Abdullah bin Cahş’a Uhud Savaşında verilen değneğin kılıca dönüştüğü ve o kılıcı Boğa-yı Türkî’ye satmış deniyor. Uhud'da vefat ettiğine göre bu nasıl anlaşılabilir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"...Gazve-i Uhud’da, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın halazâdesi olan Abdullah ibni Cahş harb ederken kılıcı kırıldı. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ona bir değnek verdi. O değnek onun elinde bir kılıç oldu; onunla harb etti. O eser-i mu’cize olan kılıç bâki kaldı. Meşhur İbnü Seyyidi’n-Nâs, siyerinde haber veriyor ki: Bir zaman sonra, Abdullah o kılıcı Buğa-yı Türkî namında bir adama iki yüz liraya sattı." (Mektubat, On Dokuzuncu Mektup, On İkinci İşaret)

1. Uhud Savaşında kılıcı kırılınca Rasulullah tarafından Abdullah b. Cahş’a bir değnek verilmesi ve bunun kılıca dönüşmesi konusunu haber veren hadis sahih ve sağlamdır. Bediüzzaman’ın kaydettiği tarzdadır.

2. Şu kadar var ki; Abdullah b. Cahş’ın bu kılıcı sonradan Boğa-yı Türki’ye 200 dinara satması; vereseleri tarafından yapılmış olmalıdır. Bu hadisi rivayet edenlerin sehvinden dolayı olmuştur. Araştırdığımız kadarıyla bu sehiv ve hata kesindir. Çünkü Hz. Abdullah Uhud Savaşında şehit düşmüştür.[1] Bediüzzaman da bazı hadis ve siyer eserlerinde geçen bu sehvi, aynı şekilde Mektubât adlı eserinde aynen nakletmiştir. [2] Bu kılıcı Abbasiler döneminde (750-1258) Boğa-yı Türkî adlı komutana satan kişi; Abdullah’ın vereselerinden; torunlarından biri olmalıdır. Ya da vereselerinin sattığı kişi de satmış olabilir. Çünkü Boğa-yı Türki (Boğa el-Kebîr = Büyük Boğa) adındaki Türk komutan Abbasiler dönemi sonlarında yaşamıştır.[3]

3. Bediüzzaman, Risale-i Nur Külliyatı'nda birkaç yerde “insanın hatadan hâli olmadığını” açıklar. Mesela, o Yirmi Dördüncü Söz, Üçüncü Dal, Dördüncü Asıl’da hadis ravilerinin bazı kavillerinde veya istinbatlarında hatalar olabileceğini, hadis metinlerine kendilerinden bazı şeylerin karışabileceğini açıklar. Ardından: “halbuki, insan hatadan hâli olmadığı için, hilâf-ı vâki bazı istinbâtları veya kavilleri hadis zannedilerek za’fına hükmedilmiş” der.[4]

4. Ayrıca sahabelerle ilgili bir soruda Bediüzzaman “Sahabeler de insandırlar; hatadan, hilâftan hâli olmazlar” diye aynı hususa temas eder.[5] Yine, “Kastamonu Lahikası” adlı eserinde talebelerinin bu konuya dikkatini çeker. “İnsan hatadan hâlî olamaz; fakat tövbe kapısı açıktır.” der.[6]

Bediüzzaman da bir insandır, o da hata yapabilir; farkına varmadan bir Siyer Kitabında gördüğü bir hatayı nakledebilir. Bu hatası da büyütülecek bir sehiv ve hata değildir.

5. Konunun bir başka vechi ise “nâkile itâb yoktur” kaidesi ile ilgilidir. Bediüzzaman “Muhakemât” adlı eserinin Altıncı Mukaddimesinde

“Tefsirde mezkûr olan her bir emir, tefsirden olmak lâzım gelmez… Şöyle müsellemâttandır ki: Hendese gibi bir san’atta mâhir olan zât, tıp gibi başka san’atta ‘âmî ve tufeylî ve dahîl olabilir. Ve kavâid-i usûliyedendir ki: Fakih olmayan, velev ki usûlü’l-fıkıhta müçtehid olsa, icmâ‘-ı fukahâda muteber değildir. Zira o, onlara nisbeten ‘âmîdir."

"Hem de hakâik-i târihiyedendir ki: Bir şahıs çok fenlerde meleke sahibi ve mütehassıs olamaz. Ancak ferîd bir adam, dört veya beş fenlerde mütehassıs olabilir. Umuma el atmak, umumu terk etmek demektir…" der.

6. Buradaki sehiv sadece, kılıcı Abdullah b. Cahş’ın değil, onun varislerinden birinin satmasıdır. Bu dinin aslına taalluk etmeyen İbn-i Seyyid’in-Nas’ın Uyûnu’l-Eser’inde yer alan bir hadisin onda yer aldığı şekilde nakledilmesidir.[7] Konunun kısaca açıklaması budur.

Kaynakça:

[1] bk. Çakan, İsmail Lütfi, “Abdullah b. Cahş”, DİA, I, İstanbul 1988, s. 89-90.

[2] Badıllı, Abdulkadir, Risale-i Nur’un Kudsi Kaynakları, Envar Neşriyat, İstanbul 1994, s. 569; Nursi. Bediüzzaman Said, Mektubât, Sözler Yayınevi, İstanbul 1977, s. 126; (19. Mektup, On İkinci İşaret, Üçüncüsü).

[3] Yıldız, Hakkı Dursun, “Ahmed b. Tolun”, DİA, II, İstanbul 1989, s. 141-143; Özaydın, Abdulkerim, “Arrân”, DİA, III, İstanbul 1991, s. 393-394.

[4] bk. Nursi, Bediüzzaman Said, Sözler, Envâr Neşriyât, İstanbul 1985, s. 342; (24. Söz, Üçüncü Dal, Dördüncü Asıl).

[5] bk. a.g.e., s. 484; (27. Söz, Altıncısı).

[6] Nursi, Bediüzzaman Said, “Kastamonu Lâhikası", Envar Neşriyat, İstanbul 1990, s. 234.

[7] Nakledilen hadis için bk. İbn-i Seyyid’in-Nâs, Uyûnu’l-Eser, I-II, Beyrut 1974, II, 20; Kadı İyâz, Şifa-i Şerif, I-II, Beyrut ty, I, 323; Suyutî el-Hasâisu’l-Kübra I-III, Kahire ty., I, 540; Beyhaki, Delailü’n-Nübüvve, I-VIII, Beyrut 1985, III, 232; IV, 97; İbn-i Hacer, el-İsâbe, I-IV, Kahire 1328, nr. 4583; Aliyyü’l-Kârî, Şerhu’ş-Şifa, I-II İstanbul 1285, I, 672; Badıllı, Kudsi Kaynaklar, s. 569.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...