“Âmiriyet ve hâkimiyetin muktezası, rakip kabul etmemektir,..” Mütekelliminin penceresinden tevhidi ispat etmesi icap ederken; Üstadımızın âlemin nizamından tevhidi ispat ettikten sonra imkân ve hudus bahsine girmesinin bir hikmeti var mıdır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstad Hazretleri imkân ve hudus delillerine geçmeden, kâinattaki hassas nizamın ve mükemmel intizamın Allah’ın varlığına ve birliğine büyük bir şahid olduğunu ders veren birinci ayeti nazara veriyor. Allah’tan başka ilah olsaydı göklerin de yerin da fesada uğrayıp mahvolacaklarını ders veren bu âyet-i kerîmenin hakikatine insanların saltanatlarından bir örnek olmak üzere “küçük bir köyde iki muhtar bulunsa köyün rahatını ve nizamını bozarlar.” buyuruyor.

Şu pencere, imkân ve hudûsa müesses umum mütekellimînin penceresidir ve ispat-ı Vâcibü’l-vücud’a karşı caddeleridir. Bunun tafsilatını “Şerhü’l-Mevakıf” ve “Şerhü’l-Makasıd” gibi muhakkiklerin büyük kitaplarına havale ederek yalnız Kur’an’ın feyzinden ve şu pencereden ruha gelen bir iki şuâyı göstereceğiz. Şöyle ki:

Âmiriyet ve hâkimiyetin muktezası; rakip kabul etmemektir, iştiraki reddetmektir, müdahaleyi ref’etmektir. Onun içindir ki küçük bir köyde iki muhtar bulunsa köyün rahatını ve nizamını bozarlar. Bir nahiyede iki müdür, bir vilayette iki vali bulunsa herc ü merc ederler. Bir memlekette iki padişah bulunsa fırtınalı bir karmakarışıklığa sebebiyet verirler.”

Devamında kâinattaki hâkimiyetinin “saltanat-ı mutlaka sûretinde” ve amiriyetinin de “rububiyet derecesinde” olduğunu beyan ediyor. Mutlak, kayıt altına alınamayan demektir. Şerik olsa, İlâhî saltanat kayıt altına alınmış olacaktır, zira o şerikinde bu âlemde belli bir ölçüde de olsa sözünün geçtiği kabul edilecektir. Bilindiği gibi, ticaret erbabı yapacakları bir ticarî faaliyete sermayeleri yetmediği taktirde şirket kurar ve ortaklarla iş görürler. Bütün sıfatları sonsuz ve mutlak olan Allah’ın şerikten münezzeh olduğu en açık bir hakikattir.

Keza, Allah’ın amiriyeti de rububiyet derecesindedir. İnsan sultanlarının emirlerini icra etmeleri güç ve kuvvetçe diğer insanlardan daha ileri olmalarına bina edilir. Allah’ın amiriyeti ise rububiyete dayanır, yani emrettiği varlıkları O yaratmış ve terbiye etmiştir. Yine o memurlar heykeller gibi cansız ve sabit varlıklar değillerdir, her an bütün hücrelerinde değişim olmakta, her şeyleri tedricen değişmektedir. Yani rububiyet o varlığın hayatının devamında da daima hükmünü icra etmektedir. Böyle bir varlığa Allah’ın emretmesi ve hükmünü icra etmesi son derece kolaydır. O halde saltanatını ve amiriyetini devam ettirmek için şeriklere hiçbir cihetle ihtiyacı yoktur.

Üstad Hazretleri bu hakikati ders vermek üzere, Kasas Sûresinin 88. âyet-i kerîmesini nazara veriyor:

“ … O’nun zâtından başka her şey helâk olucudur. Hüküm yalnızca O’nundur ve kesinlikle O’na döndürüleceksiniz.”

Anladığımız kadarıyla, Üstad Hazretleri kelam âlimlerinin takip ettikleri yolu izah ve tekmil etmeden önce, Nur’un mesleğini bir nebze de olsa nazara vermiş oluyor. Daha sonra imkân ve hudus delillerine geçiyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...