Üstad, mevti güzel gösterip, korkutucu olmasını dalalet ve küfre bağlıyor. Başka zatlar ölümü dehşetli tasvir ediyor. Neden farklı?

Soru Detayı

- Risalelerde ölüm korkusu nasıl işlenmiştir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu meseleye Üstad Hazretlerinin şu ifadeleri işaret ediyor:

"Yani, 'Eğer dostlardan mufarakat olmasaydı, ölüm ruhlarımıza yol bulamazdı ki, gelsin, alsın.' Demek, en ziyade insanı öldüren, ahbaptan mufarakattir. Evet, hiçbir şey beni o vaziyet kadar yandırmamış, ağlatmamış. Eğer Kur'ân'dan, imandan medet gelmeseydi, o gam, o keder, o hüzün, ruhumu uçuracak gibi tesirat yapacaktı." (Yirmi Altıncı Lem'a, On Üçüncü Rica)

Eğer dostlardan ayrılmak, yani ölümde ayrılık acısı olmasa idi, ölüm ruhlarımıza yol bulamazdı, yani insanlara o kadar da ürperti ve dehşet vermezdi. Ölümü dehşetli ve ürpertili kılan şey, alıştığımız ve ünsiyet ettiğimiz dostlarımızdan ayrılmak ve onları bir daha dünya gözü ile görememek acısıdır. Bu beyitte şair ölümün maddî ve zahiri yüzüne bakarak ölümü bir ayrılık kaynağı ve dost ve ahbaplardan ebedî bir hasret sancısı olarak görüyor. Haliyle bu bakış insana bir karamsarlık ve acı veriyor. Şair bu acısını bu beyit ile ifade ediyor.

Üstad Hazretleri, şayet ben de ölüme şairin bu sığ bakışı gibi baksa idim, ölüm benim ruhumda çok acı ve derin tesirler bırakacak ve dehşetli tahribatlarda bulunacaktı, diyor. Ama Kur’an nuru ölümün sırrını çözdüğü için, mevt şairin ifade ettiği gibi ebedî hüsran ve acıklı bir ayrılık değil, tam aksine sonsuz bir saadete kavuşmanın ilk adımı ve bir başlangıcı hükmündedir. Öyle ise ölümden korkup ürkmenin kimseye bir faydası yoktur, çare de değildir. Onun yüzüne merdane bakıp bizden ne istiyor ise hakkını vermeliyiz. Bizden istediği tek şey Allah’a hakkı ile kul olmaktır.

Ölümün fiziki birtakım acı ve elemlerini de dünyada çektiğimiz sıkıntı ve hastalıklar nevinden telakki etmeliyiz. Fiziki acılar bir anlıktır, gelip geçer, ama manevî ve ruhi acıların tahribatı daha tesirli ve devamlıdır.

Ölümün arkasındaki sonsuz kavuşma ve ebedî bir hayat, ölümün bütün sinirlerini kuruttuğu için, insana çok az bir maddî acıyı bırakıyor. Bundan ürpermek de mümin bir insana yakışmaz. Allah hayırlı ve imanlı ölmeyi nasip etsin, demeliyiz.

Risale-i Nur'a göre ölüm korkusu firak (ayrılık) korkusudur. Yani ülfet ve ünsiyet ettiği bu dünya hayatından ayrılmak, ölümün en acı ve en acıtıcı tarafıdır. İnsanların ölümden korkması da bu yüzdendir.

"Saniyen: Ölüm, sureten göründüğü gibi dehşetli değil. Çok risalelerde gayet kat'î, şeksiz, şüphesiz bir surette, Kur'ân-ı Hakîmin verdiği nurla ispat etmişiz ki, ehl-i iman için ölüm, vazife-i hayat külfetinden bir terhistir. Hem dünya meydanındaki imtihanda, talim ve talimat olan ubudiyetten bir paydostur. Hem öteki âleme gitmiş yüzde doksan dokuz ahbap ve akrabasına kavuşmak için bir vesiledir."

"Hem hakikî vatanına ve ebedî makam-ı saadetine girmeye bir vasıtadır. Hem zindan-ı dünyadan, bostan-ı cinâna bir davettir. Hem Hâlık-ı Rahîminin fazlından, kendi hizmetine mukabil ahz-ı ücret etmeye bir nöbettir. Madem ölümün mahiyeti hakikat noktasında budur; ona dehşetli bakmak değil, bilâkis rahmet ve saadetin bir mukaddemesi nazarıyla bakmak gerektir."

"Hem ehlullahın bir kısmının ölümden korkmaları, ölümün dehşetinden değildir. Belki daha fazla hayır kazanacağım diye, vazife-i hayatın idamesinden kazanacakları hayrat içindir."

"Evet, ehl-i iman için ölüm rahmet kapısıdır, ehl-i dalâlet için zulümat-ı ebediye kuyusudur." (Yirmi Beşinci Lem'a, Dokuzuncu Deva)

Ölümü daha dehşetli hale getiren ikinci husus ise, ölümü ebedî bir yok oluş olarak düşünmektir. Yani dünya hayatına sıkı sıkı bağlanmış bir kâfir için ölüm, dünyadan ebedî olarak kopmak manası taşıdığı için, ölümden dehşetli korkar.

Ama ahirete iman etmiş bir mümin için, ölüm sadece bir mekân değiştirme vesilesidir. Dolayısı ile mümin ölümden korkmaz, kâfir gibi dehşete düşmez. Dünyadan daha güzel bir âleme giden bir adam, neden dünyadan ayrıldığına üzülsün ki.

İman ölümün en dehşetli tarafı olan ebedî firakı, yani sonsuz ayrılığı ebedî visale yani sonsuz kavuşmaya dönüştürüyor. Dolayısı ile müminde ölüm korkusu sadece hesap verme korkusu şeklinde olabilir.

"Hem mevt ve eceli, âlem-i berzaha giden ve âlem-i bekada olan ahbaplara visal ve mülâkat mukaddimesi olarak gösterir. Ehl-i dalâletin nazarında bütün ahbabından bir firak-ı ebedî telâkki ettiği ölüm yaralarını böylece tedavi eder. Ve o firak, ayn-ı lika olduğunu ispat eder."

"Hem kabrin âlem-i rahmete ve dâr-ı saadete ve bağıstan-ı cinâna ve nuristan-ı Rahmân'a açılan bir kapı olduğunu ispat etmekle, beşerin en müthiş korkusunu izale edip, en elîm ve kasavetli ve sıkıntılı olan berzah seyahatini en leziz ve ünsiyetli ve ferahlı bir seyahat olduğunu gösterir. Kabir ile ejderha ağzını kapatır, güzel bir bahçeye kapı açar. Yani, kabir ejderha ağzı olmadığını, belki bağıstan-ı rahmete açılan bir kapı olduğunu gösterir." (Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 16.384
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...