Allah kaderi biliyor. Fakat kaderin yazılması hangi hikmete binaendir? Yani Allah kaderimizi neden yazıyor?
Değerli Kardeşimiz;
Allah’ın her bir ismi kendi mana ve hükmünü mahlûkat aynasında hem görmek hem de göstermek ister. Bu nedenle Allah’ın Âlim ve Hafîz isimleri kendi mana ve hükmünü hem görmek ve hem de göstermek için levh-i mahfuzu yaratmıştır.
Tabiri yerinde ise, mimar binayı yapmadan önce binanın bütün programını, bütün plânını, yani bir çeşit kaderini deftere yazar ve bu yazılana göre de binayı inşa eder. Kâinat ve mahlûkat bir bina, levh-i mahfuz ve kader de bunların ön bilgisi, planı ve programıdır. Tıpkı insanın bütün ön bilgilerini DNA’sında, bütün son bilgilerini de hafızasında yazdığı gibi.
Levh-i mahfuz ya da diğer adı ile kader Allah’ın Âlim, Hakîm, Hafiz, Rakib, Hasib ve Mukaddir gibi pek çok isminin birer tecelli yeridir. Bu sebeple yaratılması bu isimlerin bir gereğidir.
İkinci bir husus; levh-i mahfuz insanların ve cinlerin amellerinin kaydedildiği en büyük kamera, hafıza ve arşiv hükmündedir. Her ne kadar Âlim ismi her şeyi biliyor olsa da Allah insanın itirazı durumunda bu kayıtları önüne delil olarak sunacaktır. Malum, mutlak adalet kesin ve kahredici deliller ile yargılar. Hiçbir mahlûk Allah’ın delili karşısında ağzını açıp itiraz edemeyecektir.
Okullarda öğretmenler öğrencilerinin durumlarını bilirler, ama yine de durumlarını kayıt altına alıp arşivler ki öğrenci diplomayı aldığında öğrencilik notlarını topluca görebilsin. Aynı durum insanlar ve cinler içinde geçerlidir.
Bu inceliğe ayette şu şekilde işaret edilmektedir:
“Her insan topluluğunu önderleriyle birlikte çağıracağımız o günde, kimlerin amel defterleri sağından verilirse işte onlar amel defterlerini okuyacaklar ve en küçük bir haksızlığa uğramayacaklar.” (İsra, 17/71)
İlave bilgi almak için tıklayınız:
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü