"Altı cihetle istimdatkârâne baktım; hiç bir teselli göremedim. Zaman-ı mâzi tarafı, bir mezar-ı ekber ve müstakbel bir karanlık ve yukarı bir dehşet ve aşağı ve sağ ve sol taraflarından hazîn haller..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Bir zaman yüksek bir dağ başındaydım. Gafleti dağıtacak bir intibah-ı ruhî vasıtasıyla, kabir tam mânâsıyla, ölüm bütün çıplaklığıyla ve zeval ve fenâ ağlattırıcı levhalarıyla bana göründü. Herkes gibi fıtratımdaki fıtrî aşk-ı beka, birden zevâle karşı isyan edip galeyana geldi. Ve muhabbet ve takdirle pek çok alâkadar olduğum ehl-i kemâlât ve meşahir-i enbiya ve evliya ve asfiyanın sönmelerine ve mahvolmalarına karşı mahiyetimdeki rikkat-i cinsiye ve şefkat-i nev'iye dahi kabre karşı tuğyan edip feveran etti. Ve altı cihetle istimdatkârâne baktım; hiç bir teselli, bir medet göremedim. Çünkü, zaman-ı mâzi tarafı, bir mezar-ı ekber ve müstakbel bir karanlık ve yukarı bir dehşet ve aşağı ve sağ ve sol taraflarından elîm ve hazîn haller, hadsiz muzır şeylerin tehâcümâtını gördüm."(1)

Burada mü’min ile kâfirin kâinata ve hâdiselere nasıl baktığı ifade ediliyor. Kâinata ve hâdiselere iman nuru ile bakan mü’minin nazarında her şey saadet ve huzur kaynağı olurken, küfrün nazarında her şey karanlık ve azap kaynağıdır. İman dünyada mü’mine bir çeşit küçük bir cennet hayatı, küfür ise kâfire küçük bir cehennem hayatı yaşatıyor.

İman nurlu ve ışıklı bir gözlük olduğu için, her şeyin içyüzünü ve hakikatini gösteriyor. Küfür ise karanlıklı ve zulümatlı bir gözlük olup her şeyi çirkin ve kötü gösteriyor.

Mevcudatın ve mahlûkatın ölümle yok olmaları ve çok kısa bir süre yaşayıp ve aniden vefat etmeleri insandaki şefkat ve ebedî yaşama arzusu ile bağdaşmıyor. Bu da insanı hüzünlendirip acıya boğuyor. Mesela çok sevdiğimiz bir çiçeğin veya canlıların çok kısa bir hayat sürmeleri, insanın kalbini acıtıyor, ruhuna elem veriyor. İşte Üstad Hazretleri bunların iman ve tevhid nuru ile izale olduğunu beyan ediyor. Evet, hiçbir varlık yokluğa ve hiçliğe gitmiyorlar. Belki daimî ve ebedî bir âleme intikal ediyorlar.

"Bir mevcut, vücuttan gittikten sonra, zâhiren kendisi ademe, fenâya gider; fakat ifade ettiği mânâlar bâki kalır, mahfuz olur. Hüviyet-i misaliyesi ve sureti ve mahiyeti dahi âlem-i misalde ve âlem-i misalin nümuneleri olan elvâh-ı mahfuzada ve elvâh-ı mahfuzanın nümuneleri olan kuvve-i hafızalarda kalır. Demek, bir vücud-u surî kaybeder, yüzer vücud-u mânevî ve ilmî kazanır."(24. Mektub)

Mesela, bir çiçeği düşünelim; bahar mevsiminde açtı, o güzel yüzünü bize gösterdi, sonra solup öldü. Çiçeğin ifade ettiği mânalar, yani Allah’ın isim ve sıfatlarına ayna olması ve onu şuur sahiplerine izhar edip gitmesi çok kayıtlar altına alındı. Yani bir cihetle çiçeğin o şirin ve tatlı hali arşivlendi ve bu yönü ile bâkileştirildi.

Üstelik çiçeğin arşivlenmesi birçok şekilde yapılıyor. Bunlardan birisi misal âlemidir ki, bu âlemde bütün eşyanın resmi alınıp saklanıyor. İkincisi Levh-i mahfuz kamerasıdır ki bütün eşyanın aslı oradan geliyor ve oradan alınıyor. Üçüncüsü, insanların hafızalarıdır ki bu da kaderin küçük bir kamerası gibidir.

Demek bu çiçek bir vücud-u surî yani maddesini kaybeder, yüzer vücud-u mânevî ve ilmîyi kazanır.

En basit bir hayata mazhar olan bir çiçek yokluğa gitmez ise, bütün mahlûkatın en eşrefi olan insanın, hususan enbiya ve evliyaların ölümle hiçliğe ve yokluğa gitmesine Allah’ın sonsuz şefkati müsaade eder mi? İmanın nazarında mazi büyük bir mezarlık değil, dost ve ahbapların toplandığı nuranî bir meclis, istikbal ise karanlık değil, güzel manzaraların, hâle uğrayıp maziye intikal etmeyi bekledikleri bir bekleme salonudur.

İman ve tevhid, imanın altı esasını ve ulvî hakikatleri aydınlatan bir nurdur. Hiçbir varlığın yokluğa ve hiçliğe gitmediğini, muhtelif âlemlerde varlıklarını farklı devam ettirdiklerini gösteriyor. Şayet iman nuru ve tevhid nazarı olmazsa, mahlûkatın nereden gelip nereye gittiği, vazifelerinin ne olduğu, eşyanın hakikati, ölümün mahiyeti, kâinatın ve insanın yaratılış sırrı bilinemez.

İman nurundan mahrum olan kâfirin nazarında ölüm; bütün mevcudatı ve mahlûkatı mutlak bir yokluğa ve hiçliğe atan bir idam sehpasıdır. Zamanın akıp gitmesi varlıkları yokluk derelerine yuvarlayan dehşetli bir sel gibidir. Geçmiş, varlıkların yokluk mezarlığı hükmündedir. Gelecek ise, karanlık ve insanın başına hangi musibetleri getireceği bilinmeyen bir endişe noktasıdır.

(1) bk. Şualar, İkinci Şua, Birinci Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...