaki ciddiyeti vakar, mahviyeti zillettir. Hânesinde ciddiyeti kibir, mahviyeti tevazudur."

Bir valinin, makamındaki ciddiyet vakar, yani ağırbaşlılık iken, aynı valinin, evindeki ciddiyeti kibirdir. Valinin makamındaki tevazusu zillet, yani alçaklık iken, evindeki  alçak gönüllüğü güzel olan tevazudur.

"Meselâ, tertib-i mukaddematta tefviz, tembelliktir. Terettüb-ü neticede tevekküldür. Semere-i sa'yine, kısmetine rıza kanaattir; meyl-i sa'yi kuvvetlendirir. Mevcuda iktifa, dûnhimmetliktir."

Kainatta uymak için konulmuş olan sebeplerde işleri Allah’a havale etmek olan tefviz tembellik iken, aynı tefviz netice noktasında tevekkül oluyor. Yani çiftçi tarlasını sürme, tohumlama ve sulama safhasında tevekkül etse bu tembellik oluyor; bu işleri yaptıktan sonra neticeyi Allah’tan beklemek noktasında sebeplere yapışsa, yani neticeyi sebeplerden beklese, bu da tevekkülsüzlük oluyor. Halbuki insan, sebepler aşamasında sebeplere müracaat edecek, netice noktasında ise tevekkül edecektir. 

"Meselâ, fert, mütekellim-i vahde olsa; müsamahası, fedakârlığı, amel-i sâlihtir. Mütekellim-i maa'l-gayr olsa hıyanet olur."

Bir şahıs kendi namına kendi hesabına hoşgörülü ve fedakar olabilir, ama mensubu bulunduğu bir dernek bir cemaat bir kuruluş adına ve hesabına fedakarlık yapamaz. Mesela bir dernek başkanı kendi kesesinden sadaka verebilir, ama dernek kesesinden veremez.

"Meselâ, bir şahıs, kendi namına hazm-ı nefs eder, tefahur edemez. Millet namına tefahur eder, hazm-ı nefs edemez."(1)

Bir şahıs kendine yapılan bir hakareti nefsine yedirip affedebilir, bu güzel bir haslettir; ama başkanı olduğu derneğe yapılan hakareti kendi hesabına affedip hoşgörülü olamaz. Derneği adına övünebilir, ama şahsı adına övünmesi kibir ve böbürlenmek olur vs...

(1) bk. Mektubat, Hakikat Çekirdekleri: 94.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Hakikat çekirdekleri | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3569 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...