Risalelerde "Monoton Hayat" ve "Tekdüze Yaşam" için çareler, öneriler var mıdır?
- Sabah işe gidiyorum, akşam eve dönüyorum. Varsa birkaç Risale-i Nur dersine iştirak ediyorum. Ertesi gün yine aynı döngü: Sabah iş, akşam ders varsa ders, sonra yatış… Bu rutin bana artık çok sıkıcı gelmeye başladı. “Bunun için mi yaratıldım?” diye kendi kendime soruyorum.
- Allah’ı tanımak için Risale-i Nur okuyorum, marifetullahı öğreniyorum; ama ertesi gün yine aynı noktaya dönüyor, aynı akışın içinde kaybolmuş gibi hissediyorum. Hayatım hep aynı şeylerin tekrarı gibi geliyor. Sanki tıkanmış gibiyim, içim daralıyor. Evet, dünyanın bir imtihan yeri olduğunu biliyorum…
- Ama insan hiç mi lezzet almaz, hiç mi bir şey içini ferahlatmaz? - Sanki ya bu hayat bu rutinle imtihan için çok uzun geliyor, ya da ben bir şeyleri eksik yapıyorum gibi hissediyorum. Bu düşünceler de beni daha çok yıpratı...
- Bütün istidatlarım ebed edeb diyor... Eğer böyle bir fıtratım varsa ben bu hayattan nasıl lezzet alabilirim... Müslüman nasıl bu hayattan müspet lezzet alır?..
- Bence bu yaşadığım durum müslümanlarin yüzde yüzün derdi. Lütfen bu muzdarip olduğum durumu ciddiye alıp ona göre baştan savma olmayan beni tatmin eden bir cevap vermenizi gonulden istiyorum..
- Hatta bu cevabın Bir meşveret Bir mutaala neticesinden çıkmış olduğunu çok isterim...
Değerli Kardeşimiz;
İnsanın her bir yeni günü bir öncekinden farklı bir özelliğe sahiptir. Bu sebeple insanın her bir günü yeni bir fırsat, yeni bir hayat, yeni bir kimlik ve yeni bir sayfa oluyor. İnsana da bu yeni sayfayı imanla ibadetle doldurmak kalıyor.
Bu durumda insan bir gününü ibadetsiz geçirmiş olsa, mesela namazını o gün hiç kılmamış olsa, o gün insan açısından bir kayıptır. Hatta vazifesini yapmadığı için ceza gerektiren bir gün olur.
Bununla beraber her insanın kendine has hususi bir âlemi var. İnsanın her günü farklı bir âlemdir. İnsan, kendi ruh âlemini hangi renkle boyarsa, o aynada tecelli eden hususi âlemini de o renk ile boyamış olur.
Her sabah Güneş yeni bir gün için doğar. İnsanlar kendileri için doğan bu yeni fırsatı ya Allah’ın rızası dairesinde değerlendirerek hem dünyalarını hem ahiretlerini mamur ederler yahut o günü sadece geçici dünya menfaatlerinin peşinde koşarak geçirir ve ebedî kazançlardan mahrum kalırlar. İnsanın her yeni günü bir öncekinden farklıdır. Her gün yeni bir fırsat, yeni bir sayfa ve yeni bir hayattır. İnsanın bu yeni sayfayı ibadetle ve helal dairesinde çalışmakla doldurması gerekiyor.
Üstad Bediüzzaman her yeni günün ehemmiyeti hususunda şu mükemmel tespiti yapar:
"Evet, her gün her zaman, herkes için bir âlem gider, taze bir âlemin kapısı kendine açılmasından, o geçici her bir âlemini nurlandırmak için ihtiyaç ve iştiyakla لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ cümlesini binler defa tekrar ile o değişen perdelere ve âlemlere her birisine bir لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ ı lamba yaptığı gibi..." (Şualar, 11. Şua, Onuncu Mesele)
Dolayısıyla bazı şeyler zahiren aynı ve benzer görünüyor ise de hakikatte ayrı birer alemdir ve yepyeni bir mana taşır. Bu nedenle peygamberler (a.s) ve evliyalar bile zahiren monoton ve bazen boş gibi görünen bu dünya hayatını anlamlandırmak için tefekkür, ibadet ve tebliğ vazifelerini hakkıyla yapmaya çalışmışlardır. Bizler için birer örnek ve rehber olan bu kutlu zatların bu hayatı anlamlandırmak namına Allah'ın kendilerinden istediği başta iman ve ibadetleri yapmak, sonrasında ise Allah'ın davası olan tevhid davasını yaymak ve her daim bir sevap mahalli olan bu dünyadan istifade etmek gerekir.
Bu nedenle bu hayatı boş ve ehemmiyetsiz görmek, hakikati anlamamaktır. Bulunduğumuz her dakika bizim ebedi hayatımıza nurlar doldurmak içindir. Bir mümin dünya işi gördüğünde bile onu ahirete mal etmeye gayret edecektir. Zira meşru bir işin bile, hakkını veren müminler için ibadet sayıldığına dair rivayetler vardır.
Yeter ki dünyaya gelişimizin hikmetine uygun adım atalım, o zaman her an ve mekân bize cennetin esintilerini taşımaya vesile olacaktır. Dinlenmek, aileye meşru tarzda vakit ayırmak, sılayırahim yapmak, müminlerin mutlu ve acı günlerini paylaşmak gibi vesileler bize cennetin kapılarını açıyor.
Bu durumda yapılacak en mühim şey sünnet üzere yaşayıp hayatı bereketlendirmektir. Bununla birlikte cemaatle her daim hayırlı ve bereketli faaliyetler yürütmek için organizeler tertip etmektir.
Özetle:
Daralmanın sebebi, fıtraten cennet gibi ucu bucağı olmayan bir yer için yaratılmamızdır. Bu dünyaya sığmıyoruz, lakin o koca cennet ve ebedi saadet de burada kazanılacaktır.
Çareyi fâniyatta değil, bakiyatta aramalı ve her şeyden o baki âleme bir yol bulmaya gayret edilmeli.
Müslüman’ın lezzeti dünyevi şeylerde değil, dünyayı bize sevdiren ahirete tarla olan yüzü ile ilahi isimlere ayna olan yönündedir. Buraya kuvvet verilmelidir.
Yaptığımız işler rutin bile olsa, şuurumuz Kur'an ve sünnet ile ışıklanırsa hayatın anlamı değişir ve lezzete vesile olur.
İlave bilgi için tıklayınız:
- "Hem bil ki; her yeni gün sana, hem herkese bir yeni âlemin kapısıdır." İzah eder misiniz?
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü